banner17

Dinci görünümden kurtarmak için

Ömer Karaoğlu, iktisat hocası olduğu Sakarya Üniversitesi'nden nasıl ayrılmıştı? İşte o dönem ve o diyalog…

Dinci görünümden kurtarmak için

“Yüz üstü çok süründün biraz da sırt üstü…” Ya da Şubat kaç çeker?!

“Dünyada bana ilimden iyi yardımcı yoktur. İlim hazineden daha iyidir. Çünkü sen hazineyi korumak zorundasın, ilim ise seni korur.” (Lokman Hekim)Sakarya Üniversitesi

Sabahattin Zaim’in kurduğu bölümde asistandım

Doksan üç yılı yazı… Sakarya’da çiçeği burnunda bir asistan olarak göreve başladığımda kurucu dekanımız merhum Sabahattin Zaim Hocamın ve eski asistanlarının kurduğu bu yeni fakültede çalışırken akademi dünyasını daha yakından tanımaya koyuluyor, “ilim”le “bilim” arasındaki esaslı farkı yaşayarak öğreniyordum. Kimileri bunun basit bir tercüme farkı olduğunu iddia etmekte ise de ilim adamının sorumluluğu icabı yaşadığı zaman ve zemine müdahil olup riskler üstlenmesine karşın, bilim adamının böyle bir sorumluluğu olmadığını hayretle keşfediyordum.

Adapazarı küçük ve şirin bir yerdir. İnsan güzel ve kalıcı dostluklar kurabilir. Kasabadan kente dönüşme gayretindeki bu beldede büyük şehirlerin bunaltıcı ve naylon ilişkileri dışında bir dünyaya pencereler açabilir. Öyle de oldu. Çok güzel yıllar geçirdiğimiz bu şehrin bilhassa çevresi, tabiatın ve sadeliğin İstanbul’un bu kadar yakınlarında hâlâ hayat sürdüğünü bize hatırlatıyordu.

Ömer KaraoğluDinci görünümden kurtarılması için gitmemiz gerekiyormuş

Üniversite, bizim için güzel dostlukların ve idealizmin nefes alıp verdiği yerdi. O ilk arkadaş grubumu ve Sapanca gölü üzerindeki yeni kampüste arazideki otları temizlerken genç akademisyenler olarak, hatırlıyorum da, ne kadar gayretli ve neşeliydik.

Ve nihayet Eylül kokulu bir Şubat havasında, ağızların tadı bozulmuş ve üniversitenin huzuru kaçmaya başlamıştı. Kitap ve insanla uğraşması gereken bu mütevazı kurumda, eşi başörtülü, parmağı gümüş yüzüklü ya da namaz kılanlara yönelik o malum seferberlik başlamıştı. Fişlemeler, soruşturmalar, cezalarla üniversitemiz, genel sekreterin şahsıma ifadesiyle “dinci (!) görünümden kurtarılmak için” bir tasfiye operasyonuna konu oluyor ve bunu, yine onun ifadesiyle, o günün “YÖK başkanı Kemal Gürüz bizzat” istiyordu. Ola ki bu satırlara itiraz etmeye kalkanlar olur ve “vay ben böyle bir şey söylemedim, ne münasebet vs..” türünden anlamsız bir savunmaya girişirse, müzisyen olduğumu ve eserlerimi genellikle “ses kaydına geçirmek suretiyle icra ettiğimi” belirtmek isterim.

