Devlet hanedan üyelerine sahip çıkmalı

Geçmişte ülkenin 'huzuru' için bir bir ülke dışına çıkarılan hanedan üyeleri, yurtdışından maalesef sefil bir hayat yaşadılar/ yaşıyorlar. M. Selim Atlıhan bu iç burkutucu duruma dur denmesini istiyor.

Devlet hanedan üyelerine sahip çıkmalı

Ölümlerin hepsi acıdır, ölümlerin hepsi soğuk yüzlüdür. Ne kadar metanetli olursak olalım, her ölüm, bizden bir şeyler alır götürür. Bazen çokça ve uzunca bir süre, bazen de nispeten çok daha az ve kısa bir süreliğine. Ama her halükârda, ölümlerin bizden bir şeyler götürdüğü kesin.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, tamamen seküler olup, bir ulus-devlet anlayışı üzerine inşa edilmiştir ki, tüm bir uygulama ve kurumları da bu anlayışın temel parametreleri üzerine ihdas edilmiştir. Cumhuriyetle birlikte, Osmanlı imparatorluğu, tamamen tarih çizgisinin dışına itilmiş ve böylece bugünkü Türkiye Cumhuriyeti devletinin temelleri atılmıştır. Ancak bu süreçte, çok sıkıntılar yaşanmış, nice haksızlıklar yapılmıştır. Hem dinsel ve kültürel, hem de salt bireysel olarak…

Sistem, kendisini güvene almak için, kendine göre onca tedbir almıştır ki, bu tedbirlerin hemen ilk ayağı da, Osmanlı hanedan üyelerinin ülke dışına çıkarılmaları/ sürülmeleri olmuştur. Neden? Çünkü, ola ki, ülkenin herhangi bir zaafından istifade edip, yönetime baş kaldırıp, ülke yönetim birliğini bozmasınlar, mevcut yönetim üzerinde herhangi bir hak talep etmesinler. Ülkede, ikili (saltanatın devamını isteyenler ile cumhuriyeti isteyenler arasında) bir yönetim anlayış ve talebi ortaya çıkmasın.

Bu uygulamayı hayata geçirenler, kendilerine göre, haklılardı elbette. Ama o gün kendilerine göre haklı olmaları, onların, gerçekten doğru yaptıkları anlamına gelmiyordu. Çünkü, gayriinsani davranıp, yanlış yapmak, kişi ve devletleri her zaman haksız kılar; üzerinden her ne kadar çokça zaman geçmiş olursa olsun, bu gayriinsani tavırları, sonuna dek insanlık vicdanında onları suçlu kılar.

Burada hanedan üyesi, orada bir sokak satıcısı

İşte bu anlayış kapsamında, bu dönemde hanedan üyeleri ülkenin “huzuru” için bir bir ülke dışına çıkarılmış, onca kişi, sonu belli olmayan bir maceraya mahkûm edilmiştir. Öz yurtlarından alıkonulup, ülkeleri dışında herhangi bir toprak parçası üzerinde paryalığa terk edilmişlerdir. Öyle ki, çok hazin bir şekilde, 1924 Mart sonu geldiğinde o çok övündüğümüz Fatih, Yavuz ve Kanuni gibi isimlerin ailelerinden hiçbir torunu bu topraklarda kalmamış, hepsi dışarıya sürülmüştür.

Doğal olarak, burada yaşam şartları gayet iyiyken dışarıda bu pek de mümkün olmamış, hatta, çok üzücü bir şekilde, genellikle son derece sefil bir hayat sürmüşlerdir. Zor günler yaşayıp, nice sıkıntılara maruz kalmışlardır. Onurlarıyla ayakta kalmak için çiçek satmışlar, mezarlık bekçiliği, sokak satıcılığı vs. yapmışlar.

Burada hanedan üyeleri, orada bir sokak satıcısı hali…

Yaşarlarken zaten kimse onların varlığından ve titrlerinden haberdar değildir, kimse bunları görmez, görmüyor. Ancak ne zaman ki, bilmem hangi Avrupa ülkesinde “hanedan ailesinin bir başka üyesi öldü” haberi gelir, işte o zaman yüreğim(iz) daralır. Çünkü hep, sefillik içinde yaşamları son bulmuştur onların.

Özellikle cenazeleri çok iç burkutucudur ki, zaten o cenazeleri bile, o sefil hayatın özlü bir fotoromanıdır aslında. Cenaze namazlarındaki o seyreklik, hatta iç burkucu ve acıtıcı derme çatma hal, bir musalla taşından bile yoksun bir cami avlusundaki cenazelerinin, yerde, yırtık bir bez veya halı parçasına yarı sarılmış hali, arkasında duran cemaatin ciddiyet ve nizamdan uzak duruşu bizi fazlasıyla üzer, üzmüştür de şimdiye dek.

Devlet, bu hanedan üyelerine sahip çıksın

Bir tarafta hanedan üyeliği payesi, diğer bir tarafta ise “böyle” bir tablo! Havsalamız bir türlü almaz, alamaz bu iç acıtıcı durumu!

Ama eğer büyük ülke olmak buysa, hayır arkadaşlar, böyle bir büyüklüğü kabul etmiyorum ben! Acı, gözyaşı ve yaşatılan sıkıntılar üzerine bina edilen bir mutluluk iddiasından uzağım ben!

Evet, şimdiye kadar bu böyleydi ne yazık ki. Bari hiç olmazsa bundan sonra, varsa eğer hayatta kalıp da böyle müşkül bir durumda olup geçmişimizden bir parça olan hanedan üyelerine bu devlet sahip çıksın; alıp onları kendi onurları kabul etsin. Ki bir daha, o iç burkutucu hayatlarına tanık olmayalım. Bir daha, bizi kahredip her seferinde bize boyun büktüren o cenaze “törenlerine” şahit olmayalım artık.

Evet, bu devlet, bu hanedan üyelerine sahip çıksın, alıp onları onore etsin, alıp onlara hak ettikleri sevgi, saygı ve hürmeti göstersin.

Yasal düzenlemelerse yasal düzenlemeler, anayasaysa anayasa... Ama ne olur bu yürek burkan duruma artık bir dur deyin ki, büyük oluşumuzu engelleyen bir ah’tan daha kurtulmayı umut edelim diyorum…

 

M. Selim Atlıhan yazdı

Güncelleme Tarihi: 01 Mayıs 2014, 16:56
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26