banner17

Dini şeytan övgüsüyle yaşama!

'İslam'ı Aşkla Yaşamak' kitabında Ahmet Taşgetiren şevkle gidilecek bir yolu işaret ediyor bizlere.

Dini şeytan övgüsüyle yaşama!

“Beni Rabbime ulaştırmayan dini, ben ateşe atar da yakarım!” diyen Mevlânâ gibi ateşe atmaya kıyamayıp, İslam'ı aşk ve şevk ile yaşamanın sırlarını ortaya koymaya çalışan Ahmet Taşgetiren, İslam’ı Aşkla Yaşamak adlı kitabına bu sözle başlıyor.Ahmet Taşgetiren, İslam'ı Aşkla Yaşamak

Dini kimi zaman meleklerin kıskançlığıyla, kimi zaman da şeytanların övgüsüyle yaşayabileceğimizi vurgulamaya çalışan 270 sayfalık eserin içeriği ve üslubu insanı şevklendiriyor. İslam'a şevk, Allah'a sevk amacı güden yazarın içtenliği, akıcı üslubuyla birleşip su gibi bir kitap çıkarıyor meydana.

Üslubu çok güzel

Kimi zaman böyle kitap okurken, özellikle de biz gençler nasihat dinliyormuş gibi hisseder, suçluluk duygusunun da vermiş olduğu rahatsızlıkla kitabı yarılamadan atarız bir köşeye. Ama sizi temin ederim, bu kitap çok önce yazılmış olmasına rağmen hiç o hisse kapılmama sebep olmadı.

“Dinin neresindeyiz?”, “Müslümanın Gece Hayatı”, “Sufi'nin Bir Günü” gibi ilginç başlıklar altında yazılan kitap, hadis ve misallerle süslenmiş iştah kabartan koca bir feyz pastası gibi önümüze konuyor ve tadını damakta bırakıyor. Sahihliğine güvendiğimiz bilgilerle servis yaptığından uçuculuğunu kaybetmiyor bu bilgiler. Ben gibi not almadan aklında bir şey tutamayan biri bile laf arasında bu kitaptan örnek verebilir.

Allah’ın da sınırları var

“Tilke Hududullah!”; “İşte bunlar Allah'ın hududları, sınır çizgileridir!” İçimi ürperten bu satırla Allah'ın da hakları olduğunu hatırlatıyor. Evet... Allah bizden davacı olabilir. Hiç bu tarafından bakamamıştım O'na. O'nun sınırlarına tecavüz ettiğimiz anda yüce bir mahkemeyle bizi yargılayıp, dehşetli bir ceza verebilir. O yeryüzündeki en büyük anayasa kitabı olan kitabın sahibidir ve yine hiç şüphesiz en merhametli Hâkim'dir.

Ahmet TaşgetirenÇünkü O'na karşı avukat tutma şansımız yoktur. Provokasyonlarıyla bizi kandırıp gün muhakeme günü olunca topukları yağlayan şeytan o gün bizlerin korkak avukatı olacak ve ortalıklarda gözükmeyecektir. Geç olmadan, ilk celsede tövbe ile bir savunma yazmalı, suçu kabul edip gönül sevkiyatını Allah'a yapmalı...

Yıllar önce yazılmış olan bu kitap, yirmi yaşlarındaki bir gence bunları hatırlatabiliyor, onu dürtüyorsa kesinlikle başarılıdır. Üslubuyla “yavru bir ceylanı su içerken okşamak gibi...” dedirtiyor. Çünkü o İslam'ı anlatırken, benim içim korkudan değil garip bir huzurdan titredi.

“Ve aleyke tevekkeltü...”Altınoluk dergisi

“Koca bir İslam coğrafyası olarak ezikliğe denk geldiyse Ramazan, zaaf kıta kıta dolaşıyorsa yürekleri, perişanlık hissediyorsak Filistin'de, Keşmir'de okul kapılarında... O'na sığınmalıyız...” Oruçla sığındığımızın bir açlık avlusu değil de şükür bahçesi olduğunu, içmediğimiz suyla anlayışın naif çiçeklerini sulayıp, yemediklerimizle yetim başı okşadığımızı hissediyorum. Evet! Günde on altı saat neden aç kaldığımı, su içmediğimi mantıkla kucaklaştırdım gerçekten.

En önemlisi “anlıyorum, anlıyorum kardeşimi!” Yediğim günlerin diyetini şükürle ödüyorum yemediğim bu günlerde. Her sofrada aynı sözü duyuyorum: “Allah kimseyi aç bırakmasın.” (Amin) Rasulullah'ın şu duyurusunu bu kitapta öğrendim bir de; “Yol adabını bilmeyeni yolda oturmaya çağırmak...” Rehber (s.a.v.), bizlere “yolu bilmemek bahane değil, bilmek yolu tanımakla, haritayla olur.” çağrısı yapıyormuş. Bu kitap sayesinde idrak ettiklerim adına...

 

Öznur Balık, ‘Sayın Taşgetiren'den Allah razı olsun!’ dedi

Güncelleme Tarihi: 21 Nisan 2016, 12:00
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20