Çocuk felsefesi ve Dede Korkut destanları

"Dede Korkut Kitabı, destandan halk hikâyesine geçiş döneminin en önemli eseridir. Eski Türk gelenekleri, inanışları ve pratikleri ile ilgili bilgiler sunması ve içerisinde yer alan atasözü, deyim, ağıt, alkış-kargış örnekleri bakımından da eşsiz bir kaynaktır." Nazila Cavadbeyli Javadpour yazdı.

Çocuk felsefesi ve Dede Korkut destanları

Ülkemizin zengin Türk medeniyetinin sahip olduğu için hem yazılı olarak hem sözlü olarak uzun bir geçmişi sahiptir. Bu zengin kültür ögeleri asırlarca devam ederek farklı toplum sınıfları arasında hayati ve önemli bir rol oynamıştır. Böylece bu bölgenin çocukları ve bu eski miras sahipsiz değil. Konuyu derinlemesine inceledikten sonra, çocuk edebiyatının ana ve en önemli bölümlerinden birinin daha çok çocuğu çeken ve onları hikâyeden daha fazla etkilenmesini sağlayan yazılı ve sözlü öyküler ve anlatılar olduğunu fark ettik. Dede Korkut Kitabı, destandan halk hikâyesine geçiş döneminin en önemli eseridir. Eski Türk gelenekleri, inanışları ve pratikleri ile ilgili bilgiler sunması ve içerisinde yer alan atasözü, deyim, ağıt, alkış-kargış örnekleri bakımından da eşsiz bir kaynaktır. Dede Korkut Kitabı’nda Dini Özellikleri olan Dede Korkut, ermiş veya peygamber tipi olan ve din adına mücadele eden veya eylemlerini dini bir itikat ve kuvvetle yapan, zor durumda kalanlara yardım eden, insanlara umut dağıtan ve türlü olağanüstü niteliklere sahip bir Türk unsurudur.

Dede Korkut kitabı, bir mukaddime ve on iki hikâyeden oluşan bir eserdir. Aşağıda kısaca özetini vermeye çalışacağım;

Birinci hikâyede Dirse Hanın koç yiğitleri, bir iftira ile oğlu Boğaç Hanı babasına öldürtmeye kalkarlar, başaramayınca Dirse Hanı kâfirlere teslim ederler.

İkinci hikâyede Kazan Han, beyleri ile eğlenir ve avlanırken, kâfirler tarafından obası basılır; annesi, karısı, oğlu esir alınır, Kazan Han ve arkadaşları esirleri kurtarmaya çalışırlar.

Üçüncü hikâyede bir düğün esnasında kâfirler, Beyreki kaçırır.

Dördüncü hikâyede Kazan Han, oğlu Uruza mücadele dersi verirken, Uruz esir düşer.

Beşinci hikâyede Deli Dumrul, Azrail ile karşılaşır ve ona mağlup olur.

Altıncı hikâyede Kan Turalı, Trabzon tekfurunun kızını almak için üç canavarla güreşir.

Yedinci hikâyede Yigenek, esir babasını kurtarmak için kâfirler ile savaşır.

Sekizinci hikâyede Basat, bir Tepegöz ile mücadele eder.

Dokuzuncu hikâyede Begil, bir şeref meselesi yüzünden Kazan Hana kızar, ona isyan etmek ister (Lütfü Kerem BAŞAR)

Onuncu hikâyede Segrek, esir olan kardeşini kurtarmak için mücadele eder.

On birinci hikâyede Kazan Han, uyurken düşmanlar tarafından esir edilir ve oğlu tarafından kurtarılır.

On ikinci hikâyede bir haysiyet meselesi yüzünden dış Oğuzlar, iç Oğuza isyan ederler (Kaplan, 2002: 14-15).

