banner17

Davetçinin önündeki sinsi tuzaklar neler?

Fethi Yeken, 'Davet Yolunda Dökülenler' adlı çalışmasında dava yolunda Müslümanca işler yaparken bu gidişattan dönenleri, tökezleyenleri ve dahi dökülenleri gündem ediniyor. Fatih Pala yazdı.

Davetçinin önündeki sinsi tuzaklar neler?

Fethi Yeken üstadı, 13 Haziran 2009 Cumartesi günü uğurlamıştık rahmet-i Rahman’a. Ondan bize miras kalan kitaplarıyla Müslümanca yürüyüşümüze devam etme gayretindeyiz. Zaten kitaplarıyla tanımıştık onu, yine onlarla bu tanışıklığın seviyesini artırıyoruz. Bugün, Davet Yolunda Dökülenler isimli o ibret hazinesi kitabını esas alarak cümleler kurmaya, ibretler sunmaya çalışacağız. Bu vesileyle ona rahmet dilediğimiz rahmetin Sahibi olan yüce Rabbimizden, bir de bizleri onun gibi müminlere komşu eylemesini bekliyoruz dar-ı beka’da.

İslamî hareket, İslamî davet meseleleriyle ciddi şekilde ilgilenmiş olan her bir mümin kulun, Fethi Yeken’le bir şekilde yolu kesişmiştir, desek abartmış olmayız sanırım. Bu alanlarda hayatını ortaya koyan, bununla beraber eserler oluşturan ender âlimlerden birisidir çünkü o. Onun kitaplarını ise biz Türk okurlara kazandıran, hatta seri halinde çıkaran Ravza Yayınları olmuştur. Ancak şu an elimdeki kitap, Eylül 1986 baskı tarihli Seçkin Yayıncılık imzasını taşıyor. Mütercimi de Bilal Çakmaklı.

Merhum üstad, bu çalışmasında dava yolunda Müslümanca işler yaparken bu gidişattan dönenleri, tökezleyenleri ve dahi dökülenleri gündem ediniyor. Mümin ve muvahhid kullar için hiç ama hiç yabana atılacak bir durum değil bu. Allah Teâlâ için bir yola koyulacaksınız, bir mücadeleye soyunacaksınız hem de en soylusundan, en muhteşeminden, en muazzamından ve en evrenselinden… Sonra da “Yok arkadaş, bu benim işim değil!” diyerek vazgeçeceksiniz. Bu söz ve davranış, hakikaten bir müminin yapacağı iş asla değil. Zira yüklendiğiniz sorumluluk, üstlendiğiniz dava bütün Allah elçilerinin davasıdır, Peygamberlerin sorumluluğudur. Nasıl “Benim işim değil!” diyebilir ki iman edenler? Bu, öyle geçici, gündelik bir fantezi midir ki vazgeçme bayrağını kaldırıp gerisin geriye dönülsün! Hangi Allah elçisi bunu yapmıştır veya yapabilmiştir? Kısmen Yunus aleyhisselam’ın tevhid mücadelesinde görsek de böyle bir şeyi, Rabbimiz Teâlâ hemen görev yerine dönmesini sağlayıvermişti malum.

Davet, kolay yürünebilir ve yürütülebilir bir şey olsaydı...

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in döneminde, Tebük seferi ve İfk hadisesi gibi örneklerde hafiften tökezlenmeler yaşanmış olsa da, iman erleri yine aslî yerlerinde asilce görev kuşanmayı başarabilmişlerdir. Zamanı, o günden bugüne bir değerlendirmeye tabi tuttuğumuzda, açıölçerimizin çiziklerine epeyce takılanlar olacaktır maalesef. Bu da İslam davasının büyük bir imtihan ile birlikte geldiğini hatırlatıyor basiret ehline bir yandan. Kim istemez rahatça yaşamayı? Kim istemez sorumluluk almadan hayat sürmeyi? Kim istemez, “Bana değmeyen yılan bin yaşasın!” anlayışıyla etliye sütlüye karışmadan gününü gün etmeyi? Başkaları ne der bilmeyiz, ama bu “Kim istemez?” sorularının en yerinde ve en kestirme cevabı “Müslüman istemez!” olsa gerektir. Çünkü Müslüman olmak, bir sorumluluğa, bir sınanmaya, bir davaya yanaşmak, onunla kaynaşmak demektir. Esasen, Atasoy Müftüoğlu’nun Vakti Kuşanmak’ta tanış olanlar için söylediği gibi evrene, eyleme, sorumluluğa ve sabahlara birlikte uyanmaktır Müslüman olmak. Öyle bir şeydir ki Müslüman olmak, bütün bir mümin coğrafyayı yüreklere nakşetmek, hep bir barış, hep bir bağış içerisinde yaşamanın adıdır.

