banner17

Diriliş tabiata ve mekana nasıl bakar?

Üstad Sezai Karakoç'un tabiata ve mekâna bakışını kaleme aldı Mehmet Baş..

Diriliş tabiata ve mekana nasıl bakar?

 

İslam medeniyetinin en temel harcı merhamet ve adalet duygusuyla yoğrulmuş diriliş, her meselede olduğu gibi tabiatla ilgili meselelerde de orijinal bir duruş sergilemektedir. Meselelere kalıcı bir derinlikle bakan Sezai Karakoç, insanı ve tüm canlıları fıtrat çizgisini bozmadan korumayı, yeniden bir medeniyeti ihya etmenin gereklilikleri arasında görmektedir. Kirlenen denizler, kesilen ormanlar ve yıkılan tarihî şehirler onda bir ölüm sancısı gibidir. O, kâinattaki büyük koronun, her bir unsuruyla korunmasından yanadır. Tüm canlıların hayat hakkı onun için kutsaldır.

Üstad, eşyanın bir put olmaktan çıkıp gerçek kimliğine kavuşmasını sağlayacak görüşler öne sürmüştür. Ruhun, İslam’ın ve insanlığın dirilişi, bir büyük medeniyetin ihyasında, zincirleme bir şekilde zamanın ve mekânın dirilişiyle tamamlanacaktır. “Ruh dirilince, tabiat bile ışıldamakta. Güneş ılık, gök açık. Eşyada bir gülün yavaş yavaş açılışından işaretler. İnsan Allah’a dönmekte. Allah’ın Diri isminden gelen bir solukla canlanmakta” diyen üstad, ruhtaki dirilişin tabiatı bile nura boğacağını belirtmektedir.

Bunu sadece bir çevre problemi saymak, insanın en büyük aldatmacasıSezai Karakoç

İnsanı; ilk önce kendi özünde, daha sonra yaşadığı çevrede ve nihayetinde tüm dünyada, yeniden dirilmeye, kendi özüne dönmeye çağıran diriliş düşüncesi, maddi ve manevi olarak korumayı hedefleyen görüşleriyle insanlığa kurtuluş reçeteleri sunmaktadır. İnsanın varlığının temel maddeleri, hava, su ve toprak temizliği konusundaki hassasiyetiyle dikkat çeken diriliş, şehirlerin betonlaşmasına karşı çıkarken ağaçlandırmayı ana gündemine almaktadır. “Ağaçlar ve mezar taşları” yazısında "ağaç hayatın, mezar taşları ölümün sembolüdür." derken ağacın bir yaşam sembolü olduğunu, betonun ise ölümü yansıttığını belirtir. Beton, ruhsuzluğun, bir noktada ölümün bir simgesidir. Ağaç ise dirilişin yani yaşamanın anlamını taşır ve dünyaya yeniden dirilişin muştusunu sunar.

Vahşet medeniyeti” yazısında üstad, "bir vahşet ki bunu sadece bir çevre problemi saymak, insanın en büyük aldatmacası. Çevre izciliği, çevre korumacılığı, işin göz boyaması ve daha kötüsü insanın kendi kendini aldatması." diyerek problemin kaynağını "insanın, Tanrıya ve ötedeki âleme, hesaba inanmamasının karşılığı, cezası" olarak görüyor. Aynı yazısında "betonarme, mimari vahşeti, pop müzikal vahşeti simgelemekte. Ağaç ve taşın, armonik yumuşaklığın hakkı unutulmuş." diyerek köksüz ve amaçsız mimariye ve tabiatın vahşice dönüştürülmesine karşı çıkmaktadır.

Diriliş, yaşam hakkının hayvanlar için de korunması gereken bir hak olduğunu savunur

Sezai Karakoç, İnsanlığın DirilişiTabi çevrenin yok edilmesine karşı büyük bir savaş açan diriliş; her yurttaşın ruhuna doğayı korumayı bir inanç gibi yerleştirmeyi, aksine hareket etmenin çok büyük zarar getireceğini öğretmeyi amaçlar. Kuş ve yabani hayvan nesillerinin korunması ve ağaçların kesilmemesi için gereken önlemleri gündemine alır. Erozyonla mücadele ederek ve ağaçlandırma yoluyla vatan toprağının korunmasını temel doğal hayat ilkesi olarak gören diriliş, çevreci geçinenlerin bile hiçbir zaman ulaşamayacağı bir yüksek çevre bilincini ortaya koymaktadır.

Ormanların korunması için hiçbir masraftan kaçmayan ve ormanı hava gibi, su gibi aziz vatanın bir parçası olarak bilen diriliş, ormanların büyütülmesi ve zenginleştirilmesini ve yangınlara karşı korunmasını merkeze alır. Orman köylüleri ise bu aziz vatan parçasının bekçileridir.