Bu yazıda sekizinci hikâyeni ele almışız. Bu hikâyede Tepegüz’ün kimliğine çocuk felsefesi üzerinden bakmaya çalışacağız. Konur Koca, Saru Çoban’ın peri adlı kızıyla günah yapması Oğuz elinin başına zeval getirdi. Her kes hata yapa bilir ama bakarsın bir hatanın bedelini tüm aile veya millet ödemiş olur. Onun için her kes bir işi yapmadan önce iyi düşünmesi lazımdır. Onun için fikir ve düşünce çok önemlidir. Kuran da akıl sahibi insanları muhatap alır. Bu sebeple bu yeti/kuvve uzun izahatlar yapılması gereken bir konudur. Akıl kelimesi ve türevleri Kuranda 49 defa geçmektedir (Ahmet GÜNDÜZ/ Hayvanlarda Aklın Varlığının Kuran Çerçevesinde Değerlendirilmesi). Kuran uygulamaya ve insanlığın mutluluğuna yönelik bir kitaptır.1 Aklı ve yetenekleri diğer yaratıklara karşı üstünlük sağlarken, zayıf olarak yaratılmış olması,2 musibetler karşısındaki sabırsızlığı, nefis ve şeytan karşısında sıkıntıya düşmesi,3 niyetler, amellere açılan kapılardır ve ancak niyet hayır olduğunda akıbet hayır olabilir. Niyetlerin temizliği, arınmışlığı ve halis oluşu kadar amellerimiz ihlaslı sayılabilir. Bu yüzden Rabbimiz, ancak samimi bir şekilde ve kendi rızası gözetilerek yapılan amelleri kabul eder. (Nesaî, Cihad, 24.)

Çocuk Nedir?

Tüm çocuklar geleceğin doğulmamış güneşleridir. Bugün çocuk dediğimiz varlık, yarın devletin, milletin vb. bu gibi önemli kurum ve kuruluşların yöneticisi olur diye çocukluk hayatını yaşaması engellenmemelidir. Bu sebeple onlarla çocukluk muamelesi yapmamız lazımdır. Çocuk, bebeklik ve ergenlik dönemi arasındaki insan, Çocuk olarak tanınır. Ama çocuk ve çocukluk sınırsız bir yaş grubudur. Bakarsın 5 yaşındaki insanla 50 yaşındaki insan, aynı düşünceyi paylaşıyorlar.

Peki, Biz Toplum Olarak Çocuk Kelimesinden Ne Anlıyoruz?

Çocuğu tam olarak sahipleniyoruz, yanı yerine karar alabileceğimiz bir kişilik, söz hakkı olduğu durumlarda bile söz hakkı vermeye değer görmediğimiz bir karakter. Çocuk çok önemli, hatta kelime olarak bile çok önemlidir. Çocuk dediğimiz de çocuğun hayata bakışını ve yansıtmalarını önce tarafımızdan çocukken içimizde yaşamış olduğumuz, ancak buruza (açığa, içimizden dışarıya çıkarmak anlamında) veremediğimiz tüm istekleri, bir bütün olarak hatırlamalıyız. Çocuklar Hepsi sevgi tohumudur, sepilmişler vatan toprağına, çocuk topraktır, kendinde her şeyi bitire bilir. Bakarsın güzel çiçekler açar, bakarsın meyveli bir ağaç olmuş. Sadece iyi bakmalıyız, iyi düşünceler, iyi fikirler vermeliyiz ve bu eğitim sisteminde çocuk felsefesi ortaya çıkar.

Felsefe Nedir?

