Dile kolay, kalbe zor: Rotayı korumak

"Arapça karşılığı ile “Sırat-ı Müstakim”, Müslümanlar olarak üzerinde bulunduğumuz yoldur. İstikamet de bu yolda sabit ve kararlı bir şekilde yürüyebilmektir. Gelin, bu yolu bazı ayet-i kerimeler ışığında daha yakından tanımaya çalışalım." Fatma Betül Kaymazoğlu yazdı.

Dile kolay, kalbe zor: Rotayı korumak

“Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet.” [1]

Dünya hayatını bir okula benzetirsek eğer bizden önce yaşamış kimseler, bu okulun mezunları; bizler ise yaşadığımız müddetçe öğrencileriyiz. Bu okulun diğer okullardan farkı; burada ne mezuniyet tarihi ne de sınav saati gibi vakitler önceden bilinememektedir. Lise veya üniversitede ödevin teslim tarihini bilinmesi nedeniyle son anda her şeyi yetiştirebilse de insan, dünya okulunda bu mümkün değildir. Bu meçhullük de her zaman hazır hâlde olmamızı gerektirmektedir. İşte tam burada karşımıza “İstikamet” kelimesi çıkmaktadır. İstikamet, sözlük manası ile “Doğru, düzgün, sabit ve kararlı olma” manasına gelmektedir. Bu kelimeyi İslâm literatürü çerçevesinde incelediğimizde ise “Doğru yolda, şaşmadan yürüyebilme” olarak ifade edebiliriz. Evet, dünya bir imtihan okulu… Ve bu okulu başarıyla tamamlatacak rotamız ise: İstikamet. Biz her gün beş vakit namazda Fatiha Suresi ile manasını bilerek ya da bilmeyerek tam kırk kez şu duayı yapmaktayız: “Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.” Bu ayetteki doğru yol ifadesi ya da Arapça karşılığı ile “Sırat-ı Müstakim”, Müslümanlar olarak üzerinde bulunduğumuz yoldur. İstikamet de bu yolda sabit ve kararlı bir şekilde yürüyebilmektir. Gelin, bu yolu bazı ayet-i kerimeler ışığında daha yakından tanımaya çalışalım.

KAZANDIRAN MÜCADELE

“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.”[2] Bahsi geçen ayette “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” emrinin muhatabı Efendimizdir (Sallallahu aleyhi Vesellem). Nitekim bir Hadis-i Şerifte Efendimiz bu ayete işaret ederek, “Beni Hûd Suresi ihtiyarlattı...”[3] buyurmuştur. Yasin Suresi 4. Ayet-i Kerimesinde ise Efendimize (Sallallahu aleyhi Vesellem) hitaben, “(Ey Habibim! Sen) Sırat-ı Müstakim üzeresin.” buyrulmaktadır. Buradan da anlaşıldığı üzere Efendimiz, her şeye rağmen bu şuuru sürekli taşımanın zorluğunun farkında ve ümmetinin bu şuuru taşıyamayacağının endişesi içindeydi. Daha sonra zikredilen “Tövbe edenler” ifadesi ise oldukça dikkat çekicidir. Anlaşılacağı üzere bu yolda insanın kuşanacağı en önemli teçhizatlardan biri, tövbedir. Çünkü insan, günahsız olamaz. Allah da kulundan böyle bir şey beklememektedir. Bir diğer ifade ile istikamet yolu, hatasızlık yolu değildir. Hataya rağmen ayağa kalkıp, tövbe edip, daha emin adımlarla aynı yol üzerinde Allah’ın rahmetine sığınarak yürümenin adıdır. Bunun en büyük delili ise şüphesiz şu hadistir: “Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teâlâ sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tövbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı.”[4] Ayetin devamında hak ve adalet ölçülerini aşmayın emri aslında “Dosdoğru nasıl olunur?” sorusunun da cevaplarından biridir. Allah’ın koyduğu sınırları korumak, ölçüleri aşmamak bu yolda dosdoğru gidebilmenin anahtarlarındandır.

EN GÜZEL MÜKAFAT

“Şüphesiz, ‘Rabb’imiz Allah’tır.’ deyip sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara, ‘Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin!’ derler.”[5] “Şüphesiz ‘Rabb’imiz Allah’tır.’ deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de.”[6]

“Rabb’im Allah’tır.” deyip dosdoğru yolda yürümek… Bu yürüyüşün ödülü ise imtihanın sonunda her amelinden emin ve asla üzülmeyecek olmak...

