Devlet - Üniversite İlişkisi Üzerine

Durmuş Günay, sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 7 Ocak 2018’de Boğaziçi Üniversiteliler Derneği’nin 14. Genel Kurulunda yaptığı konuşmayı da vesile ederek, Devlet-Üniversite ilişkisi üzerine yazdı.

Devlet - Üniversite İlişkisi Üzerine

Cumhurbaşkanı ve üniversite

Türkiye’de üniversite, Anayasa’nın 130. maddesi gereğince, “…kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler, Devlet tarafından kanunla kurulur” ilkesine göre kurulmaktadır.

Ülkemizde mevcut sistem içinde, üniversiteye; Cumhurbaşkanı, Hükümet ve YÖK tarafından kanunların belirlediği çerçevede, müdahale edilebilmektedir. YÖK’ün 21 üyesinin 7’si ÜAK (Üniversitelerarası Kurul), 7’si Hükümet tarafından seçilip Cumhurbaşkanınca atanmakta, 7’si Cumhurbaşkanı tarafından seçilip atanmakadır. YÖK Başkanı da atanan üyeler arasından Cumhurbaşkanınca atanmaktadır. Bu durumda YÖK bütünüyle Cumhurbaşkanınca teşkil edilmektedir.

Devlet üniversitelerinin bütçe ve kadroları, YÖK’ün danışmanlığında, hükümet tarafından belirlenmektedir. Hükümet başkanı ve üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından atandığına; ve YÖK, Cumhurbaşkanı tarafından teşkil edildiğine göre, devlet üniversitelerine Cumhurbaşkanının müdahalesi bir haktır ve görevidir. Cumhurbaşkanı halk oyuyla doğrudan seçildiğine göre, Cumhurbaşkanının üniversitelere müdahalesinin ve üst kurulların demokratik meşruiyeti tartışılamaz. Çünkü, demokrasi denilen sistem, nihayetinde herşeyin halka dayanması ise, bu böyledir.

Cumhurbaşkanının Boğaziçi Üniversitesi’nde 7 Ocak 2018’de yaptığı konuşma üniversite tarafından eleştiri konusu oldu. Üniversite kendisini sitesinde özgürlükçü olarak tanımlamaktadır. Cumhurbaşkanının söylediklerine katılmayabiliriz, eleştirebiliriz, analiz ve değerlendirmeye tabi tutabiliriz. Bunlar yapılmalıdır da. Ama uygulamada karar mercii kendisidir.

Üniversitelerimize genel olarak bir göz atacak olursak, Türkiye’de, şu an itibariyle, 114 devlet ve 67 vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 181 üniversitemiz bulunmaktadır. İstanbul’da 42 devlet ve 13 vakıf üniversitesi olmak üzere, toplam 55 üniversitemiz var. Yükseköğretim sistemimiz, büyük ve kompleks bir yapıya kavuştu. Brüt okullaşma oranı, %102.71’e ulaştı. Bu kitleselleşme sonrası brüt okullaşma oranı anlamına gelmektedir. Önlisansta 223, lisansta 390 farklı program türünde eğitim-öğretim yapılmaktadır.

Sayılar itibariyle ülkemizde genel tablo şöyle (5)

Program ve eğitim türüne göre öğrenci sayıları (2016–2017 öğretim Yılı), Kaynak: YÖK

Düzeyi

Yüzyüze öğretim

Açık Öğr. Uzakt. Öğr.

Toplam

Önlisans

1.109. 626

1.446.300

2.555.926

Lisans

2.149.166

1.992.413

4.071.579

Yüksek Lisans

450.251

29.964

480.215

Doktora

91.267

---

91.267

Toplam

3.800.310

3.398.677

7.198.987

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Ocak 2018’de Boğaziçi Üniversiteliler Derneği’nin 14. Genel Kurulunda yaptığı konuşmada şunlara işaret ediyor:

Boğaziçi Üniversitesi’nin halen Türkiye'nin en prestijli, en önemli yükseköğretim kurumlarından biri olduğunu dile getiren Erdoğan, "Bununla birlikte Boğaziçi Üniversitemizin bizim gönlümüzden geçen konuma ulaşamadığını da belirtmek durumdayım." dedi.