Arapça kökeni Eski Yunanca philosophía (φιλοσοφία) kelimesiyle bağlıdır. Felsefe kelimesi iki bölümünden oluşur, Philia (sevgili) demektir ve Sophia (bilinç) anlamına gelir. Bu yorumla, bilgi sevgisi ve bilimi ve bilinci seven anlamına gelir. Çocuk felsefesi çocuk eğitimi alanında daha çok sonuçları gözlemlenebilen uygulamalara dayanmaktadır. “Çocuk felsefesi” kavramı, felsefe literatürü içerisinde ilk defa 1953 yılında Karl Jaspers tarafından kullanılmıştır (Bkz Jaspers 1953). Almanca “Kinderphilosophie” veya “Philosophie für Kinder”, İng. “Philosphy for Childern” olarak geçen terim; “çocuk” ve “felsefe” kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur (Zeki KARAKAYA). Bu kavram Türkçeye “çocuk felsefesi” veya “Çocuklar İçin Felsefe” olarak çevrilebilmektedir. Çocuklar ve Topluluklar İçin Felsefe (P4C) yöntemi, 1970’lerin başında Amerikalı felsefeci Matthew Lipman (1923-2010) tarafından geliştirilmiştir. Bizim kendi edebiyatımızda çok eskiden "Dede korkut" kitabı vardır. Çocuk felsefesinin bu türü aklı kullanmaya ve düşünceyi geliştirmeye yönelik çalışmalardır (Bkz. Ayrıntı: Karakaya 2005: 342).

Çocuk İçin Düşünce Felsefesi Ne Demektir?

Bütün dünyada olduğu gibi çocuklar dünyanın en önemli varlıklarıdırlar. Bunu anlayan devletler için eğitim ve öğretim çocuklar için masraf değil büyük bir devlet yatırımıdır. Zaman şartlarına bağlı olarak eğitim ve öğretimi çocuklar için önemlidir. Geliştirme çabalarının yanında çocukları ezberci eğitim ve öğretim kültüründen kurtarmak ve onları düşünen ve üreten bireyler olarak yetiştirmek için yoğun çalışmalar olmalıdır. Çocuklar düşünme tarzını çocukluk zamanında öğrenmeliler ve düşündükçe hareket etmeği bilecekler. Yaptıkları hatayı düşündükçe halledip hata sayısını düşürecek düşünceye sahip olacaklar. İslami eğitimde, bir insanı herhangi bir şekilde büyüten ve her şeyden üstün tutan sebep sadece düşünce sahipliğidir. Sahip olduğu düşünce sebebiyle iyi düşüne bilir, iyi kararlar alabilir ve özgürce hayatına devam edebilir.  Düşünme, insan ruhunu yeniden biçimlendirebilir ve eğitebilir. Aslında düşünme, otoriteyi kullanmak ve karar almak için gerekli bir koşuldur. İyi kararlar almak için daha önceden doğru ve isabetli düşünme oranına bağlıdır. Alınacak ve verilecek kararların doğruluk ve isabetlilik oranı ona bağlıdır. Kur'an-ı Kerim'de insan ve hayvan arasındaki fark, sadece "düşünce gücü ve otorite gücü" geçip. Bu nedenle insan, tüm canlı varlıkların üstündedir. Düşünce gücü insan için en yüksek ayrıcalıktır.

Dede Korkut Kitabı'na Kısaca Bir Bakış

Dede Korkut Kitabı'nın asıl adı, eserin giriş kısmında belirtildiği üzere, “Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı” anlamına gelen "Kitab-i Dede Korkut Ala Lisan-i Taife-i Oğuzan"dır. Kitap, on iki hikâye ve bir mukaddimeden oluşmaktadır. Tüm hikâyelerin sonunda Dede Korkut veya Ozan Dede sazıyla-kopuzuyla meydana gelip belagatli ve öğüt verici sözleriyle hikâyeyi sonlandırır. Dede Korkut Kitabı, destandan halk hikâyesine geçiş döneminin en önemli eseridir. Eski Türk gelenekleri, inanışları ve pratikleri ile ilgili bilgiler sunması ve içerisinde yer alan atasözü, deyim, ağıt, alkış-kargış örnekleri bakımından da eşsiz bir kaynaktır. Dede Korkut Kitabı’nda dini özellikleri olan, ermiş veya peygamber tipi olan ve din adına mücadele eden veya eylemlerini dini bir itikat ve kuvvetle yapan, zor durumda kalanlara yardım eden, insanlara umut dağıtan ve türlü olağanüstü niteliklere sahip bir kült unsurudur.

