Daima diri olan bir hissiyat: Acı

“Acılarınızı çoğunlukla kendiniz seçersiniz. Acı, içinizdeki hekimin hasta nefsinizi tedavi etmekte kullandığı iksirdir. Eli ağır ve sert olsa da görünmeyenin müşfik eliyle yönlendirilen hekime güvenin. İlacınızı sessizlik ve dinginlikle için. Uzattığı çanak, dudaklarınızı yaksa da Çömlekçi’nin kendi gözyaşlarıyla ıslattığı kilden yapılmıştır.” Rubaşa Ergin yazdı.

Daima diri olan bir hissiyat: Acı

Acı, beslenmeyi bekler daima. Hele saklanacak bir yürek buldu mu, kuruluverir oracığa. İnsan, acıdan hoşlanmadığını söyler çoğu zaman. Fakat bu en başında insanın kendisini kandırmacasıdır aslında. Örneğin, evinize almak istemediğiniz biri, zorla evinize girip hak iddia edemez. Acı da böyledir işte, siz izin vermedikçe gönlünüze yerleşemez. Ancak salonunuzun duvarını bolca tak tak eden komşunuz olabilir acı. Konuşamazsınız yüksek sesle, çünkü bilirsiniz ki acı hemen duvarın ardındadır. Aynı odada değilsinizdir fakat aynı odada olmanın bilinciyle yaşarsınız sürekli. Bazen ona çok ihtiyaç duyar bazen de ondan ısrarla kaçarsınız. Bazen sert bir tavırla onu geri çevirir-ki bu kalbinizin kolonlarının yavaşça çatırdaması anlamına gelir- bazen de ona boyun eğersiniz.

Dostoyevski, Yer Altından Notlar kitabında “İnsan acıdan hoşlanmasaydı inlemelerini durdurabilirdi.” demiştir. İşte bizler tam olarak bu sözlere tâbiyiz. İnsan, acının çözümünü bilir, fakat sonuca ulaşmak istemez. Çünkü ulaşmak, beraberinde harekete geçmeyi getirir. İşte tam bu yüzden insan acı çekmeyi sever, yolda olmayı yolu bitirmeye tercih eder. Acı, insanın eylemlerini pasif kılar. Bu vesileyle insan, eylemsiz olmayı da tercih etmiş oluyor bir nevî. Örneğin bir yolda yürümek yolu bitirmekten daha çok haz veriyorsa yolda kalmak bir başarısızlıktan ziyade bir yeteneğe evrilir. Acı çeken, bu yeteneğiyle övünür de övünür, sevinir de sevinir. Çünkü yolu bitirmek en nihayetinde bir sonuçtur, sonuç ise daima bitendir. Acı çeken, bitmeyi sevmez. Hiç sönmeyen, sürekli küllerinden doğan bir ateş parçası olmayı tercih eder. Zira her bitiş bir başlangıca kapı aralar, bu insanlar ise başlangıçları pek sevmez.

Acı çekene bir isim verecek olsaydım eğer; sevgisizliğin çemberinde yanıp tutuşan bir “har” olabilirdi. Yanlış anlaşılmasın; sevgisizlik dediysek eğer, şımarıklığın bir parçası olan eksiklik hissi. Serzenişim acı çekenlere değil de acı sevenlere daha çok. Kurtuluşun bahçelerini, derin ve girdaplı acı denizlerine tercih edenlere…

PEKİ, ACI MI DAHA KESKİNDİR, MUTLULUK MU?

Elbette acı keskindir, insan evvela en acılı ânını hatırlar. Çünkü insan ufak bir sebeple olsa dahi mutlu olabilir. Fakat acı çekmesi ve acıyı bulması için büyük bir yıkım geçirmeli, ruhunu alevler içine salmaya hazır olmalıdır.

Mutluluk kadar soft ve geçici bir duyguya haz duymaktansa acıya daha çok haz duyar insan. Bilakis “mutlu mutsuzluk” söyleminin altında da bu mana yatar. Bir kişi mutluyken de mutsuz olabileceği bir şeyi bulabilir, fakat mutsuzken mutlu olmayı sağlayacak şeylere tutunmayı reddeder. O duygunun keskinliğini bırakmak istemez. Kim bilir belki de dibi görmek ister…

ACININ BU DENLİ DERİN VE DİRİ OLMASININ SEBEBİ NEDİR?

Lübnanlı ünlü filozof Halil Cibran, acı hakkında şu sözleri söyler; “Acınız, idrakinizi saran kabuğun kırılmasıdır.”, “Ve hatta tarlalarınızdan geçen mevsimleri kanıksadığınız gibi yüreğinizin mevsimlerini de kanıksarsınız. Ve hüznünüzün kışlarını dinginlikle seyredersiniz.”

Acının hiç soğumamasının sebebi; insanın onun bitmesine ihtimal vermemesi ve asıl insanın, acıyı idrak edebilen insan olduğunun bilincinde olamamasından doğar. Acının olağan olabileceğini düşünmek ve bunu kabullenmek, acının bitmesine değil, aksine evirilmesine kapı aralar. Eğer acı, gökyüzündeki bulutlar kadar kanıksansaydı insan acının üstesinden gelebilirdi. Fakat o, zor olanı tercih etti ve acının sarmalında yalnızlığın mahkûmu oldu. Son olarak bu yazıyı çok sevdiğim yazar Halil Cibran’ın acı hakkında söylediği şu eşsiz cümlelerle bitireceğim; “Acılarınızı çoğunlukla kendiniz seçersiniz. Acı, içinizdeki hekimin hasta nefsinizi tedavi etmekte kullandığı iksirdir. Eli ağır ve sert olsa da görünmeyenin müşfik eliyle yönlendirilen hekime güvenin. İlacınızı sessizlik ve dinginlikle için. Uzattığı çanak, dudaklarınızı yaksa da Çömlekçi’nin kendi gözyaşlarıyla ıslattığı kilden yapılmıştır.”

Rubaşa Ergin

Hüma Dergisi, sayı:15

Yayın Tarihi: 21 Haziran 2022 Salı 12:00
YORUM EKLE

banner19

banner36