Doğu’dan Avrupa’ya kanatlanarak uçan “moda ve stil”

Moda gelip geçicidir ama zamana meydan okuyan stiller, zevkleri belirlemeye hep devam eder. Bu yüzden, bugün Avrupa’yla özdeşleşen birçok giyim stilinin ve fikrin bin iki yüz yıl önce Müslüman İspanya’sında doğmuş olmasına çok şaşmamak gerekir.

Doğu’dan Avrupa’ya kanatlanarak uçan “moda ve stil”

Stil, ahenk ve zarafetten doğan güzellik ve sağlıklı ritim ancak sadelikle mümkündür.’’

Eflatun

                                                                                                                                  

                                                                                                                           

Müzisyen ve adâbimuaşeret hocası Ziryab, aynı zamanda 9. yüzyıl Kurtuba’sında bir moda belirleyicisi ve stil simgesiydi. BBC’de yayınlanan Avrupa'da İslâm Tarihi adlı programın sunucusu Rageh Omar ile konuşan yazar Jason Webster, Ziryab hakkında şu sözleri sarf eder: “Modayı olduğu gibi yanında getirmişti. Bugün Paris ya da New York neyse o zaman da Bağdat öyleydi... Ayrıca, Bağdat’tan Kurtuba’ya sürekli bir fikir akışı söz konusuydu; diş macununu, deodorantı ve kısa saç modasını bile getirmişti... Sokak lambaları, kanalizasyon aItyapısı ve musluk suyu bulunuyordu; işte o önemin Kurtuba’sı öyle bir yerdi...’’

Ziryab'ın yeni yemek takımlarını, giyim-kuşam modasını ve hatta satranç ve polo oyunlarını oradan getirdigi esas topraklar, en büyük ve bilim merkezlerinden biri olan Bağdat’tı. Ziryab, zevk sahibi ve seçici olmasını biliyor, adı zarafetle birlikte anılıyordu. O, ince zevke sahip lüks tarzıyla sarayları dekore ederken, sıradan Kurtubalılar onun yeni kısa saçını taklit etmekte, İspanya’ya getirdiği deri mobilyaları kullanmaktaydı.

Fransiz tarihçi Henry Terrace, ölümünden bin iki yüz yıl sonra Ziryab hakkında şunları kaydeder: ‘’Kışlık ve yazlık kıyafeti getiren Ziryab, bir modanın ne kadar süreceğini belirliyordu. Mevsimler arasındaki geçiş dönemlerinde giyilecek kıyafetler de eklemişti. Onun aracılığıyla, Doğunun lüks kıyafetleri İspanya’ya gelmiştir. Onun nüfuzu ile bir moda endüstrisi gelişmiş, bugün Fas’ta hâlâ rastlanan renkli şeritli kumaş ve şeffaf katlardan oluşan elbiselerin üretimine başlanmıştır.’’

Ziryab’ın başarıları kendisine, nesiller boyunca aktarılan bir itibar kazandırdı. İslâm dünyasında hemen her şehirde onun adını taşıyan pek çok cadde veya mekan vardır. Batıda ise müzisyenler onu hâlâ saygıyla anmaktadır.

Ziryab’ın İspanya’nın güneyinde yaşadığı dönem, İslâm dünyasının bütününü sarsan bir hareket ve gelişmeyle aynı günlere denk gelmişti. Bu kapsamlı dönüşüm, elbette, tek bir kişiye izafe edilemez. Onun ismi bu dönüşümle birlikte anılan efsanevi bir kişilik halini almıştır.

Müslümanlar, Özellikle Endülüs’te mevsim etkilerini dikkate alan karmaşık bir hayat tarzı geliştirmişti. Rahatlığa ve hayat kalitesine büyük dönem veren Müslümanlar, mevsimlere uygun belirli gıdaların tüketilmesine ve belirli tarzda ya da belirli kumaşlardan yapılan giysilerin giyilmesine önem veriyordu. Kışlık giysiler sıcak tutan pamuklu ya da yünlü kumaşlardan ve genellikle koyu renklerde yapılıyordu, Yazlık giysiler ise pamuklu, ipek ve keten gibi hafif ve açık renkli kumaşlardan yapılıyordu. Kumaşların göz alıcı renkleri, yerel olarak üretilen boyalardan elde ediliyordu.

Endülüs Müslümanları, mantar tabanlı ayakkabı üretimi gibi varisi oldukları Romalılar döneminde geliştirilmiş çeşitli iş kollarını da (meşe ağacına dayanan endüstriler) devam ettirdiler. Müslümanların üretim tekniğini yoğunlaştırması ve çeşitlendirmesi sayesinde ülke genelinde her yerde kullanılmaya başlayan mantar ayakkabılar başlıca ihraç ürünü haline geldi. Kurk adı verilen ve çoğulu ekrak olan bu ayakkabılar, sonraları Kastilya diline alcorque olarak geçmiştir. Bu ayakkabıları yapan ustalara kerrak deniyordu. Bu ayakkabı ustaları arasında adından İbn Arabî tarafından bahsedilen İşbiliyeli (Sevilla) Sûfî sandalet ustası Abdullah da yer almaktaydı. Bu işle uğraşan ustaların yaşadığı Kerrakin semti bugün Gırnata’da (Granada) Caraguin adıyla bilinmektedir. Madrid'de de ismi mese anlamına gelen bir semt bulunmaktaydı (ve bugün de bulunmaktadır).

Orta Çağ’da yaşamış Sakatî ve İbn Abdun adında iki Müslüman yazar, mantar tabanlı ayakkabıların üretimi hakkında ayrıntılı bilgi vererek özellikle arkaya dikilen deri parçanın sağlam olması, derinin deriye dikilmesi ve ara ya dolgu malzemesi koyulmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Bazı ayakkabı ustaları topuğu yükseltmek için altına kum koyuyorlardı; bu da ayakkabı giyildiğinde topuğun kırılmasıyla sonuçlanmaktaydı.

Bir dahaki sefere alışverişe çıktığınızda, gösterişli marka mağazalarında son modayı kovalarken bin yıl öncesinin yüksek topuklarını da hatırlayınız. Tiril tiril yazlık bir pantolonu ya da elbiseyi denerken bin iki yüz yıl öncesinden süzülen Karakuş Ziryab’ı hatırlayın, çünkü o günler bu tarz fikirlerin kanatlanıp Doğu’dan Avrupa'ya uçtuğu günlerdi!

1001 İcat Dünyamızda İslâm Mirası

Editör: Salim T S Al-Hassani

Yayın Tarihi: 05 Mart 2021 Cuma 13:15
banner25
YORUM EKLE

banner26