banner17

Dikkat Çeken Bir Genç Öykücü: Elif Genç

Henüz ilk kitabını yayımlamayan fakat öyküleri ile edebiyat dünyamızdaki toz bulutunun, kalabalığın, karışıklığın içinde kendini yukarılara taşıyan isimlerden biri Elif Genç... Gülhan Tuba Çelik, Elif Genç'in hikayelerine değindi.

Dikkat Çeken Bir Genç Öykücü: Elif Genç

Çoğu şeyin kolaylaştığı bir çağda yaşıyoruz. Bir editörle tanışmak, bir dergiye ulaşmak, yazdıklarını yayımlatmak eskiye oranla çok daha kolay. Çağın kendinden menkul bu yapısı dergi anlamında niceliksel bir artışı da sağlıyor uzun zamandır. Karşılıklı bir sayısal çokluk kendi arasında etkileşime devam ederken tabiri caizse bir toz bulutu da oluşmuyor değil. Kim nerelerde ne hakkında yazar, bir derdi var mıdır, neler yaşamıştır da dokunmuştur kalemine gibi sorular duygu dünyamızda pek de karşılık bulmuyor. "Biz kırk kişiyiz birbirimizi biliriz." şeklinde bir durumdan da söz etmek mümkün değil. Fakat bazı kalemler önümüze öyle bir dünya seriyor ki, yeniden bir yerde o isme rastladığımızda kafamızdaki imaj güçlenerek pekişiyor. Üçüncü kez okuduğumuzda artık, güçlü bir kalem olduğunu biliyoruz o hikâyecinin ve yazdıklarını merak ettiğimiz süreç başlıyor. 

Henüz ilk kitabını yayımlamamış fakat dergilerde yazmaya devam eden bu öykücülerin ilk eserleri benim için her zaman ilgi çekicidir. Çünkü ilk kitap yazarını daima ele verir. Samimi bir çocukluğun, saf bir aldanışın, bünyesinde barındırdığı umudun arkasında genç ve mütereddit yazarını görmemek mümkün değildir. Ustalaşmak, yani kendini saklamak bunlardan sonra gelir. Henüz ilk kitabını yayımlamayan fakat öyküleri ile o toz bulutunun, kalabalığın, karışıklığın içinde kendini yukarılara taşıyan isimlerden biri de Elif Genç'tir.

Ağlak bir üslubu yok

Elif Genç'in hikayelerinde daima bir yağmur yağar ve ıslattığı her zaman çocuklardır. Fransa'ya çalışmak için gidip bir daha dönmeyen, eşiyle tartıştıktan sonra evi terk eden, sevgisini hiçgöstermeyen, iflah olmaz hayalleri ile aileyi mahveden babalar; çocukların kırılgan dünyasını tuzla buz eder mesela. Göğüs kanseri olduğu için göğsünü aldırmak zorunda kalan anne, kadın olmamakla itham edilip aşağılanır. Elif Genç'in çoğu hikayesinde sevmeyi bilmeyen babaların yok etmeyi iyi bilmesi, karısından sonra çocuklarını da öz saygılarını yok ederek silikleştirmesi başarıyla işlenmiştir.

Hikayelerde, yaralanan daima çocuklardır çünkü evde yaşanan her huzursuzluğu kendilerine mal edip dururlar. Suçluluk onlar için yazgılarına işlenmiş bir zorunluluk gibidir. Yerli malı haftasında sınıfa götürdüğü portakallar hiç kimse tarafından yenmedi diye üzülen, sonra o portakallardan kek yapmaya karar veren, malzeme almak için evde saklı duran kiradan ödünç alan çocuk; çıkan kavga sonrası baba evi terk edip anne de kendisini büyükanneye verince, bütün bir ömür tırnaklarında portakal kokusu taşıyacaktır. Elif Genç'in başarısı trajediyi verirken ağlak bir üslup taşımamasında yatar. İroni, hafiflik, sempati, rahatlık, tebessüm; onun kaleminin bir gölgesi gibidir. Acıtırken bir yandan da teselli eder. Satırlarında yüksek bir edebiyat sezgisinin izlerini hissederiz: "Her şeyi yanlış anlamakta mahir annem, babamı çok serbest bırakmış olacak ki babam o tartışmadan sonra da evi terk etti. Alışkındık bu huyuna. Geri gelir zannetmiştim ama bu sefer dönmedi. Suçluydum ve yediğim tırnaklarda yoğun bir portakal kokusu vardı. Yaklaşmakta olan karne günü af kararımı açıklamak için babam eve dönebilirdi. Beklemeye, şefkati de azabı da hissedebildiğim bir yerde beklemeye o yaşlarda alıştım." (İçimden Bir Ses, Post Öykü 1.5)

