banner17

Dünya edebiyatının devlerine eleştiriler yazan isim: Marcel Proust

Proust, “Edebiyat ve Sanat Yazıları” kitabında eleştiri, deneme, in­celeme, biçiminde yazdığı yazılarını okurlarına sundu. Kitapta Goethe, Dostoyevski, Tolstoy, Flau­bert, Baudelaire, Chateaubriand gibi yazarların, şiirlerine ve yazılarına yorumlar yaptı.

Dünya edebiyatının devlerine eleştiriler yazan isim: Marcel Proust

Dünya edebiyatının önemli kalemlerinden biri olan Marcel Proust, 10 Temmuz 1871 yılında Auteuil’de doğdu. Bütün yaşamını etkileyecek astım krizlerinin ilkini 1881’de geçirdi. 1890 yılında hukuk fakültesine ve siyasal bilgiler okuluna kaydoldu. Edebiyata olan ilgisiyle dikkat çeken Proust, arkadaşlarıyla beraber “Le Banquet” dergisini çıkarmaya başladı. Dergide eleştiri yazıları yazdı. Ona göre edebiyat dünyasının yarısı çok parlaktı, okunmalıydı; diğer yarısı da okunamayacak kadar ağırdı.

Proust’un babası Achille Adrien Pro­ust, Avrupa ve Asya’da koleranın neden­lerini ve yayılmasını araştırmakla görevli bir patolog ve epidemioloji uzmanıydı. Tıp ve hijyen konulu birçok makale yazmıştır. 1893 yılında “Swann’ın Bir Aşkı”nın tasla­ğını oluşturabilecek olan ilk deneme yazı­sını yazdı. Felsefe alanında ilgi duyan ya­zar, 1895 yılında felsefe diplomasını aldı.

Proust, 1908 yılından sonra tamamen inzivaya çekilerek hiç ara vermeksizin yedi bölüme ayırdığı başyapıtı “Kayıp Za­manın İzinde” romanı üzerinde çalışmaya başladı. “Kayıp Zamanın İzinde” aristokrasinin çöküşü ve orta sınıfın yükselişine denk gelen Üçüncü Cumhuriyetçiler yönetimi altında gerçek­leşen büyük toplumsal değişimleri konu alır. Bu roman 1927 yılına kadar 15 cilt ve yedi bölüme ayrılmış olarak çıktı. 1913’te ilk bölümü olan “Swann’ların Tarafı” çık­tıktan sonra onu izleyen diğer bölümler “Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde”, “Guermantes Tarafı”, “Mahpus Kadın”, “Sodom ve Gomorra”, “Albertine Kayıp” ve “Yakalanan Zaman”ı yayımlandı.

Aile ve çevresindeki değişimler

Marcel Proust’un 1900-1905 döne­minde aile çevresi ve genel olarak hayatı, büyük değişimler geçirdi. Şubat 1903 yılı­nın Kasım ayında babasını, Eylül 1905’de annesini kaybetti. Daha sonraki yıllarda ciddi sağlık sorunları yaşadı. Proust, vefat etmeden önceki son üç yılını yatak oda­sında geçirdi. 1922 yılında zatürreye yaka­lanıp hayatını kaybetti.

Marcel Proust ile yapılan bir anket­ten:

Kendimde gördüğüm en temel ku­sur:

İstemeyi bilmemek, becerememek.

Ne olmak isterdim?

Kendim olmak isterdim; sevdiğim ki­şilerin beni görmek istedikleri gibi biri ol­mak isterdim.

En sevdiğim renk:

Güzellik renklerde değil, renklerin ahengindedir.

En sevdiğim besteciler:

Beethoven, Wagner, Rembrandt.

En sevdiğim kuş:

Kırlangıç

En fazla hoşgörüyle karşılayacağım hatalar:

Anlayabileceğim hatalar.

Benimsediğim özlü söz:

Söylersem uğursuzluk getirir, diye korkarım.

Beni üzecek en büyük mutsuzluk ne olabilirdi?

Annemi ve anneannemi tanımamış olmak.

Edebiyat ve sanat eleştirileri

Dünya edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Marcel Proust, lise yıllarından ölümü­ne dek uzanan süreçte eleştiri, deneme, incele­me, açıklama, mektup biçiminde kaleme aldığı ve birçoğunu dönemin önde gelen dergilerinde ya da gazetelerinde yayımladığı metinlerde sü­rekli tartışan, hep kendini arayan görüşleriyle dikkat çeken yazarlardan biridir.