Dede Korkut İran, Afganistan, Kafkasya, Azerbaycan ve diğer bu gibi yakın bölgelerde kullanılan Türkçede ده ده قورقود / Dədə Qorqud, İstanbul Türkçesinde Dede Korkut, Türkmencede قورقوت آتا / Gorkut-Ata olarak bilinmektedir. "Dede korkut" kitabı Orta Çağ dönemi dünya edebiyatının en önemli klasik şah eserlerinden biridir.

Bu kitap bir giriş ve on iki destan öyküsü içeriyor ve Türklerin milli destanı olarak kabul edilmekle birlikte sadece Türkler değil, aynı zamanda "İlyada", "Odyssey", "Don Kişot", "Mahabharata", "Hamlet" vb. şah eserlerle beraber bütün dünyalılara aittir. Yeri gelmişken kaydedelim ki, Dede Korkut’un şu an üç nüshası bilinmektedir. Birincisi Vatikan; İkincisi Dresden ve Üçüncüsü ise Tahran Nüshasıdır. Tahran Nüshasını değerli üstadımız Türkmen Sahra’lı ünlü koleksiyoner Muhammed Veli Khoca Tahran’da faaliyet gösteren bir kütüphaneden elde etmiştir. Tahran nüshasını daha önemli kılan bir konuda bu nüshanın 13 boydan oluşması ve diğerlerinde olmayan 13. nüshada “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesiyle İlgili Hikâye”dir. Tahran Nüshasında Kafkasya, Azerbaycan, İran ve Anadolu bölgesindeki yer ve şehir adlarının daha çok kullandığı görülmektedir. Karadağ, Tebriz ve İsfahan gibi Türk şehirlerinin adı daha çok kullanılan şehir ve bölgeler arasındadır (Muhammetzade, S., 2018).

Muharrem Argın kitabının ikinci cildinde şöyle diyor: "Dede Korkut'un kitabı şüphesiz Azerbaycan topraklarına aittir. Bu gerçeği açıkça gösteren hikâyelerde kullanılan yer, aşiret isimlerinin yanı sıra kitabın edebi dili de bu bölgenin özel mührünü ve damgasını taşımaktadır. Muharrem Argın’ın bu tespitinin doğruluğuna dair son dönem Tahran’da bulunan “Dede Korkut” üçüncü nüshasının içeriyi de birer örnektir.  Muhammet Fuat Köprülü’ye göre, Dede Korkut'un öyküleri derlemesi İslam öncesi köklere sahiptir ve bu İslam öncesi köklerin izleri onda görülebilir. Bu hikâyeler yüzyıllardır sözlü olarak aktarılmış ve nihayet yazılmıştır. Türk edebiyatı tarihinin büyük âlimi Prof. Dr. Fuat Köprülü’nün “bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut’u öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar.” diye ifade etmiştir (Muhammetzade, S., 2018).

Tepegüz Nasıl Bir Yaratıktı?

Tepegöz, Türk mitolojisinde de adı geçen tek gözlü dev’dir. Değişik Türk dillerinde Tübegöz, Töbököz, Töpekös olarak da söylenir. Bugün pek çok ülkede, alanda uzman kişi ve kurumlar, çocuklarla ve eğitimcilerle çalışmakta, uluslararası topluluklar içerisinde bilgi ve deneyimlerini paylaşmakta, öğrenme konusunda değişen ihtiyaçları gözeterek alanın gelişmesine katkı sağlamaktadır. Tepegöz’ün yok edilmesiyle toplum da huzura kavuşur. Çünkü Tepegöz aynı zamanda toplumdaki ahlaki sapmayı da ifade eder. Bu sapma Sarı Çoban’ın “tamah idüp” peri kızına sahip olmasıyla başlamış, sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde, Tepegöz ile felakete sebep olmuştur. Dinî-tasavvufi açıdan, bütün bu felaketlere sebep olan şey nefistir, ölçüsüzlüktür, taşkınlıktır (Muhammetzade, S., 2018).

