Çok konuşmakla bilge olunmaz

Bir bilge olan Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig adlı eseri, maddi ve manevi, dünyevi ve uhrevi, kısacası yaratılışımızdan itibaren bu dünyada ve ahrette mutluluğu yakalayabilmek, kurtuluşa erebilmek için gerekli olan bilgileri vermektedir. Mahmut Şevket Serik yazdı.

Çok konuşmakla bilge olunmaz

Bir bilge olan Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig adlı eseri, maddi ve manevi, dünyevi ve uhrevi, kısacası yaratılışımızdan itibaren bu dünyada ve ahrette mutluluğu yakalayabilmek, kurtuluşa erebilmek için gerekli olan bilgileri vermektedir.

Eserde, mutluluğun elde edilmesi, dört kişi arasında geçen ikişerli diyalogla işlenerek anlatılır. Bu dört kişi şunlardır.

Gündoğdu (Kün Todı): Yasayı temsil eder. En seçkin yeri, yönetimde en üst makamı elinde bulunduran hükümdardır. O, ülke ve insanlar arasında gün gibi doğmaktadır. Adalet, doğruluk, ödül ve ceza ile ülkeyi düzene koyar. Bu dünyanın düzenini ve bu dünyadaki mutluluğu sağlamaya çalışır.

Aydoldu (Ay Toldı): Mutluluğu temsil eder. Devlet yönetimindeki görevi başbakanlıktır. Görevinin o zamanki adı vezir’dir. Aydoldu’nun kelime anlamı dolunay’dır. Ay nasıl belirli bir şekilde bulunmuyor bazen parlıyor, bazen yarımlaşıyor, bazen de küçülüyor veya tamamen kayboluyorsa mutlulukta devamlı değildir.  Ayın en büyük olduğu zamana nasıl dolunay deniyorsa, mutluluğun en çok en büyük olduğu zamana da kut (Devlet idaresinde güç, yaratıcılık ve yetki bakımından sahip olunan üstün güç) denir.

Öğdülmüş (Ögdülmiş): Başbakanın küçükten yetim kalmış oğlunun adıdır. Anlayışı temsil eder. Babasının yerine vezir olur. “Ödüllendirilmiş, öğülmüş, Mahmud, Ahmed, Muhammed”  anlamlarına gelir. Uygurcada “ögdi”  övme methetme demektir.

Odgurmuş (Odgurmış): Kendini Allah yoluna adamış zahit birisidir. Ögdülmüş’ün akrabasıdır. Ayıkmış, uyanmış anlamına gelir. Akıbetin temsilcisidir. Odgurmak, Uygurcada düşünce sonucu gerçeği bulmak, düşünerek gerçeği bulmak,  tefekkür ile gafletten uyanmak demektir.

Biz bu yazımızda, Gündoğdu (Kün Todı) ve Aydoldu (Ay Toldı) arsında geçen diyaloglarla bu eserde anlatılan,  konuşmak üzererine ve dil başlıklı konulardan bahsedeceğiz.

“Sana sorulmadan söz söyleme”

Hükümdar  (Gündoğdu) bir gün Aydoldu’yu ünledi (çağırdı).  Yer gösterdi, otur diye işaret etti. Aydoldu usulca, edeple oturdu. Gözünü yere dikti, dilini tuttu.

Hükümdar  Gündoğdu:

-Ey vezir, bir iki söz söyle. Neden suskun durursun? Sana ne oldu böyle?

-Ey beylerbeyi, insan beyinin yüzünü görünce ne diyeceğini şaşırır. Bey buyurmadan ne diyeyim? Sormadan ne bildireyim? Bilge kişi ne demiş, hiç itirazsız dinle:

“Sana sorulmadan söz söyleme”

Biri bir ihtiyaç duyup da bir adamı çağıracak olursa, söze başlama sırası, çağıran adama düşer. Kendine sorulmadan söze başlamak düşmez. Yine şunu bil ki, kendisine sorulmadan, beylerin huzurunda konuşan adam ya deli ya da ahmaktır. Kırmızı dil ömür kısaltır. Esenlik dilersen onu sıkı tut. Diline sahip birisi bakın ne diyor?

Kendisine (diline) sahip kişiler huzur bulmuşlardır. Kara başın düşmanı kırmızı dildir. O ne başlar yedi, daha da yemektedir. Başını korumak istersen dilini gözet. Dilin her gün başını tehdit etmektedir. 

Hükümdar  Gündoğdu:

-Sözün tamamını anladım. Ama yaşayan birinin konuşmaması mümkün değildir. Bil ki iki türlü insan konuşmaz: Bilgisiz ve dilsiz.