İnsan için dünyadaki her sıkıntının sonu vardır. Tarih boyunca ne zulümler ne acılar yaşanmış en nihayetinde hepsi sona ermiştir. Şüphesiz bu zamandan sonraki her acı ve korku da sonlanacaktır. Ahiret hayatındaki sıkıntı ise dünya hayatından çok daha farklıdır.

Bir kimsenin kendi memleketinde kaybolduğunu düşünelim. Bu sıkıntılı hâlden kurtulması, aynı kimsenin yabancı bir ülkede kaybolmasından çok daha kolay bir şekilde olacaktır. Çünkü kişi, kendi memleketini tanır, insanını tanır, dilini bilir. Aynı şekilde biz de bu dünyada Sırat-ı Müstakim denilen doğru yolda; Kur’an-ı Kerim’in önderliğinde, Efendimizin (Sallallahu aleyhi Vesellem) rehberliğinde yürümeye çabalamaktayız. Bu yol, bize memleketimiz gibi tanıdık ve yakındır. Sıkıntılarımız ise biz bu şuurda olduğumuz müddetçe küçük ve geçicidir. Ahiret hayatına gelince, orası tamamen farklı bir âlem... Nasıl ki insan yabancı bir ülkeye gitmeden önce dilini öğrenmek, internetten araştırma yapmak gibi birtakım çabalarda bulunur, aynı şekilde o farklı alemde tek güvencesi olacak ayette belirtilen şeye sıkıca sarılmalıdır. Bu şey, “Sırat-ı Müstakim”dir.

PEKİ NASIL?

Bir kedi veya köpek, herhangi bir yere gitmek isterse gider, bir şeyi yemek isterse yer ve “Bu doğru mu?”, “Yanlış mı?” diye düşünmez. Bilim adamları uzun yıllar boyunca bu durumun sebebini araştırmıştır. Varılan sonuca göre biraz evvel zikrettiğimiz örnekteki gibi bir durumda, insanı hayvandan ayıran şey, beynin “Frontal lob” adı verilen ön kısmıdır. Bu lob sayesinde insan, olaylar üzerinde düşünür; artı ve eksilerini hesaplayarak bir sonuca ulaşır. Bizi, hayvanlardan ayıran bu yeteneğe sahip olmamızla beraber bazı mesuliyetleri de yüklenmiş olmaktayız. Bir diğer deyiş ile her aklımıza geleni yapmak; insan olmamızın en büyük nimetlerinden birini bir kenara atmak demektir. Sırat-ı Müstakimden yani doğru yoldan ayrılmamak ise akıl nimetini en verimli şekilde kullanmayı gerektirmektedir. Peki, nasıl? Aslında cevap kolay: İrade terbiyesi ya da başka bir ifade ile “Ne fis mücadelesi” sayesinde... Fakat yazımızın başlığının da işaret ettiği üzere mücadele dile kolay ama kalbe zor bir durum. Çünkü kalp, sürekli olarak şekilden şekle, hâlden hâle bürünmekte. Biz ne zaman sona ereceğini bilmediğimiz bir yolda yürürken bu istikameti hiç şaşmadan koruyabilmek hiç de kolay değil. Yazımızda da bahsi geçtiği üzere Efendimizi (Sallallahu aleyhi Vesellem) ihtiyarlatan sebep de budur. Ama her şeyin bir ilacı olduğu gibi bu derdin de devası; başta dua etmek ve son nefesimize kadar sürecek bir mücadeleye “Bismillah” diyebilmektedir. Biz “Rabb’im Allah’tır.” diyerek bu yola adım atmış vaziyetteyiz. Rabb’imizden bu yolu bizim için kolaylaştırmasını ümit ediyor ve Efendimizin duası ile yazımızı sonlandırıyoruz:

“Ey kalpleri hâlden hâle evirip çeviren Allah’ım, Benim kalbimi de dinin üzere sabit kıl.”

Fatma Betül Kaymazoğlu

Hüma Dergisi, Sayı:2

Dipnot:


[1] Fatiha Suresi, 6-7

[2] Hud Suresi, 112

[3] Tirmizî, Tefsir, 3297

[4] Müslim, Tövbe, 9

[5] Fussilet Suresi, 30

[6] Acluni, Keşf, 1, 391

Yayın Tarihi: 22 Nisan 2022 Cuma 12:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26