İşte bu değinilerden yola çıkarak bakıyoruz ki, Davet Yolunda Dökülenler’in haritasını çizmeye çalışan Fethi Yeken, bu çerçevede belli başlı sebepleri okura arz ediyor. Bunların içinde davetçilerin terbiyesindeki zayıflık, bireylere, şahsi durumlarına uygun görevlerin verilmemesi, bütün davetçilere görev yüklenmemesi sonucunda ortaya çıkan eringenlik ve çekememezlik, davet sorumluluğuyla görev alanların birbirleriyle dayanışmalarındaki zaaflar, bir sorun çıktığında hızlı bir şekilde onu halledememek, davet ehli olanların kendi içlerinde yaşadıkları iç çekişmeler ve onlara önder olan, öncülük eden kişi ya da kişilerin yetkinliğindeki yetersizlik gibi başat hususlar dikkat çekiyor. Bunların her birinin ayrı ayrı değerlendirilmesinin ne kadar elzem olduğunun bilgisini kitap veriyor bize. Pratikte daha belirgin bir şekilde gün yüzüne çıkan bu zikri geçen noktalar, teorik olarak görev öncesinde yüreklere ve zihinlere nakşedilmekte gecikilmemelidir ki, müminler adına güzel günlerin gelmesi yakınlaşabilsin.

Rasullerin ve Nebilerin mücadelesinin bir anlamda kısa adı olan davet, kolay yürünebilir ve yürütülebilir bir şey olsaydı, tarih boyunca taliplilerinin sayısı az olmazdı. Sahiplenip de yılmayanların, dönmeyenlerin, yorulmayıp dökülmeyenlerin misali, bize şu hakikati haykırıyor: Bu yol yiğitlerin yoludur! Buna tarih şahit. Onun için Rasulullah Efendimiz’in “Rabbim! Ayaklarımı ve kalbimi dinin üzere sabit kıl!” duasının daha fazlasını biz Rasul yarenleri yapmalıdır, yapabilmelidir.

Koltuk sevdası, dava adamlarını yiyip bitiren sinsi birer kurt mesabesindedir

Kişilerdeki sorun ve sıkıntıların haricinde, Fethi Yeken bir de dış sebeplerden dem vuruyor kitabında. Mesela, İslamî bilinç ve inanıştan yoksun olan ailelerin, akrabaların ve çevrelerin baskısının, davetçi müminlerin üzerinde hiç olmayacak kadar olumsuz etkiler bıraktığının haberini veriyor bize. Yine İslam davasının düşmanı olan hareketlerin de etkisi azımsanacak gibi gözükmüyor tabi ki. Onların düşmanca politikaları, kaygan zemindeki şahısların vazgeçmesini beraberinde getirebiliyor nihayetinde. Ama Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi kendilerine en büyük varlık gayesi edinmişler için onların oyunları, karşı duruşları suyun üzerindeki köpükler misali kaybolup gidicidir. O şeytanî oluşumların Allah’ın has kullarına pek de yapabilecekleri bir etki yoktur öyle. Bunun böyle olduğunun haberini, hayat ve hidayet kaynağı olan Kerim Kitabımız Kur’an’dan alıyoruz.

Makam ve mevki sahibi olmanın, o yürekler karartan ve davadan saptıran olmayasıca halin de üzerinde durmayı unutmuyor Fethi Yeken. Davet yolundaki aktif insanların tökezlemesine yol açan unsurlar olarak, kendini beğenmeyi, gururlanmayı, kendinden hoşnut olmayı, kibri ve bencilliği öne sürüyor. Bunlar öyle bir zehir etkisindedirler ki, şeytan aleyhillane bunların vesilesiyle müminleri günahların bataklığına çekerek üstünlük elde etmenin çakır keyfini sürer oluyor. Makam tutkunluğu, günümüz tabiriyle koltuk sevdası, dava adamlarını yiyip bitiren sinsi birer kurt mesabesindedir. Rabbimiz, dinini dava edinmişleri, bu tuzakların tümünden uzak tutsun.

Yolların en kutlusu olan İslam’ın davetçisi iken o ya da bu sebeple ayakların ve kalplerin kayması durumu hâsıl olabiliyormuş demek ki. Bu kayma ve dökülüp savrulmaların sebeplerini öğrenmek, öğrendikten sonra da tedavisini gerçekleştirmek için bu kitabın kapısını bir tıklatmak gerek. Bütün cümlelerinin hayatta yerini bulduğu bir eser olarak sizlerin dokunuşunu bekler Davet Yolunda Dökülenler

Son noktayı, bu güzel âlimin bir o kadar güzel şu duasıyla koyalım izninizle: “Davamızın sonu âlemlerin Rabbine hamd etmektir. Allah’tan direnç, sebat ve güzel bir son diliyorum. Nimet yokluğundan, âni cezadan, sağlık ile esenliğin değişiminden ve kötü dönüşümlerden Allah’a sığınırız. O, duaları işitendir. Amin…”

 

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 15 Haziran 2015, 11:39
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20