Yaratılanı yaratıcıdan dolayı seven ve Müslüman bir bakış açısıyla dünyayı yorumlayan diriliş fikri, zulmün her türlüsüne şiddetle karşı çıkarken kendini savunamayan hayvanlara karşı yapılan zulme karşı çıkarak onların hayat haklarını korumayı hedefler. Hayvanat bahçelerinde daracık kafeslerde ve tabiî olmayan ortamlarda eziyet içinde yaşayan hayvanları bile düşünecek kadar derin bir merhamete sahip olan üstad Sezai Karakoç, bu tür hayvanat bahçelerinin tesis edilmesine karşı çıkar. Diriliş, yaşam hakkının hayvanlar için de korunması gereken bir hak olduğunu savunur. Sözde turist eğlendirmek için hayvanlara zulüm yapılmasına karşı çıkar. Av turizmini yasaklayarak zaten nesli tükenmekte olan hayvanları koruma altına almayı ve hayati bir zaruret olmadıkça hiçbir hayvanın hayat hakkına dokunmamayı kendine temel prensip edinir diriliş. Bir insanın zevki için veya maddi bir gelir için hayvan öldürmesini hoş görmenin insanî bir tavır olmadığını belirtir.

Toprağı kilitliyorlar, onun bir gün ayağa kalkmasını önlemek istiyorlarSezai Karakoç, İslamın Dirilişi

Şehirlerin tabiattan kopuk bir şekilde kurulmasına karşı çıkan diriliş, insanımızın doğayla içi içe ve yeşillikler içinde yaşamasını savunur ve bin bir kuş ve hayvanat arasında canlı bir tabiat içinde yaşamasını hedefler. Ülkemizin en verimli ovaları bugün birer gecekondu bölgesine dönüşmüş durumdadır. Türkiye’yi doyuracak bir potansiyele sahip olan nice ova beton yığını olmuş durumdadır. Diriliş, bu noktada fabrikaları, büyük işyerlerini ve konutları tarıma elverişsiz bölgelerde yapmayı savunur.

Boş duran binaların uzun süre boş, yararlanılmadan durmasına karşı çıkan diriliş, her türlü israfa karşı çıktığı gibi bu israfa da karşı çıkar. Ve kentleri saran ve de insanın huzurunu kaçıran gürültüyü kontrol altına almak için bir her türlü tedbiri alır.

Üstad, “Topraktan başlayarak” isimli yazısında “toprağı kilitliyorlar, onun bir gün ayağa kalkmasını önlemek istiyorlar. Ama acaba bütün bu önlemler, gün gelip saat çalınca, yararlı olacak mı? Yeterli olacak mı bütün bu tedbirler? Toprak bir kez uyanırsa, bütün bu önlemler, kâğıttan şatolar gibi yıkılıp devrilmeyecek mi? Onun korkunç gerilişine bu üst çerçeveler dayanabilecek mi?" sözleriyle doğal dengenin bozulması halinde bunun çok kötü sonuçlar doğuracağını söyler.

O, tüm şubeleriyle birlikte bir  diriliş medeniyetin mimarı ve müjdecisi

Sezai Karakoç, Diriliş MuştusuSezai Karakoç, fıtrattan kopuk ve yapay olarak kurduğumuz dünyaları eleştirmekte ve bir gün her şeyin aslına rücu edeceğini bildirmektedir. İnsanın yaratılış amacından sapmasının, sadece insana değil, insanın çevresindeki canlılara da zarar vermesine, kontrolsüz öfke hissinin nükleer silahlara kadar varan üretimine, iktidar hırsının her türlü zulmü reva gören algısına, ekolojik dengeleri de sarsmasına ve dünyayı manevi kirlerle kirlettiği gibi maddi kirlerle de kirletmesine sebep olduğunu belirtmiştir. Diriliş, bir karıncanın bile hayat hakkını kutsal sayan ve insanın doğadan kopmadan yaşamasını amaçlayan bir düşünce olarak bizi berrak bir pınardan kana kana içmeye çağırıyor.

“Çeşmeler” şiirinde; tarihten, su şırıltısından kopmuş çeşmenin dilinde, kaybolan medeniyetimizi, değişen toplumumuzu bir ıstırap levhası olarak ortaya koyan üstad, çeşmenin ruhunda bize ait olana, kaybettiğimiz güzelliklere değinirken, eşyayla insan ruhu arasındaki derin ilişkinin bir resmini çizer. "Gökyüzünü dolduran meleklerin sabrıyla/ Kaldırmak aşk kadehini insanlığın sıhhatine” diyen üstad, bir sevgi medeniyetinin mimarı olarak insanlığa Medine’nin kapılarını açmaktadır. O, tüm şubeleriyle birlikte bir  diriliş medeniyetin mimarı ve müjdecisi olarak bu kubbede baki kalacak hoş bir sedadır.

 

Mehmet Baş yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Mayıs 2016, 15:15
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mavi Kazaklı Şair
Mavi Kazaklı Şair - 6 yıl Önce

Yüz yüze tanışma fırsatına eriştiğim sayın Mehmet Baş beyefendi durmak bilmiyor. Hikaye, deneme, makale, şiir, kitap incelemeleri ve kendi bulduğu türlerde sürekli yazıyor, çiziyor, fikir üretiyor. Kendisi hem kitapları hem de tabiatı Hakk perspektifinden analiz edip bizlere güzel yazılar sunuyor. Mehmet Baş beyefendiye bütün dallara at koşturduğu için "elini atmadık iş bırakmayan adam" ödülü verilmesini burdan yetkililere önemle rica ediyorum... Selamlar. ;)

banner8

banner19

banner20