Tepegüz Hikâyesi

Tepegöz’ün hikâyesi, daha doğrusu dünyaya gelişi, bir günahla başlar. Tepegöz’ün doğumuna sebep olan hikâyede şu şekilde anlatılır: “Oğuz bir gön yaylaya göçtü. Aruzun bir çobanı var idi, adına Konur Koca Saru Çoban derlerdi. Oğuzun önünce bundan evvel kimse göçmez idi. Uzun pınar demek ile meşhur bir pinar var idi. Ol pınara periler konmuş idi. Nagehan’dan koyun ürktü. Çoban irgece kakıdı ileri vardı. Gördi kim peri kızları kanat kanada bağlamış uçarlar. Çoban kepeneğini üzerlerine atdı, peri kızınun birini tutdı. Derhal Günah eyledi. Günahtan sonra peri kızı kanat açıp uçar ve Konur Koca Saru Çobana şöyle söyler: “Çoban bu yıl tamam olacak, men de emanetin var, emanetini gelen yıl tam burada gelip alırsın. Ama bu emanet Oğuz eline büyük bir bela olacak.” Çoban bu durumdan korkar. Bir yıl olduktan sonra çoban yine aynı yere gelir ve yerde parıl-parıl parlayan bir kütle görür (Ergin, M., 2009: 207). Bir sene geçtikten sonra çoban aynı yere gelir ve peri çobanın emanetini getirmiştir. Bu büyük, şekilsiz ve acayip bir yığındır. Çoban bunu görünce orada bırakıp kaçar. Bayındır Han’ın gezintiye çıkan beyleri bu yığına denk gelirler. Atlarından inip tekmelerler ve tekmeledikçe yığın büyür. En sonunda Aruz Koca’nın mahmuzu denk gelince yığın yırtılır ve içinden tepesinde gözü bulunan bir çocuk çıkar. Aruz Koca bu çocuğu evlat edinir. Bir kazan sütle doymaz. Biraz büyüyünce çocuklarla oynamaya başlar, fakat çocuklara zarar verir. Aruz, Tepegöz’ü evinden kovar. Tepegöz’ün peri annesi gelip parmağına büyülü bir yüzük takar. Bu yüzük sayesinde Tepegöz’e ok veya kılıç işlemez. Tepegöz yüce bir dağa yerleşir ve yol kesip insanları öldürmeye ve yemeye başlar. Oğuz beyleri toplanıp saldırsalar da Tepegöz onları helak eder. En sonunda Dede Korkut, Tepegöz’le konuşmaya gider ve yemesi için günde iki adam ve beş yüz koyun haraçta anlaşırlar.

Sevgili peygamberimizden şöyle bir rivayet var: “Ameller niyete göredir”. Herkes sadece niyetinin karşılığını alır. Bu dünyada hiçbir amel iyi veya kötü cevapsız kalmaz. Cahil Çobanın günahı sadece kendi hesabına yazılmadı. Bir yanlış hareket, bir aileni, bir devleti, bir tarihi dönemi uçuruma götüre bilir. Bu yansımaya dayanarak, neyi sevdiğini seçebilir Yani, insan seçiminin gücünde zorlama yoktur, baskı yoktur. Potansiyel bir yetenek olarak yaratıcılığın beslenmesi gerekiyor, çünkü bu yetenek, tüm insan yetenekleri gibi, doğurganlığın gölgesi dışında çalışmayacak. Tepegöz ise bir dev tipi olarak başlı başına olağanüstü niteliklere sahiptir. Onun tek gözlü olması en ayırıcı niteliğidir. Tepegöz, perinin oğlu olarak dünyaya gelir. Oğuz ilinden bir insanın doğadışı bir varlıkla girdiği ilişki kötü sonuçlara yol açar. Günah, buna bağlı olarak yaşanan ahlak çöküntüsü topluma büyük bir zarar verecektir. Bu zarar da Tepegöz tipiyle sembolik olarak metinde yer almıştır. Tepegöz, tepesinde tek bir göze sahiptir. Burada normal olana dair tüm sistematik yapı bozulmuştur. Tüm normal canlılar iki gözlüdür. Normal bir insan gibi süt ememez. Çocuklarla oynayamaz, topluma uyum sağlayamaz. Bu sebeple o olağan bir çocuktan farklıdır, olağan toplumsal yapıya uyumsuzdur. Perinin verdiği yüzük sayesinde hiçbir şekilde zarar görmemesi de bir diğer olağanüstü niteliğidir.