Dilsizin dili konuşmayı beceremez, bilgisizin dili de sözü koruyamaz. Bilgisizin dili kilitli gibi durmalı, bilgili de diline sahip olmalı. Toprak için su ne ise, bilgilinin sözü de insanlar için odur. Toprağa su akıtınca nimet fışkırır. Bilgilinin bilgisi veya sözü hiç eksilmez. Bilginler suyu bol bir yere benzetirler. Nereye kazma vurulursa oradan su çıkar. Bilgisiz insanın gönlü kumsal gibidir, nehir aksa dolmaz. Orada ot bile bitmez.

-Hükümdarım da bilir ki, dilin zararı yüzünden insan hayatını bile kaybedebilir. İnsan yaşadıkça düşüncelerini saklayamaz. Konuşmak zorundadır. Ama gerekli olanı söylemeli. Bununla beraber insanın konuşması için bir şey sorulmuş olmalı. Sorulmazsa ağzını açmamalıdır. 

-Bunların hepsi doğru, anladım. Şimdi sana bir sorum daha olacak. Buraya kadar dilin zararlarını söyledin, bende dinledim. De bana, dilin yararı hiç yok mudur? Varsa dilin yararları nelerdir? Eğer dilin sadece zararlarından korkarda konuşmazsan, yararlı sözlerin örtülü kalır, insanlara bir yararı dokunmaz.

Aydoldu:

-Eğer ifade edebilirsem söyleyeyim. Dilin yararı pek çoktur. Yavı söz cahilin ağzından çıkar. Bilgin cahili aşağı derece de görür. Yavı ve densiz konuşan ayak takımıdır. Onların başını yiyende bu densiz sözleridir. Yavı konuşmalar çok üzüntüye neden olur. Söz yerinde söylenirse yararlıdır. Ayak takımının karnı doyunca  yavı sözlerle  avunur.

Bilgi sahibi olanlar bedenlerini yıpratır. Ama bilgi ile ruhlarını semirtirler. Bedenin gıdası boğazdan, ruhun gıdası olan doğru söz kulaktan girer. İnsanın yüzünü ağartan iki nesnesi vardır: Dil ve boğaz… İnsan bu ikisine sahip olmalıdır. Bilgi sahibi olanların diline ve boğazına hakim olduklarını görürsün. Bizim, boğazını ve dilini gözetebilen bilginlere ihtiyacımız var.

-Bunun böyle olduğunu anladım. Ey bilge kişi, bana şunları da açıklar mısın? Sözün aslı nedir ve söz kaç kısımdır? Söz nereden çıkar? Nereye gider? Ne kadar söylemeli, ne kadar söylememeli?

 Aydoldu:

-Sözün yeri sırdır, on bölümdür. Ancak biri söylenmeli, dokuzu söylenmemelidir. Onlar hem yasak hem de kötüdür.

-Bana şunu da açıklar mısın? Sözün ne kadar yararı, ne kadar zararı var?

-Sözün yararı çok büyüktür. Yerinde söylenirse insanı yüceltir. Sözün yardımıyla insan yağız yerden göğe yükselir, başköşe de kendisine bir yer bulur. Eğer dil sözünü söylemeyi beceremezse mavi göktekini yere indirir.

-Söz ne zaman çok sayılır, ne zaman az? Bunu bana açıkla.

-Fazla söz, sormadan söylenen ve gönlü daraltan söz dür. Az söz, sorulduğunda bir ihtiyacı karşılayacak kadar söylenendir. Güzel sözlerle gönlünü yüze çıkaran şairin biri şöyle diyor:

“Sözü, ancak sorulduğunda, düşünerek de, güzelce de.

Çok dinle, iyi dinle; az söyle, ancak akıllıca söyle.”

Hükümdar:

-Bunu da iyi anladım. Bir sorum daha olacak, onu da benden çekinmeden söyle. Sözün gerçeğini kimden dinlemeli ve kime söylemeli?

-Sözü bilenden dinlemeli, bilmeyene söylemeli. Gerekli olan bilgileri büyüklerden dinlemeli; uygulamaları için de küçüklere aktarmalı. Bana bilge kişinin söylediğine göre, çok ve iyi dinlemeli fakat birer birer, azar azar konuşmalı. Çok konuşmakla bilgin olunmaz, ancak çok dinlemekle bilgin başköşeye geçebilir, sözü dinlenen birisi olabilir. İnsan, dilsiz olursa öğrenebilir, fakat sağır olursa konuşulanlardan bir bilgi edinemez.

Hükümdar :

-Bu da anlaşıldı. Bir sorum daha var: Dili tutmalımı, yoksa konuşmalımı? Sözü açıklamak mı daha iyi, yoksa gizlemek mi?

