Dil öğrenmenin doğası nedir?

Dilin temel amacı, anlamı veya mesajı karşı tarafa aktarmaktır. Bu mesajı bazen konuşarak bazen de yazarak karşı tarafa iletiriz. Doğal olarak karşı tarafın mesajını da bu iki yolla alırız. Bunun sonucu olarak dört temel beceriye sahip olmamız gerekir. Bunlar konuşma, dinleme, yazma ve okumadır. Tekin Atmaca yazdı.

Dil öğrenmenin doğası nedir?

Dil öğrenmek, yetenek işidir. Neredeyse bütün insanlar bu yetenekle doğar. Eğer okuma ve yazmayı öğrendiyseniz, bir dil öğrenmek için önünüzde biyolojik bir engel yoktur. Bundan sonraki engellerin çoğu kültürel, psikolojik ve çalışma alışkanlığı ile ilgili engellerdir. Kültüreldir çünkü bir anadiliniz vardır ve bu dilin yapısı, diğer dili öğrenmeye engel olacaktır. Psikolojiktir çünkü daha önceki olumsuz deneyimleriniz sizin şevkinizi kıracaktır. Çalışma alışkanlığı ile ilgilidir çünkü günde iki üç saat masa başında oturup bir konuya yoğunlaşma alışkanlığınız yoktur. Bu engelleri aştıktan sonra dil öğrenmek, hayatınızdaki en eğlenceli şeylerden biri olacaktır. Şimdi dil öğrenmenin doğasına biraz daha yakından bakalım.

Eğer öğreneceğiniz şeyin doğasını bilmiyorsanız onu öğrenme şansınız çok düşüktür. Bu yüzden dil öğrenmeden önce dil öğrenmek nasıl bir faaliyettir, onu bilmek gerekir. Ülkemizde iki konuda çok iyi değiliz; matematik ve yabancı dil. Bu konuların göze çarpan ilk ortak yanı yapay olmalarıdır yani insanların üzerinde uzlaştıkları şeylerdir. İkisinin de çok derin mantıkları vardır ama yeterli pratik yapılmadan bu mantık ortaya çıkmaz. Formülleri ezberlemek, bir matematik sorusunu çözmek için gereklidir ama yeterli değildir. Formülü bir de anlamak gerekir ki o da soru çözmeden olmaz. Soru üzerinde kafa yorarken de anlam zihnimizde belirmeye başlar.

Benzer şekilde bir yabancı dili öğrenmek de gramer kurallarını ezberlemekle olmaz ama ezberlemeden de olmaz. Gramer kuralları, matematikteki formüller gibidir. Dilin iskeletini veya temellerini oluşturur. Dil ile matematik arasındaki benzerlik burada biter. Dilin, gramerin yanı sıra bir de semantik dediğimiz “cümlenin anlamı” kısmı vardır. Gramer, bu anlamın sağlıklı olarak aktarılması için ilk koşuldur ama tek başına yeterli değildir. Anlam, bir bağlamda ortaya çıkar. Yani dilsel ifadeler (cümleler mesela) kendi başlarına anlamı taşıyamazlar. Bir cümle, başka bağlamlarda başka anlamlara gelebilir ve bağlamı bilmiyorsak anlamı kavramamız zorlaşır.

Dilin temel amacı, anlamı veya mesajı karşı tarafa aktarmaktır. Bu mesajı bazen konuşarak bazen de yazarak karşı tarafa iletiriz. Doğal olarak karşı tarafın mesajını da bu iki yolla alırız. Bunun sonucu olarak dört temel beceriye sahip olmamız gerekir. Bunlar konuşma, dinleme, yazma ve okumadır. Gündelik hayatta konuşma ve dinleme çoğu zaman yeterli olurken, iş dünyasında ve eğitimde yazma ve okuma da gereklidir. Bu beceriler (skills) arasında çok temel bir ilişki vardır. Mesela, dinleme becerisi gelişmeyen bir kişi sağlıklı bir diyalog yürütemez. İyi metinler okumayan biri de iyi yazamaz. Konuşma ve yazma bizim üretici olduğumuz becerilerdir. Dinleme ve okumada biz alıcı konumundayız, bir şey üretmeyiz. Bu iki beceride iyi olursak diğer becerilerde de iyi oluruz. Kısacası iyi metinler okursak onlar gibi metinler üretebiliriz ve iyi konuşmalar dinlersek onlar gibi konuşabiliriz. Bu yüzden dil öğrenmeye başlayan birisi, eğer o dilin konuşulduğu bir yerde değilse, öncelikle okuma ve dinleme becerilerini geliştirmelidir.