Sonuç:

Insan degıl

Akılsız

kötü

Bunu söylemek ya da buna inanmak kolay. Genel olarak, kötü bir davranıştan bahsettiğimizde bunun karakterle ilgili olduğunu düşünürüz. “Kötü” insanlar “kötü” şeyler yaparlar. Araştırmacılar ise bu düşünce modelinin çok yetersiz olduğunu söylüyorlar. Çünkü “iyi” insanlar da “kötü” şeyler yaparlar. Neden mi? Birçok sebep sayılabilir ve tartışılabilir. Tepegüz zatan ıstersede iyi olamaz zaten o gunahla dunyaya gelmış.

Tepegüz, tepegüz yapan nedir?

Düşüncelerim mi, duygularım mı, anılarım mı?

Yoksa başkalarının günahı mı?

İnsan kendi duygu, düşünce ve davranışları için ne kadar sorumludur?

Bu dünyada tüm canlılar masum olarak dünyaya gelirler ama şartlar sebebiyle değişiklik yapılır.

Perı nasıl bir yaratıktır?

Dede Korkut Kitabı’nda peri, Basat’ın Tepegözü Öldürdüğü Boy anlatısında yer alır. Perinin bu anlatıda rolü kısa fakat önemlidir. Periler, dünya ve cennet arasındaki bir diyarda yaşayan, büyüsel güçlere sahip ve çoğu zaman cinler ve düşmüş meleklerle ilişkilendirilen varlıklardır. Genelde dişidirler. Çoğu zaman tehlikeli ve olumsuz özelliklere sahip oldukları düşünülür. Türk masallarında özellikle Türkiye sahasında periler insan veya hayvan şekillerinde olabilen, genellikle güzelliğiyle ön planda, büyüsel güçlere sahip, doğadaki su kaynakları, ormanlar, ağaçlar ve kuyularda yaşayan, olumlu veya olumsuz eylemlerde bulunabilen olağanüstü varlıklardır (Sarpkaya, 2014: 98-100).

Anlatıda periler ünlü ve önemli bir nehirdedirler. Burada perilerin doğa ruhları olarak düşünülmesinin bir izini görebiliriz. Peri, çobanın karşısına kutsallık atfedilebilecek, Uzun Pınar adıyla bilinen meşhur bir pınarda çıkar. Perinin bulunduğu yer herhangi bir saygısızlığın yapılmaması gereken, kutsiyet anlamında ve yaşamsal bir kaynak olması bakımından önemli bir yerdir. Perinin herhangi bir olumsuz nitelikle yer almaması da onun bu kutsallığın bir parçası olduğunu düşündürür.

Ayrıca İslamiyet açısından büyünün yasak olması ve cin, peri gibi varlıklardan gelecek herhangi bir şeyin kesinlikle yasak ve tehlikeli görünmesi çobanın periyle kurduğu ilişki sonucu topluma büyük bir tehlike olarak dönen Tepegöz tipiyle işlenmiştir. Buradaki olağanüstü varlıklar olan Tepegöz ve onun annesi peri, İslami açıdan kutsal kabul edilen varlıklar değildir. Perinin olağanüstü niteliği metinde doğrudan belirtilmemişse de peri genel tasavvurdan olağanüstülük niteliğini taşır. Ayrıca doğurduğu Tepegöz ve ona verdiği büyülü yüzük onun olağanüstü nitelikleri arasında sayılabilir.