-Önce şunu arz edeyim, dil söylemese bilgi gizli kalır. Övülecek yanı pek çok olan dile saldırmak doğru değildir. Bütün canlılar sayısız varlıklar Allah’ın birliği ne dil ile şehadet ederler. Yarattığı milyonlarca varlık Allah’ı hep kendi dillerince överler.

Yaşayan insana gerekli olan şeylerden birisi dil ve söz, diğeri de gönüldür. Gönül ve dil doğru söz için yaratıldı. Sözü eğri olanlar cehennemde zorla yakılır. Doğru sözün yararı, eğri sözün yergisi çoktur. Doğru söyleyecekse dilini kımıldat, eğri söyleyecekse onu bastır. Hiç konuşmayan kişiye dilsiz, çok konuşana da yanşak (geveze) başı derler. İnsanın en değersizi geveze, en değerlisi ise cömert olanıdır.

Bey, bunları dinledikten sonra ellerini kaldırdı Allah’a şükretti, onu çok övdü.

“Ey Rabbim, sen merhamet ve azamet sahibisin. Ben günahkâr ve kusurlu bir kulun iken bana bütün iyilikler senden geldi. Bana huzurlu bir hayat, devlet ve daha pek çok iyilikler, kısacası bütün dileklerimi verdin. Bütün bu nimetlerine karşı ben şükürden acizim, şükrümü eksikleriyle birlikte tamam say.”

Sözleri bitince, yoksullara sadaka verdi. Aydoldu’yu yükseltti, övdü, bağışta bulundu. Vezirlik makamı ile birlikte vezirlik belgesi olarak tuğ, davul ve zırh verdi. Ülke yönetimi için ona yetki verdi. Böylece onu çekemeyenler de susmuş oldu.

***

Aydoldu bu yetkiden yararlanarak ülkede yapılması gereken işleri aradı buldu, tamamladı. Daha da başka işleri başardı. Herkes zengin oldu, ülkede düzen kuruldu. Halk hükümdara dualar etti. Bütün zorluklar ortadan kalktı, halk pek çok engellerden kurtuldu. Kuzu ile kurt bir arada yaşar oldu. Hükümdarın mutluluğu günden güne arttı. Bir zaman bu güven devam etti. Halk da ülke de geleceğe güvenle bakmaya devam etti. Ülkede yeni yeni şehir ve kasabalar kuruldu. Hükümdarın hazinesi altın ve gümüş ile doldu. Rahat ve huzura kavuştu, şöhreti dört bir tarafa yayıldı.

Dil, akıl ve bilginin tercümanıdır

Dil, akıl ve bilginin tercümanıdır. Kişiyi aydınlatan temiz ve akıcı bir dil çok değerlidir. Kişi dili ile değer kazanır ve mutluluğa ulaşır. Yine kişi dili ile değerini kaybeder, yerine göre canından bile olabilir.

Sözünü iyi yönet, başını kırdırmasın.

Dilini iyi gözet dişini kırdırmasın.

Bilgi, bilerek söylenen sözdür. Gereğinden çok söylemekte bir yarar görmedim ama yine de hiç konuşmamaktan iyidir. Onun için sözünü gereksiz yere uzatma. Yerinde ve yeteri kadar söyle. Çok konuşmak gevezelik, hiç konuşmamak dilsizliktir. Sen öz söyle, öz söz insanı yüceltir. Dilini iyi gözeten başını beladan korumuş olur. Sözü kısa olanın ömrü uzun olur.

Dilin yararı kadar zararı da vardır. Dil bazen övülür ama çoğunlukla kötülenir. Bu sebeple sözünü bilerek söyle ki o, yol göstersin. Bilgisiz insan belli ki kördür. Her doğan ölümlüdür ama onun bir sözü, ölümsüz bir eser olarak kalabilir.

Dili buraya kadar bazen övdüm bazen yerdim. Bundaki amacım size, sözün ne olduğunu açıklamaktı. Akıl her düşünceyi açıklamayı hoş karşılamaz. İnsan da söylenmesi gereken sözü söylemeden edemez. Ey oğul, benden sana altın, gümüş ve bu öğütler miras kalacak olursa, sen bunları birbirine denk bile tutma. Parayı harcarsan tükenir, öğütlerimi tutarsan sana para kazandırır. Atadan kalan en büyük miras öğüttür, sözdür. Böyle bir vasiyeti yerine getirmenin kazancı ise bire yüzdür.

Mahmut Şevket Serik

Yayın Tarihi: 14 Temmuz 2020 Salı 11:00 Güncelleme Tarihi: 13 Temmuz 2020, 15:58
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Erhan
Erhan - 8 ay Önce

Gerekli oldukça konuşmak gerek

banner26