“Çok seslilik ile kendi ülkesine ve milletine yabancılık arasında çizgiyi doğru çizmeden de bunu başaramayız. Batı ülkelerindeki üniversiteler, soruyorum, çok sesli değil mi? Peki bunlardan hangisinin sürekli kendi devletine, kendi halkının değerlerine karşı faaliyet yürüttüğünü duydunuz, gördünüz. Böyle bir şey var mı?" diye soruyor Cumhurbaşkanı?

Cumhurbaşkanının eleştirisine karşılık, sanki Cumhurbaşkanı bizi eleştiremez üslubu ile karşı eleştiriler yapılmıştır. Oysa Cumhurbaşkanı, eleştirilerinin yanısıra, Boğaziçi Üniversitesi’nin başarılarını ve prestijini takdir ettiğini, daha büyük başarılar beklediğini, gizli hafızasının olmadığını, düşündüklerini açıkça söylediğini belirtmekte, tarihteki Mevlana, İbn Haldun, El-Cezeri, İbn Sina, Piri Reis gibi büyük düşünürleri, bilim adamlarını, gönül erenlerini işaret ederek alanında kutup olan insanların yetişmesi için üniversiteye elinden gelen her desteği vereceğini de beyan etmiştir. Üniversite için ölçütün küresel boyut olduğuna işaret etmiştir.

Cumhurbaşkanı, Boğaziçi Üniversitesi’nde, üniversitenin anlamıyla örtüşen, düşündüklerini, üniversite ve ülke ile paylaşan önemli bir konuşma yapmıştır. Boğaziçi üniversitesini kendi değerlerimize yaslanmadığı gerekçesiyle marka olamadığından yakınmıştır.

Boğaziçi Üniversitesi’nin konumu

Boğaziçi Üniversitesi’nin geçmişi 155 yıl öncesine gitmektedir. 16 Eylül 1863’de Dr. Cyrus Hamlin ve Cristopher Robert tarafından Robert Koleji olarak kurulmuş. 10 Eylül 1971’de Boğaziçi Üniversitesi’ne dönüşmüştür.

Üniversitenin lisans ve lisansüstü öğrencilerinin toplam sayısı, Rektör Prof. Dr. Mehmed Özkan’ın verdiği bilgiye göre (2), 17 373. Bu öğrencileren 4862’si (ögrencilerinin %28’i) lisansüstünde (Y. Lisns + Doktora) öğrenim görüyor. Akademisyen sayısı 995, bunların 437’si öğretim üyesidir (Prof.+Doç.+Yard.Doç.). 2017’de kaydolan öğrencilerinin 587’si LYS’de ilk 1000 (bin) öğrenci içinden gelmiştir. Üniversitenin toplam öğrenci kontenjanı 1850 civarında.

Üniversitenin bulunduğu konum ile ilgili olarak bazı uluslararası sıralama kuruluşlarının verdiği sonuçlara da bakalım. Bu sıralamalar, gerçekte üniversitenin kalite göstergesi değildir. O kuruluşların belirledikleri göstergelere göre yapılmış bir performans sıralamasıdır. Farklı sıralama kruluşları, birbirinden farklı göstergeler kullanmaktadırlar. O yüzden üniversite her bir sıralama kuruluşuna göre farklı bir sırada yer almaktadır.

Boğaziçi Üniversitesi;

TÜBİTAK’ın Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi 2017 Sıralaması’na göre; Sabancı, ODTÜ, Gebze Teknik ve İTÜ”den sonra 5. sırada;

Webometric’in Türkiye sıralamasında, ODTÜ ve İTÜ’den sonra 3. sırada;

URAP sıralamasında, ODTÜ, İstanbul, Hacettepe, İTÜ, Ankara, Gazi’den sonra 7. sırada;

Times Higher Education World University Rankings (THE) 2018 Dünya Üniversiteler sıralamasında; ilk 500 üniversite arasında Türkiye’den Koç, ve Sabancı’dan sonra 3. sırada;

US News and World Report sıralamasında 190. sırada yer almaktadır. Bu sıralamada, Türkiye ünivesiteleri içinde 1. sırada bulunmaktadır (3).