Sonuç:

Tüm hikayelerde perı maskelı karekter olarak tanıtılır, güzelığı ile her kesı kandıra bilir ama sadece akilı insan allanmaz! Bu bölümde haksızlığa oramış ve amanetı vermış ve entıkamını almış. Bu dunyada hıç bır şey karşılıksız değıl, kütüye kütü iyiliğe iyilik!

Konur Koca Sarı Çoban kimdir?

Aruz'un bir çobanı var idi. Adına Konur Koca Sarı Çoban derlerdi. Oğuz bir gün yaylaya göçtü. Aruz'un bir çobanı var idi. Adına Konur Koca Sarı Çoban derlerdi. Oğuz'un önünce bundan evvel kimse göçmezdi. Uzun Pınar denmekle meşhur bir pınar var idi. O pınara periler konmuştu. Ansızın koyun ürktü. Çoban kızdı, ileri vardı. Gördü ki peri kızları kanat kanada bağlamışlar, uçuyorlar. Çoban, keçesini üzerine attı, peri kızının birini tuttu. Peri kızı kanat vurup uçtu, der: Çoban yıl tamam olunca, bende emanetin var, gel al dedi. Amma Oğuz'un başına felaket getirdin dedi. Çobanın içine korku düştü. Amma, kızın derdinden, benzi sarardı.

Toplumda belli bir statüye sahip olduğu için gerçekleştirdiği bu eylemin cezasını yine toplum çeker. Periden doğan Tepegöz, sadece çobanın değil; tüm Oğuz toplumunun başına felaket getirir. Doğanın kurallarının ve kutsallığının ihlali, sadece bu ihlale sebep olan bireye değil; tüm topluma ceza verir. Tüm bu doğatoplum sembolizminin yanında doğrudan doğruya meşru olmayan bir ilişki, bir günah de Oğuz toplumuna zarar verir. Bu özellikleriyle peri doğayla ilişkili bir olağanüstü tiptir.

Tepegöz, Oğuz boyundaki her bireyin doğayla ilişkisinde bir uyarıcı niteliği taşır. Doğaya verilecek zarar, kontrol edilemez büyüklükte bir tehlikeyi beraberinde getirecektir. Bir başka özellik ise günah kötü ve kabullenilemez bir eylem oluşuyla ilgilidir. Konur Koca Sarı Çoban anlatıda verilen bilgiye göre sıradan ve önemsiz biri değildir. O, Oğuz’un en önünde göçen kişidir, bir yol gösterici ve rehberdir. Hikâyenin sonucunu şöyle anlaya biliriz:

Açgözlülük;

Şehvet düşkünlüğü;

Korkaklık;

Bunun içim derler, “Sadece kendini düşünen insan kahraman olamaz”.

Biz diliyoruz ki, herkes hata yapar. Asil olan hatasını bilmektir, bilip ve hatasını kabul etmektir, Hatasını güzelce düzeltmektir. Düzeltip bir daha yapmamaya çalışmaktır!

Bu hikâyede Konur Koca Sarı Çoban yaptığı hatanı kabul etmedi, yanı kabul etmekten korkutu ve çekindi! Bizim bu karakterimiz oldukça çok korkak. Bu korkak insan, oğuz elinin önderi! Bu önemli görev halk tarafından konur koca sarı çobana verilmiş yanı, halk iyi düşünmeden önder seçmiş!

Biliyoruz ki öğrenme çağında çocuklarımız hatalarından da çok şey öğrenebilirler. Hem hatadan yola çıkıp doğruyu bulmayı, hem hata yapınca neler yapabileceğini, nasıl telafi edebileceğini, hem de hata yapma korkusuyla geri durmamayı, cesur olmayı öğrenektir. Biz yetişkinlerin “hatalarını görebilmek, telafi edebilmek ve ondan ders çıkarabilmek” yolunda onlara nasıl destek olduğumuz ise kilit bir öneme sahip.