Proust, “Edebiyat ve Sanat Yazıları”nda eleştiri, deneme, in­celeme, açıklama ve mektup biçiminde yazdığı yazılarını okurlarına sunar. Goethe, Dostoyevski, Tolstoy, Flau­bert, Baudelaire, Chateaubriand gibi yazarların, şiirlerine ve yazılarına yorumlarda bulunmuş­tur. Ayrıca Proust, Rembrandt, Watteau, Monet gibi ressamların resimleri hakkında yorumla­rıyla dikkat çeker.

“Bir şairin hayatında diğer insanların ha­yatındaki gibi küçük olaylar vardır. Şair de kıra gider, seyahat eder. Ne var ki bir eserinin son sayfasının en altında bir yaz mevsimini geçirdiği kentin tarihle yan yana yazılı adı, başkalarıyla paylaştığı hayatı onun bambaşka şekilde kul­landığını gösterir; bazı durumlarda kitabın ya­zıldığı zaman ve yer belirtilen bu kent adı aynı zamanda romanın geçtiği kentin adıyla aynıysa, romanın tamamını gerçekliğe uyarlanan devasa bir uzatma gibi görür, gerçekliğin şair için baş­kalarından çok farklı bir anlam taşıdığını, ara­dığı, ayıklanması hiç de kolay olmayan değerli şeyi içerdiğini anlarız. Şairin adeta büyü tesiri altında, her şeyin içinde saklanan değerli unsu­ru kolaylıkla bulduğu zihinsel durum nadirdir. Dolayısıyla mantık yürütmeye, dehayı tekrar ele geçirmek için çabalamaya, kitaplardan, aşktan, seyahatten bildik mekânlara dönmekten destek aramaya başlar.”

“İlham denilen şeyi yaşamı herkes aklımı­za gelen bir fikrin mükemmeliyetinin tek işareti olan ve ortaya çıkar çıkmaz bizi dörtnala peşin­den koşturan, bir anda kelimeleri esnek ve şef­faf kısılan, birbirine yansıtan o ani heyecanı ta­nır. Bunu bir kez yaşamış olanlar, bize ne kadar doğru gelse de her fikrin, ne kadar farklı gelse de her kavramın ifade edilmeye değer olmadığı­nı bilir; söyleyeceğimiz şeyin aktarılmaya değer olduğunun ve ileride başka yüreklerde de aynı coşkuyu yaratabileceğinin tek işareti olan o coş­kunluğun içlerinde yeniden belirmesini bekler­ler. Dolayısıyla bu coşkuların artık belirmediği dönem pek kederli bir dönemdir; aklımıza ge­len her fikrin ardından o heyecanı, zihin yenile­nişini bütün duvarların yıkılışını, içimizde hiçbir engelin, hiçbir katılığın kalmayışını, özümüzün tamamının bizim tarafımızdan desteklenme­den, durdurulmadan akmaya, bizim istediğimiz şekle girmeye hazır bir lava benzemesini bey­hude bekleriz.”

Klasisizm ve romantizm

“Gerçek her sanat eserinin klasik olduğu­nu düşünüyorum ama zihin yasaları, eser or­taya çıktığında klasik olduğunun anlaşılmasını nadiren izin verir. Bu bakımdan sanat da hayat gibidir. Mutsuz aşığın, siyasi partizanın, man­tıklı ebeveynin dili, o dili konuşan kişi için karşı konulmaz bir aşikârdık barındırır. Oysa bu dilin muhataplarını ikna ettiğini görmeyiz; bir doğru önce doğduğu zihne benzer kılmak zorunda ol­duğu zihinlere dışarıdan dayatılamaz.

Kuşkusuz bu eleştiri sanatçının eğilimle­rine gelişme çizgisine zıt olmamalıdır. Özetle, M. Charles Mauuras, Criton imzasıyla yazdığı muhteşem incelemelerinde çok az keyfi olan adlandırmaları bu şekilde çoğaltmanın tehlike­si konusunda bizi uyarmış olmasa derdim ki be­nim klasik diye adlandıracaklarım, anlaşılma­dıkları süre boyunca romantik, realist, dekadan vs. adlandırılmış büyük sanatçılardır.”