Marmara depremi ve istifa et(tiril)mem

Kıyamet provası diye nitelenen büyük Marmara depremini Adapazarı’nda ailemle yaşamış olmak ve adeta ikinci bir hayatı bize lütfeden Rabbimizin bu müthiş sınaması, O’ndan yine ancak O’na sığınılabileceğini öğretiyordu bize. Arzın sarsılışı karşısında insanın kendi aczine bizzat tanıklık etmesi unutulabilecek bir tecrübe değil. Kimileri yeterince sarsılmamıştı yazık ki.Ömer Karaoğlu

İki binlerin başında ihraç istemi karşısında yapacak epeyce başka işlerim olduğunu düşünerek görevimden istifa et(tiril)dim. Ancak ihraç ya da istifaya zorlanan birçok arkadaşın durumu benim kadar elverişli de değildi kuşkusuz. Neden istifamdan önce istişare etmediğimi söyleyen dostlar oldu, sağolsunlar. Onların da çok iyi bildiği üzere memuriyetten istifa, hayatı tatil etmeyi gerektirmiyor. Bu yürüyüş uzun soluklu ve meşakkatli bir yolculuktur vesselam!

Sudan bahanelerle açılan soruşturmalar, koca koca bilim adamlarına neredeyse hakarete varan sözlü uyarılar ve tazyikler, sürgünler, kurum değiştirmeler, mağduriyetler, başörtülü öz kızının disiplin soruşturmasını yürütmek zorunda bırakılan hocalar… İrili ufaklı cezaî uygulamalar…

İşte bu dönemden hatırda kalanlar.

Ne dersiniz unutulanlar mı desem yoksa!

Diyalog: (genel sekreterliğe ilgisiz bir idarî görevlendirme aldığıma dair zarf elime geçtikten bir iki gün sonra son görüşmemden)

- Bana sarı bir zarf göndermişsiniz. Onunla ilgili şey edecektim…

- Aaa, hoş geldiniz hocam. Buyurun. Bir tane de çekmecede var ama henüz galiba size gelmedi.

- Hayırdır o neydi?

- Salı günü şu saatlerde odanızda bulunmadığınız tespit edilmiş olup…

- Allah Allah, kampus büyük bir alan, neden odada beklemem gerekiyor anlayamadım. Aaa, bi dakika, (cebimdeki resmî sınav programını çıkarıp) o saatlerde sınav gözetmeni olarak şu sınıftaymışım, ilginç tesadüf değil mi…

- Her neyse… (denir ve alelacele bu yeni zarf, çıktığı çekmeceye geri döner)

- Boşverelim detayları dilerseniz, sadede gelelim beyefendi.

- Ya aslında hocam bu üniversitenin imajı… Biliyorsunuz… Falan filan… Öyle değil mi..?

- Mesaimde bir aksama mı görüldü? Bir kusur falan?

- Yok, ama hocam…

- Beyefendi bu ülkede darbeler olur, devran döner, bir gün gelir…

- Evet,

- Yani onu diyordum, her değişen siyasî konjonktüre göre bu üniversiteler neden..?

- Rica ederim.

- Edersiniz. Oldu, hadi eyvallah.

- Bir dakika hocam…

- Acelem var beyefendi. Bekle!-yemem!..

 

Ömer Karaoğlu anlattı

Güncelleme Tarihi: 26 Ağustos 2010, 21:02
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Adalı
Adalı - 8 yıl Önce

Bu güzel anlatım ve üslup için gerçekten teşekkürler, Ömer Ağabey'den öğrenecek çok şey var diyoruz daha. Bir zamanlar Ömer Ağabey'in Hoca olarak soluduğu atmosferi, şu an öğrenci olarak solumaktayım. Muhakkak ki o imtihan edildiği değerlerden vazgeçmemiş, inşaallah onun bu samimiyetinden ötürü gelecek günler daha güzel olur. Onunla aynı çatı altında olmak da gerçekten güzel olurdu, düşünsenize Osman Sarı da burada... Ama yürekler bir olsun demek düşüyor galiba...

adg
adg - 8 yıl Önce

Müslüman Türkiye'nin ender yetişen güllerindensin.

üstün bol
üstün bol - 8 yıl Önce

ümmet sana sahip çıkmamış ömer abi, sakarya çıkmasa ne olur...
hala sahipsizliğe devam... ümmet popçularla gönül eğlendiriyor şimdi...

banner8

banner19

banner20