Çocukları hakiki kahramanlarla tanıştırmalı

İsmail Kılıçarslan, babaannesinden masallar dinlemiş, dergâhlara gitmiş, sözü dinlenir adamlardan bir sürü kıssalar dinlemiş, bu bahtiyarlığı yaşamış. Bunları anlatıyor Kılıçarslan 'Başka Masallar' adlı kitabında bizlere. Enes Akçay yazdı.

Çocukları hakiki kahramanlarla tanıştırmalı

 

 

Tarık Tufan’ın kitaplarını okuyanlar bilir. Tarık Tufan kitaplarında duvar halısı bulunan evlerden, dedelerin soğuk kış gecelerinde anlattığı Hz. Ali Cenkleri’nden bahseder. Hatta bir kitabında ceylanlı bir duvar halısını öyle güzel betimler ki, gözlerinizin önüne gelir halı. Bizler duvarlarında ceylan işlemeli, İstanbul’un fethinin anlatıldığı halılar olan, soğuk kış gecelerinde soba başında toplanılıp cenk hikâyelerinin, peygamberler tarihinden kıssaların anlatıldığı dönemlerde yaşamanın bahtiyarlığına erişemedik.

Cenk hikâyelerinden pembe dizili televizyonlara

Duvarlarda, her biri bir sanat ürünü olan, tarih ve yerlilik kokan halılar yerine soğuk boyalar olan, cenk hikâyelerinin yerini içi boş televizyon dizilerinin aldığı bir dönemde yaşadık çocukluğumuzu. En şanslılarımız benim gibi sobayı tanıma bahtiyarlığını yaşadı; sobanın üzerine mandalina kabuğu koyup, kokusunu içine çekme ya da sobanın üzerinde kestane pişirme fırsatını yakaladı. Şansız olan yaşıtlarım ise, soba denen güzelliği belki hiç tanımadılar. Ya da resimlerini görmekle yetindiler. İşte bu yıl biz de, evimize kalorifer sistemi döşeterek soba güzelliğinden kurtulmuş olduk!

Şimdi Hz. Ali Cenklerini, peygamberler tarihinden kıssaları, hayatü-s sahabeden öyküleri dinleyememiş olmanın eksikliğini hissediyorum. Lakin elime geçen bir kitap, bu eksikliği az da olsa gecikmeli de olsa gidermeye yarıyor. İsmail Kılıçarslan’ın “Başka Masallar” adlı kitabından bahsediyorum. Kılıçarslan, benim gibi yetişmemiş, Tarık Tufan’ın anlattığı evlerde babaannesinden masallar dinlemiş, dergâhlara gitmiş, sözü dinlenir adamlardan bir sürü kıssalar dinlemiş, bu bahtiyarlığı yaşamış.

Yerler farklı konu aynı

Çocukluğunda dinlediği kıssalara, üniversite yıllarında yenileri eklenmiş ama muhteva hiç değişmemiş; sadece mazlumun coğrafyası değişmiş. Bosna olmuş, Filistin olmuş, Çeçenistan olmuş hikâyeler. Hikâyelerdeki aynı hüzün kâh Bosna’da, kâh Medine’de, kâh Aksa’da karşısına çıkmış Kılıçarslan’ın.

Kılıçarslan, dinlediği bu hikâyelere çok şey borçlu olduğunu söylüyor. Ve bu borcu ödemenin en makul yolunun, bu öyküleri çoğaltmak olduğunu düşünerek, pek çoğumuzun az çok duyduğu öyküleri, kendine göre yorumlamış ve ortaya nefis bir eser çıkarmış.

Başka Masallar’da kahramanımız Zeberced oğlu Zülküf. Şöyle başlıyor her masal: “Zeberced oğlu Zülküf, eski ve inatçı bir masalın yapayalnız kahramanıdır.” Kitapta, bu cümle ile başlayan, birbirine bağımlı ya da birbirinden bağımsız birçok masal/öykü var. Bu başlangıç cümlesi bile çok şey anlatıyor bizelere. Kılıçarslan, eski masallar anlatıyor bize; eski ama inatçı… Dünya ne kadar değişirse değişsin, her şey bu masallar da anlatıldığı şekli ile devam edecek; mazlumlar ve zalimler, iyiler ve kötüler olacak. Bu masallar eskimiş de olsalar, inatla hayatımıza yön vermeye devam edecekler. Zülküf yapayalnız kalmış bir kahramandır çünkü dostları, arkadaşları güzel atlara binip gitmişlerdir ve onların yerini sahte televizyon kahramanları almıştır artık.

Soğuk kış gecelerinin hatırına, sahte kahramanları bırakalım artık

Hakan Albayrak’ın Ebuzer’ini okuyanlar bilir. Ebuzer, sepetli motosikletine atlayıp, “Seyahat Ya Resulallah!” demiştir. Motosiklerti ile dünyanın farklı yerlerine yolculuk yapar. Ebuzer’in ilk durağı, Anadolu’da fiyakalı bir şirket binasıdır. Oradan Afganistan’a, Pakistan’a, Bosna’ya kadar uzanır yolu. Her gittiği yerde durup dinlenir Ebuzer. Müslümanları dinler, Müslümanlara anlatır bir şeyler.

İsmail Kılıçarslan’ın Zülküf’ü de, tıpkı Ebuzer gibi, oradan oraya, maceradan maceraya atılır. Kâh buzlar ülkesine, kâh karanlıklar ülkesine gider Zeberced. Ebuzer ile bile karşılaşır, arkadaşlık ederler.

Bakarsınız bir uzay yolculuğunda bulur kendini Zülküf; bakarsınız Köroğlu’na yarenlik eder, Bolu Beyi ile savaşır; İbni Sina ile tanışır. Ankara’ya yolu düşer; Hacı Bayram Veli’ye tabii olur. Tarık bin Ziyad ile gemileri yakar Endülüs’te. Mute Savaşı’na bile katılır Zülküf. Zamansız ve mekansız hikayelerin kahramanıdır o; Mute Savaşı’ndan kalkar gelir; çağımızın bilge lideri Aliya ile tanışır, Boşnakların onurlu mücadelesinde saf tutar.

İsmail Kılıçarslan; çocukluğunda dinlediği kıssalara çok şey borçlu olduğunu söylüyor ve borcunun bu hikâyeleri çoğaltarak, güncelleyerek, bu hikayelere yenilerini ekleyerek ödemeye çalışıyor. Her hikâyenin sonuna bir ayet eklemiş Kılıçarslan; böylece hikayelerini sağlam zeminlere oturutuyor.

Artık Tarık Tufan’ın bahsettiği, soğuk gelmesin diye duvar halıları ile kaplanmış, içinde rahmet ve bereket vesilesi olan yaşlılarımızın ve de anlatacakları kıssaların olmadığı evlerde yaşıyoruz. Cenk Hikâyeleri’ni dinlemeden büyüyor çocuklar, sahte kahramanlar ile arkadaşlık kuuruyorlar. İşte Kılıçarslan’ın kitabı tam bu noktada önem kazanıyor.

Gelin, soğuk kış gecelerini televizyon yerine, bu güzel kıssalar ile değerlendirelim bir süre. Hem bizler hatırlarız eski günleri, hem de çocuklarımız gerçek kahramanlar ile tanışsınlar. Ebuzer ile, Köroğlu ile, Aliya ile…

 

Enes Akçay yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2016, 17:08
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13