Başka sıralama kuruluşları da vardır. Ancak üniversite hakkında fikir edinmek bakımından bu kadarı ile yetinelim.

Bütün bu göstergelerin de işaret ettiği üzere Boğaziçi Üniversitesi, ülkemizin yüzakı bir yükseköğretim kurumudur. Daha iyi bir noktada olmayı hedeflediklerini sayın rektörü de ifade etmektedir. Eleştiriyi, özgürlüğü savunanlar, başkalarına da özgürlük tanımalılar ve eleştiriye tahammül etmek durumundadırlar.

Cumhurbaşkanı, üniversiteden kendi değerlerimize yaslanmasını ve daha verimli olmasını istemiştir. Devlet üniversitesi olması dolayısıyla, bütçesini ve kadrosunu veren bir makamın, sağladığı imkanları üniversitenin nasıl kullandığını sormasından ve önerilerde bulunmasından daha doğal ne olabilir?

Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul’un en güzel yerlerinde 3 noktada konumlanmış toplam 1665 dönümlük olağanüstü güzellikte bir kampüste bulunmaktadır. Türkiye’nin en yetenekli öğrencilerinin tercih ettiği bir üniversitedir. Dünyanın en seçkin üniversitelerinde doktora yapmış, iyi yetişmiş bir akademisyen kadrosuna sahiptir. Çok değerli mezunlar yetiştirmiştir. YÖK; Lisansüstü, eğitime ve Ar-Ge’ye daha bir önem vermesi için, lisans kontenjanlarına fazlaca müdahale etmemiş, üniversitenin kendi seçtiği rektör ve dekanların atanmasında üniversitenin iradesine müdahalede bulunmamıştır.

Üniversitenin çalışmaları, şeffaflık içinde, bir kefede üniversite özerkliği ve akademik özgürlük, öbür kefede hesap verebilirlik ve kalite güvencesi bulunmak üzere sürdürülmelidir

K. Jaspers’e göre üniversite, öğrencisi ve akademisyenleri ile birlikte hakikat (aletheia) arayanların topluluğudur. Hakikat, felsefede, genelde varlığın, tümel bilgisi olarak tanımlanır. Burada genelde varlık; tüm bilme etkinliklerinin; bilimin, sanatın, dinin konusu olan bütün varlık alanına işaret eder. Tümel bilgi ise genelde varlığa dair bütüncül bilgidir. Varlığa bir bütün olarak anlam vermektir. Üniversite bir kurum olarak inşa edilmiş akıldır, bilimdir [6]. Üniversite tarihi süreç içinde hangi formu almış olursa olsun (Ortaçağ üniversitesi, Humboldt üniversitesi, Klasik kamu üniversitesi, Vakıf üniversitesi, Özel/Firma üniversitesi), kültür, bilgi ve araştırma merkezleridir.

Sonuç olarak, hakikat arayışında olan üniversitede özerklik ve akademik özgürlük en temel haktır ancak bunlar asla keyfilik değildir. Üniversitenin çalışmaları, şeffaflık (transperancy) içinde, bir kefede üniversite özerkliği ve akademik özgürlük, öbür kefede hesap verebilirlik (accountability) ve kalite güvencesi (quality assurance) bulunmak üzere sürdürülmelidir. Üniversite özerkliği ve akademik özgürlüğün sağlanmasının ön-koşulu bu değerlerdir [1]. Terazinin bir kefesinde serbestlik (özgürlük+özerklik), öbür kefesinde sorumluluk (kalite güvencesi + hesap verebilirlik) vardır. Eğer bu değerler göz ardı edilirse, terazinin dengesi bozulur, üniversite özerkliği ve akademik özgürlük keyfiliğe dönüşür. Serbestliğin olduğu her yerde, serbestliğe denetim eşlik eder. Günümüzde, insanlığın yönetim anlayışının geldiği düzey dolayısıyla, akademik özgürlük ve universite özerkliği, büyük ölçüde sorun olmaktan çıkmıştır. Daha çok, performans, kalite güvencesi, inovasyon ve girişimcilik öne çıkmıştır.