“Hazlar ve Günler”

Marcel Proust’un şiir yönünü geliştirmesi açıdan önem taşıyan “Hazlar ve Günler” eseri, bir başyapıt olan “Kayıp Zamanın İzinde”nin ha­bercisi olma özelliği taşır.

“Hırs insanı şan ve şöhretten daha çok sarhoş eder. Arzu her şeyi yeşertirken sahip oluş soldurur; hayatı yaşamaktansa düşlemek yeğdir; kaldı ki yaşamak da bir bakıma hayatı düşlemektir, ama hem gizemi hem de netliği azalmış bir düştür. Geviş getiren hayvanların cılız bilincindeki dağınık düşlere benzer, ka­ranlık ve ağır bir düş.”

“Hazlar ve Günler” kitabı Marcel Proust’un felsefi düşünceleri, kısa öyküleri ve düzyazı şiirlerinin yer aldığı önemli bir eserdir. Eserle yazarın düşünce dünyasına göz atabilen okur­lar, Paris salon toplumunun öykülerini odağına alırken dönemin yaşantısı hakkında eleştirel bir bakış açısını da izler.

Marcel Proust “Yakalanan Zaman” kita­bında okurları için şu notu düşüyor: “Böyle bir kitabı yazmayı başaran kişi ne kadar mutlu olurdu! O kitabı yazmak ne büyük emek ge­rektirirdi! Bir fikir verebilmek için en yüce birbirinden en farklı sanatlarla karşılaştırma yapmak yerinde olur, çünkü böyle bir kitaptaki karakterlere hacim kazandırabilmek için her birinin farklı yönlerini göstermek zorunda olan yazarın, kitabını titizlikle, birliklerini sürek­li yeniden gruplandırmak tıpkı bir saldırı gibi hazırlanması, bir yorgunluk gibi ona tahammül etmesi, bir kural gibi kabullenmesi, bir perhiz gibi ona uyması, bir engel gibi onu aşması, bir dostluk gibi fethetmesi, önsezisi bizi hayatta ve sanatta en çok duygulandıran şey olan o mu­ammaları da göz ardı etmemesi gerekir. Bu tür kitaplarda öyle bölümler vardır ki zamansız­lıktan, taslak haline kalmışlardır ve mimarın planı fazlasıyla kapsamlı olduğundan, muhte­melen hiçbir zaman tamamlanmayacaktır.”

Yaşamın getirdiği sorunlar

Fransız yazar Marcel Proust’un en önemli eseri olarak gösterilen “Kayıp Zamanın İçinde” romanının yedinci ve son cildi “Yakalanan Za­man” adlı romandır. Yazar bu romanında zaman kavramının insan doğasını nasıl etkilediğini ve hayatın getirdiği sorunlara yeni yorumlar geti­rir. Ayrıca yaşamın felsefi ve edebi yönü üzerine de eleştirel bir bakış açısı getirir.

“Şimdi yaşlılığın ne demek olduğunu an­lıyordum. Bütün gerçekler arasında tamamen soyut bir kavram olmayı en fazla sürdüren yaş­lılıktır belki de takvimlere bakar, mektupları­mıza tarih atar, arkadaşlarımızın çocuklarının evliliğine şahit olur ve belki korkudan, belki tembellikten bunun anlamını kavramayız ta ki bir gün M. d’Argencourt gibi yabancı bir siluet görüp de yeni bir dünyada yaşadığımızı anla­yınca kadar ta ki bir gün bir kız arkadaşımızın torunu, içgüdüyle akranımızmış gibi davrandı­ğımız bir delikanlı, bizi bir dede olarak gördüğü için onunla alay ediyormuş gibi bize gülümse­yinceye kadar, ölümün, aşkın, ıstırabın faydası­nı ve temayülün anlamını kavrıyordum.”

“Kayıp Zamanın İzinde” eserinin çözüm bölümü olan “Yakalanan Zaman”, aslında bü­tün yapıtın ilk yıllarında belirlenmişti. Proust, bu eserinde zamanın insanlar üzerindeki etkisi­ni irdeler. Ona göre bir yazar, hakikati kavramak istiyorsa insanları, zaman içinde yani günlerin ve anların akışı içinde betimlemelidir.

Bir Edebiyat Eleştirmeni; “Marcel Proust”, Kitabın Ortası dergisi, Ocak 2019, sayı 22.

Güncelleme Tarihi: 12 Mart 2019, 09:39
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20