Doğu anlatı geleneğinde romanın yeri

Fatih Andı’nın “Roman ve Hayat” kitabında, çeşitli edebiyat dergilerinde zamana yayılarak yayınlanan roman sanatına dair yazıları yer alıyor..

Doğu anlatı geleneğinde romanın yeri

 

 

Fatih Andı’nın çeşitli edebiyat dergilerinde zamana yayılarak yayınlanan yazılarının yer aldığı Roman ve Hayat kitabı, yaklaşık olarak yedi senelik bir süreci kapsayan izlenimlerden oluşuyor. Kitabın içeriğini oluşturmakta olan her yazı hem bir bütün niteliğinde olup hem de birbirinden farklı konuları içeriyor. Özellikle kitap, romanın gelişim sürecini toplumumuzun Batılılaşma süreciyle paralel bir şekilde ele alarak geleneksel anlatının şekillendirmesini gözlemler.

Başka hayatların farkına varış ve bu varışla birlikte başka düşüncelere açılışın anahtarı olarak da nitelendirebileceğimiz roman, Fatih Andı’ya göre Doğu ve Batı kültürünün insana bakışını yansıtır. Çünkü Doğu anlatı geleneğini yansıtmakta olan edebiyat, Andı'ya göre insanı ele alırken onu daha çok eşref-i mahlukat yani insanların en şereflisi olarak ele alır. Fakat Batı zihniyetini yansıtmakta olan anlatı geleneği ise insanı daha çok yaratılıştan günahkâr kılarak onu suçlu addeder. Bu iki karşılaştırma ise az çok tahmin edilebileceği üzere anlatı geleneğinde dinî anlayışın etkisi olduğunu ortaya koyar.

Andı, medeniyetlerin geleneksel yapısının, toplumun ahlakî endişelerinin ve dünya görüşlerinin roman kurgusunda ne derecede etkili olduğunu bu şekilde gösterdikten sonra romanın gelişim sürecini de analiz ederek Batı anlatı geleneğinin oluşum sürecini ele alır. Andı'ya göre toplumsal ve siyasal olaylarla birlikte gelişme gösteren romanın, Avrupa’daki sosyo-politik süreçlerden etkilendiği de muhakkaktır. Nitekim Andı, kitabında bu nedenle feodal yapının sebep olduğu sınıfsal çatışmayı, romanın gelişiminde bireyselleşme boyutu olarak geniş bir şekilde ele alır. Ve insanı yaratılıştan suçlu olarak gören Hıristiyan anlayışı ile kapitalizmin ferde dayalı sömürü anlayışının, Avrupa'da gelişme gösteren çatışmalarla, savaşlarla ve yıkımlarla bağlantısını kurar. Çünkü romanlardaki macera, trajedi ve dram gibi olaylar, yaşananların edebiyata yansımalarından oluşmaktadır.

Ayrıca bu toplumsal olaylar neticesinde Batı'da gerçekleşen mahremiyetin aşılmasının, suç unsurlarının fert hayatına yansımasının ve huzursuz bir hayatın unsurlarının romanın sosyal yapısındaki anlatıyı zenginleştirdiğini söylemekte olan Andı, Türk romanının, Batı romanının gerisinde kalmasının temelindeki farkın, orada kapitalist bir toplum olmasına dayandırır. Çünkü romanların beslendiği kaynaklar çatışma unsurlarını oluşturan Batı'daki feodal ve kapitalist anlayışın doğurduğu sınıf çatışmalarıdır. Doğu anlatı geleneğinde ise bilindiği üzere dingin bir yaşantı vardır. Bunları kitap içerisinden birkaç örnekle gösterecek olursak, Osmanlı döneminde adaletle yönetilen bir ailenin huzurlu, mutlu ve başkalarının haklarına göz dikmeyen yapısının, Batı'ya gittiğimizde feodal yönetimin sömürüsüne maruz kalmış huzursuz, mutsuz ve ruhsal bunalımlı kişiler haline geldiğini görürüz. Ayrıca kapitalist anlayışlı burjuvanın soylu kimselerden almaya çalıştığı haklar, Doğu geleneğinde zaten kişinin hiç yitirmediği haklardan oluşur.

Batı ve Doğu romanı arasındaki farklar

Bu örneklerden sonra Andı, bir de Doğu anlatı geleneğindeki mahremiyeti koruma, toplumun birlik ve bütünlüğü, iyi ile kötünün mukayesesinde iyinin lehinde çözüm getirme gibi bir takım mistik ve mazbut hayat görüşlerinden bahsederek, romanın ortaya çıkabilmesi için toplumun insani ilişkileriyle birbirine ters düşmüş olması gerektiğinden bahseder. Ayrıca, Doğu anlatı geleneğinde romanın hem geç ortaya çıktığını hem de aceleye getirildiğini de eklemeyi ihmal etmeyerek, duruma vakıf olabilmemiz adına Doğu geleneğindeki roman anlayışının bir sınıflandırmasını yapar.  Romanın gelişim sürecini; Doğulu anlayışla Batılıyı tanıma, ardından tercümelerle uyum sağlama, taklit ve en sonunda da onun gibi olma iddiası gibi belli bir süreç içerisinde vererek okurun zihninde belli bir imaj oluşturur.

Tüm bu anlatılanları göz önünde bulundurarak bir çıkarımda bulunacak olursak; Batı yaşantısının, Doğu anlayışınca gayriahlâkî bulunmuş olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki Tanzimat yazarlarımızın da geleneksel aile ortamını, yabancılaşmaya karşı korumak adına kadının mahremiyetine romanlarında dikkat ettikleri görülmektedir. İslami referanslı ahlak anlayışına göre hareket etmeleri de muhtemelen bu sebepledir. Fakat unutulmamalıdır ki, bu durum taklit edilmeye çalışılan Batı romanından bizleri uzaklaştırır. Nitekim Batının kadına bakışında aile mahremiyeti ifşa edilirken, Doğu anlatı geleneğinde ise bu ifşa nahoş sayılır. Bu noktada ilk dönem romanlarımızı örnek gösteren Andı, yazarlarımızın roman kahramanlarını cezalandırarak iyiden yana taraf tutmayı tercih ettiklerini söyler.

Kitapla ilgili son olarak ise romanın sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği, temel dayağının ne olduğu, hangi dönemde ve hangi şartlar altında ortaya çıktığı, sanat anlayışının hangi derecede gözetildiği, kişi ve olayları gerçekçi olarak verip veremediği noktasında okuru bilinçlendirmeye çalıştığını söyleyebiliriz.

 

Enes Yaşar yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2016, 16:01
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13