Bu becerileri geliştirmenin tek yolu bol bol okumak ve dinlemektir. Tabi bunları yaparken dilin gramerini de öğrenmeyi ihmal etmemek gerekir. Burada bizi bekleyen en büyük tehlike; yetişkin alışkanlıklarıdır. “Okumayı yapmadan önce gramer bilmeliyim, yeterince kelime bilmeliyim” gibi ön kabuller, sizi dil öğrenmekten alıkoyacak en yaygın iki yanlıştır. Çünkü dil, teorik bir ilim değil pratik bir ilimdir. Günlerce gramer çalışıp kelime ezberlemekle dil öğrenilmez. Çünkü kelimelerin anlamı yoktur ya da kelimelerin çok anlamı vardır. Bir metni, bağlamını da göz önünde bulundurarak okurken kelimelerin kullanımı öğrenilir. Çünkü bir cümle kendisini oluşturan kelimelerden daha fazla bir şeydir. Bir masayı atomlarına ayırdığınızda nasıl ki ortada masa diye bir şey kalmıyorsa aynı şekilde bir cümleyi unsurlarına ayırdığınızda ortada anlam diye bir şey kalmayacaktır.

Bu yaygın yanlışların yanında uzun zamandır moda olan diğer bir yanlış da “Dil bilmek için gramer bilmek şart değil, biz anadilimizi konuşurken gramer mi biliyoruz?” anlayışıdır. Eğer bir çocuğun dili öğrendiği gibi beş-on yıl o dilin konuşulduğu bir yerde yaşayacaksanız, evet gramer çalışmak zorunda değilsiniz. Bu süre zarfında farkında olmadan gramer öğrenirsiniz ama bu gramer unsurları üzerine konuşacak kadar bilginiz olmayacaktır. Yani doğru cümle kuracaksınız ve yanlış kurulan cümleleri düzeltebileceksiniz ama neden yanlış olduğunu izah edemeyeceksiniz. Burada “gramer bilmek” derken iki farklı anlam kullandık; biri, doğru cümle kurma anlamında diğeri de bir cümlenin neden doğru bir cümle olduğunu izah edebilme anlamında. Genelde bu ikisi karıştırılıyor.

Dil öğrenmek isteyen kişilerin düştüğü bir diğer yanlış da dilin sadece yurtdışında öğrenileceğidir. Bu fikrin cazip gelmesinin birçok psikolojik ve biraz da haklı sebebi vardır ama yurtdışına çıkanların çoğu bilir ki zamanın çoğu evde veya kütüphanede ödev yapmakla geçer. Gramer çalışmak, okuma, dinleme ve yazma gibi beceriler elde etmek için yurtdışına gitmeye gerek olmadığı aşikârdır. Sadece konuşmak için yurtdışı iyi bir fırsat sunabilir ama diğer alanlarda iyi olmayan biri bu fırsatı da iyi değerlendiremeyecektir çünkü dinlemesi zayıf olan biri herhangi bir diyaloğu takip edemeyeceği için konuşma da bir yere varmayacaktır.

Kısa sürede bu becerilerin kazanılacağı veya kısa yolların olduğu sanısı da diğer bir yanlıştır. Bir beceriye sahip olduğunuzun ölçütü, o alanda artık hata yapmamanız değildir. O alanda hata yapmak için çabalıyorsanız o beceriyi kazanmışsınız demektir. Örneğin “N” harfini ters (yani ortasındaki çizgiyi ters) yazmak için düşünmeniz ve çabalamanız gerekir. Bu hale gelmek için de defalarca tekrar yapmak gerekir. Yoksa beceri kazanılamaz. Bu yüzden kısa sürede konuşturan programlar, kurslar veya videolar sadece zamanınızı, paranızı ve geleceğinizi çalan tuzaklardır.

Sonuç olarak, dil öğrenmek basit ama kolay olmayan bir süreçtir. Zaten kolay olmadığı için de değerlidir. Bundan dolayı da dil öğrenmek için iyi bir sebebimiz/motivasyonumuz olmalıdır. Bu motivasyonumuz ve zamanımız olduktan sonra dil öğrenmeye hazırızdır. Dil öğrenmeye, gramer, okuma ve dinleme becerilerini geliştirmeyle başlamak yetişkinler için en verimli yoldur. Beceriler yapa yapa kazanılır. Bu yüzden gramer için soru çözmek ve düzenli okuma yapmak gerekir. Bunlar belli bir seviyeye geldikten sonra kontrollü dinleme de yapılmalıdır. Konuşma ve yazma becerileri bunlardan sonra daha kolay ve sağlıklı bir şekilde yine yapa yapa gelişecektir. Yurtdışı deneyimi önemlidir ama oraya gidip kütüphanede oturmak, buradaki bir kütüphanede oturmaktan pek farklı olmayacaktır.

Tekin Atmaca

Yayın Tarihi: 23 Mart 2021 Salı 16:30
banner25
YORUM EKLE

banner26