Üniversitenin sorumluluğu bağlamında burada çok önemli bir sorunu dile getirmek gerekmektedir. “Güneydoğu Sorunu” olarak adlandırılan, yarım asrı aşkın süredir devam edegelen ülkemizin en hayati sorununun mahiyetinin anlaşılması ve sorunun çözümü konusunda; tarihsel, coğrafi, psikolojik ve sosyolojik yönleri ile bilimsel araştırmalar yaparak devletin ve milletin önüne çözümler getirmek ve ilgili mercilere iletmek üzere, ne yazık ki, akademik camia yeterli düzeyde çalışmalar ortaya koy(a)mamıştır.

Üniversitenin, araştırma, eğitim-öğretim ve topluma danışmanlık şeklinde dilegetirilen misyonları vardır. Toplumun sorunları ve bunların çözümlerine dair, araştırma yapma ve bilgi ortaya koyma, fikir üretme ve böylece topluma danışmanlık yapma konusunda üniversitemizin yeterli çabayı gösterdiğini söyleyemeyiz. Sorunlar orada ve üniversite burada suskun duruyor sanki. Cumhurbaşkanı üniversitenin; Mevlana pergelinin bir ucunu, bulunduğu noktaya yerleştiren, öteki ucunu; yerel, bölgesel, ülkesel, küresel ve evrensel boyuta genişleyen bir helezon çizercesine misyon icra etmesini dile getirmektedir.

Zor bir zamandan geçiyoruz. Olabildiğince önyargılardan uzak durarak anlamayı öne çıkarmalıyız. Birbirimizi, problemleri, çözümleri anlama çabasını, merhameti elden bırakmamalıyız. Ülkemizin güvenliği, onuru ve geleceği her şeyin üzerinde. Ülkemize karşı olan borcumuz ödenemezdir. Otorite sahipleri üniversiteyi örselememelidir. Üniversite de sorumluluğunun farkında olmalıdır.

Bir toplumun gücü, insan yetiştirme, bilim ve teknoloji üretme kapasitesi ile bağlantılıdır. Üniversitenin itibarı zedelenmemeli, özgürlüğü özenle korunmalıdır. Serbestliğin olduğu her yerde denetleme de kaçınılmazdır.

Bilim, itibar görmediği yerden kaçar. Bilim sükünet ve esenlik içinde yapılabilir. Marifet, iltifata tabidir. Bilim, aşk ile yapılır. Bilim, metafizik bir gerilim, fedakarlık, coşku, formunda bir topluluk ve adanmışlık ister.

 

Durmuş Günay

dgunay @ hotmail.com

 

Kaynaklar

1. Council of Europe, Paliamentay Assembly, Committee on Culture. Science and Education,

   “Academic freedom and university autonomy” Doc.10943, 2 June 2006.

2. Özkan, M. “Boğaziçi Üniversitesi”, Boğaziçi Üniversiteliler Derneği Olağan Genel Kurulu 7-1-2018, Istanbul

3. URAP (University Ranking by Academic Performance), Üniversitelerimizin 2017 Yılı Dünya Genel Sıralamalarındaki Durumu 29 Aralık 2017


4. Necati Öner; “Insan Hürriyeti”, Vadi Yayınları, 1995, Ankara

5. Günay, D., Günay,A., “Türkiye’de Yükseköğretimin Tarihsel Gelişimi ve Mevcut Durumu”, Yükseköğretim Dergisi, 2017, Istanbul.

6. Ortega y Gasset, Çev: B.Üçpınar, “Üniversitenin Misyonu”, Birleşik Yayıncılık, 1997.

Güncelleme Tarihi: 13 Ocak 2018, 16:15
YORUM EKLE

banner19

banner13