Dön de ıssız kalan mazine bir bak!

Şimdiye değin ne kadar kitap okuduğunuzu kim bilir? Bir ömür içine sığdırabildiğiniz sayılamayacak denli kitaplar geldi geçti ellerinizin arasından. Sen ey yolcu, okuduğun bunca kitaba rağmen O’na dönüp bakmadın. Bir insanın yazdığına gösterdiğin ilgiyi, ondan esirgedin… Mehmet Ersoy yazdı.

Dön de ıssız kalan mazine bir bak!

 

 

Bu eli tut!

Şimdiye değin ne kadar kitap okuduğunuzu kim bilir? Bir ömür içine sığdırabildiğiniz sayılamayacak denli kitaplar geldi geçti ellerinizin arasından. Çocuk öykülerinden belki de başlayarak, geçmiş yıllarınıza romanlar, şiirler ya da farklı türlerde yığınlarla yapıtlar eşlik ediverdi. Alt alta ya da üst üste koyduğunuzda sizi değerli kılan bir emeğin altına imzalar attınız. Ne güzel!...

Denebilir ki, o emeği kitaplardan bir anıta dönüştüren, onlardan devşirilen bilgilerdir. Zaman ayırmaya değsin değmesin, insanlığın yüz akı sayılabilecek bir eyleme katıldınız. Ve yazılan o kitapları yerde koymadınız. Elinize alarak kadir kıymet bildiniz.

Ey yolcu! Çıktığın bu hayat yolunda Aleks Carrel’in dediği gibi;

Dön de ıssız kalan mazine bir bak!

Yolunda ağaçlar ne kadar ince ne kadar uzak

Allah’ım vakit çok mu geç, fazla mı bekledim yoksa

Yaşamak için bol bol zamanım var mı daha?

dizeleriyle sen de bu endişelere katıldığını göreceksin. Görecek ve kendinle ne kadar kıvanç duysan da bir şeyleri hep es geçtiğini, ihmal ettiğini, o kervana dâhil olup olmadığını er geç anlayacaksın.

Yerlerin ve göklerin sahibinden, bir kitap, bir vedia armağan edilmişti sana. Göklerin ve yerin yüklenmekten sarf-ı nazar ettiği bir emanetti insanlığa. Öylece orada duruyordu. Yüzyılların arasından süzülüp gelen esrik fırtınalardan korunuyordu hep. Bir ömür boyu gelen baktı, geçen baktı, ilgilenen de oldu ilgilenmeyen de.

Sen ey yolcu, okuduğun bunca kitaba rağmen O’na dönüp bakmadın. Bir insanın yazdığına gösterdiğin ilgiyi, ondan esirgedin. Şiir kitaplarından, öykülerden, polisiye romanlardan, gençlik dizilerinden başını kaldırıp da, evrenin sahibinin çağrısına duyarlı bir kişilik gösteremedin. O kitap bir yerlerinde zaten buna işaret etmişti; ancak sen görmedin. Şöyle dile getiriyordu senin bu duruşunu:

“Ey Rabbim! Benim bu kavmim/toplumum Kur’an’ı terk etti; ihmal etti, kulak asmadı…”

Okuduğun belki de yüzlerce eser arasına katmayı, eserlerden bir eser gibi bakmayı bile akıl etmedin. Kimileyin, yanından geçmeyi bile göze alamadın. Onunla birlikte görülmeye “rezerv koydun” kendince. Bir türlü yaygaraların, propagandaların zincirlerini kırıp da o sayfalarla bir kez olsun buluşamadın. Oysa bu buluşmayı gerçekleştirebilseydin, onun eserlerden bir eser olmadığını, bir şaheser olduğunu fark edecek; ondan uzak kaldığın günlerine yazıklanacaktın.

Bu eli tut. Tut ki, ötelerden sana uzatılmış olan bu fırsat bir daha ele geçmez. Bilirsen, Allah’ın insanlarla temas kurmasının büyük bir anlamı olduğunu anlarsın. Göğün armağanı, senden bu idraki fazlasıyla beklemektedir. İnsanlığın yeryüzündeki asıl macerası, bir bakıma bu kitabın sayfaları arasından sana haberleriyle el etmektedir. Bu çağrıya kulak ver ve sakın ha arkanı dönme!... Bütün bir insanlık serüveninin, tarihinin sayfalarından, deneyimlerinin, birikimlerinin arasından damıtılmış bu sese sağır kalma! Zira senin nihai kaderin de, o sayfalar arasından bir el uzatışına denk düşmededir…

Şimdi ey yolcu! Sen güneşin doğduğu ve ışıklarını serpiştirdiği o anı yakalayabilecek bir fırsatı hala elinde tuttuğu unutma! Vakit henüz geçmiş sayılmaz. Bu işin yaşı/başı yoktur. Yetmişinde de tanışmak var bu vartada. Kadri, kıymeti bilinmemiş gecelerin arasından bir gecede sunulan bu eli gör. Bu sana/insana uzatılmış bir can simididir hayat okyanusunda. Müslüman’a değil. Arap olana, İranlı’ya, Türk’e, Kürt’e değil yalnızca. Tüm insanlara, tüm kıtalardan kadınlı erkekli beşeriyetedir, bu manifesto…

Sen bu ışığı uykudayken fark edemezsin. Uyan ve “güneşin kötüleri de aydınlatan” yanına bir bak! Göreceksin dirilten soluğu. Bu eli tutup tutmamakta serbestsin. Bu tercih, bu seçim yalnızca sana bırakılmıştır, unutma! Bu eli tutmadığına, bir gün pişmanlık duyarsan, vaktin artık geç olduğu an gelmiş demektir. Dönüşü olmayan bir yolda olduğun su götürmez bir gerçekliktir. Hiçbir mazeretin geçerliliğinin olmayacağı bir günde, dövünmenin ne önemi olabilir?...

 

Mehmet Ersoy yazdı

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 22 Kasım 2013, 14:02
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13