Hüzünlü oldukları için kendilerini çirkin sanan çocuklar 

Hikayelerdeki kadınlar ölen veya terk eden anneler olsa da içeriğe baktığımız zaman annelere direkt bir suçlama görülmez. Çünkü önce babalar, sonra kocalar yavaş yavaş mahvetmişlerdir kadını. Büyükanneler dahi kısmen merhametlidir. Annesi ölünce, babası onu yurtdışına götürecek diye hızlıca evlenip nispeten mutlu olduğu Selim bile; Münevver'in yarım kalan öyküleri, şiirleri demektir. Münevver hiç pişman olmadan bedel ödemiştir. Bir gün durup dururken, üstelik akşam yemeğini bile yapmışken, hiçbir not bırakmadan çekip giden annelere göre Münevver'in durumu yine iyidir. "Annemin kuruyuncaya kadar pişirdiği balıklar babam gibi kokuyordu. Rutin gereği şimdi de salata yapması gerekiyordu fakat kapıya yöneldi. Kapıyı açıp ayakkabılarını giydi, dalgındı. Kapıdan geri döndü, ayakkabılarını çıkarmadan halıya basıp -annem gibi biri bunu asla yapamaz- askıdan çantasını aldı, dışarı çıktı. Kapı kapandı. Son. Geri gelmedi. Geriye mektup bile bırakmadan gitti. Babamın düşünmeden istifa ettiği gibi. Birbiri için yaratılmış iki insan düşünün, sonra onların birbirine kavuştuğunu ve mutlu son. Bir şey son buluyorsa mutlu olamaz." (Yoğunluk, Aşkar 38)

Elif Genç'in hikayelerindeki hüzünlü kız ve oğlan çocukları için aşk bir umut olarak var olsa da onlar herhangi bir aksiliği kabullenmeye çoktan hazırdırlar. İlk yenilgilerini parçalı bulutlu evlerinde tatmış, hayatın sert yanıyla çok küçükken tanışmış, biri bir saniye beklemesini istese gerilemeye müsait, her zaman istenenden fazlasını vermeye teşne bu çocuklar; hüzünlü oldukları için kendilerini çirkin sanırlar. "Piraye'nin yanındayken okul forması değil de işçi tulumu giymiş gibi hissederdim kendimi. Müziğin sesi ciğerlerimden  yükselirdi, "işçisin sen işçi kal". Piraye temizdi. Beyaz kalıp sabun gibi. Bayram temizliği gibi. Gül suyu, tarçın kokusu gibiydi benim için. Bense soba kokardım. Tüm giysilerim o küçücük evde, tüten sobanın sinsi ve keskin kokusuna teslim olurdu. Yanımda limon kolonyası taşımaya bu yüzden başladım." (Iska, Aşkar 40)

Hikayelerinde en önce gelen şey iman

Elif Genç, hayatın gerçek yüzünü işleyip insan ruhunu çekinmeden ortaya koyarken hareketli, zıpır, muzip, genç yanını daima hissettirir bize. Hikayelere sığmayan insanlar treni beklerken, bir istasyon emanetçisi onlardan kalan isimleri toplar mesela. Ya da bir anda Fellini çıkar ve rol verir çocuğa. Sahaf dükkanlarında gizemli, mistik birtakım hadiseler cereyan eder. Hayal gücü daima devinim halindedir ve bu durum hüzünlü bir hikayeye bile enerji verir. Şiir sözün en saf hali olarak daima saygı duyulan ve arzulanan bir yerdedir.

Elif Genç'in hikayelerinde en önce gelen şey ise imandır ve her şey kadere teslim edilir. Bir hikayeden örnek verecek olursak, şifahaneden iki çocuk alan Adem onlara yeni isimler verir. Yeni isimleri sayesinde geçmişi bağışlayan o çocuklardan biri kekeme bir hattat olur, diğeri zaten Hızır'dır. Fakat isimler ne kadar değişse de kader yazılmış, sayfalar dürülüp sandıklara kaldırılmıştır. "Atölyeyi günlerce açmadım. Açtığım zamanlarsa göğsümde bir alev hissettim, ben kamış kalemi elime aldıkça harlanan bir alev. Hızır yanıma gelir, beni atölyeden çıkarırdı. Sırtımızı bir dağa yaslayıp otururduk. “Beklemekte şifa var mıdır?” diye sorardım. “Beklemek bir ömür sürebilir, bir ömrü şifa aramaya adayamazsın” derdi. Hâlbuki ben tüm ömrümü şifa aramaya adayabilirdim. “Şifam Nar olsun istiyorum” deyince “Bunun tek yolu yazman mı?” derdi. Nar beni şiirlerimle keşfetsin isterdim, şiirlerimi yazımdan okusun. Kusurlu sesimi Nar’a yakıştıramazdım. Nar öyle güzel, öyle tamamdı ki, kendimi yanında eksik sayardım." (Masumiyet Karinesi, Post Öykü 1.3)

Elif Genç; bizim ruhumuzu, bizim tebessümümüz ve hüznümüz ile anlatan hikayeler yazıyor. Değişen çağın post modern öğelerinden yararlanırken, kurmacanın teknik soğukluğuna kapılmadan, sıcacık, sahici bir insan ruhu ortaya koyuyor. Onun hikayelerini okurken ruhumuzu daha yakından görüyor, gülüyor ve hüzünleniyoruz. Böylece Elif Genç, ilk kitabını bile yayımlatmadan kendi okur kitlesini oluşturabilmiş başarılı bir genç kalem olarak öne çıkıyor.

 

Gülhan Tuba Çelik

Güncelleme Tarihi: 23 Şubat 2018, 19:16
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Melisa
Melisa - 2 yıl Önce

Evet okunmaya deger ilgi cekici hikayeleri var dogrusu. Basarilarinin devamini dilerim, adi hafizalarda yer edecek biri olacagini dusunuyorum.

Zeliha
Zeliha - 1 yıl Önce

Mektep’teki öykülerini okudum. Keyifli bir anlatımı var. Başarılı bir isim.

banner8

banner19

banner20