Basat Hikâyesinden Alınacak Öğütler

Tepegöz hikâyesi bugüne kadar çeşitli boyut ve yönlerden ele alınıp incelenmiş olmasına rağmen yine çalışmaya ihtiyaç görülmektedir. “Basat’ın Tepegöz’ü öldürdüğü hikâyesinde, bölüm olarak metni verip sonra kısaca çocuk felsefesi üzerinden anlamlı yorumlar ile devam edilecek. Hikâye şöyle başlar ve devam eder: “Bir gece otururken düşman, Oğuz kavmine saldırır. Saldırı sebebiyle göç etmek zorunda kalan Oğuz beylerinden Aruz Koca, küçük çocuğunu yolda düşürür. Bir aslan çocuğu bulup götürür ve besleyip büyütür. "Oğuz, gene eyyamıyla gelip yurduna kondu". Sazlıktan çıkan ve aslanın besleyip büyüttüğü çocuk, aslan özellikleri gösterir. Uruz bunu duyunca düşürdüğü oğlu olduğunu anlar. Beyler aslan yatağına varırlar. Oğlancığı tutup eve getirirler. Ancak oğlan yine aslan yatağına döner, evde durmaz.  Oğuz beyleri toplanır, çocuğu aslanın ininde yakalayıp getirirler ve her seferinde çocuk aslan yatağına geri kaçar. Bunun üzerine Dede Korkut’u çağırırlar. Dede Korkut oğlancığa “sen insansın, insanlar gibi yaşa, senin kardeşinin adı Kıyan Selçuk’tur. Oğuz’un bir yiğididir. Dede Korkut, çocuğu insan olduğuna inandırdı ve ailesi ile birlikte yaşamaya ikna etti. Ona iyi atlara binip iyilerle arkadaş olması için telkinlerde bulunup, aile fertlerinden kardeşinin adını söyleyerek Basat adını verir”.

Burada aslanın; gücü, kuvveti ve koruyuculuğu simgelediğini biliyoruz. Budist mitolojide ve Budist Türklerde aslan aynı zamanda Tanrı’nın sembolüdür (Çoruhlu 2011: 160).

Basat-Tepegöz birlikteliği söz konusudur. Aruz Koca Tepegöz’ü evlatlık edinerek Basat ile birlikte büyütür. Oğlum Basatla besleyeyin dedi” (Özçelik 2005: 754). Tepegöz’ün biyolojik babası Sarı Çoban tarafından terk edilirken Aruz Koca tarafından evlatlık edinilip Basat ile birlikte büyütülmek istenmesi, bize göre, anlatıcının Basat ile Tepegöz’ün aslında aynı kişilik olduğunu gösterme çabasından kaynaklanmıştır. Bunlar aynı kişiliğin farklı iki yönünü ifade eder. Alınacak sonuç şudur:

İnsanlık;

Cesaret;

Korkmazlık;

Akıllılık;

Mömin;

Basat tam olarak bir kahraman ve akıllı insan, bir beyzade olarak dünyaya gelmiş, ama bir kutsal sanılan hayvan tarafından yanı Aslan tarafından büyütülmüş. Kahraman olmak için, iyi insan olmak için, sadece cesur ve akıllı olmak lazımdır. İyi bir insan olmak için, iyi ve maddi koşullara sahip olmamıza gerek yok. Zor koşullarda yaşamak insanı bilge ve cesur yapar.

Sonuç

Dede Korkut Kitabı’ndaki anlatılar Türk milletinin devlet, toplum, aile ve birey gibi unsurlarının yanı sıra din, inanç, doğa, doğaüstü ve olağanüstü tasavvur ve görüşlerini içeren ve yansıtan çeşitli konulara sahiptir. Geleceğe örnek insan tipleri sunan bir "Töre" kitabıdır. Bu kahramanların başından geçen olayları tayin ve tespit eden unsur ise, binlerce yıldan beri süzülüp gelen “Türk Töresi”dir. Dede Korkut Hikâyelerinde atlı göçebe yaşam tarzının bir gereği olarak, kendi boyunu koruma, tabiata ve düşman kavimlere karşı güçlü olma ve kendilerini savunma amacıyla sürekli mücadele içinde olmak, insanlara ister istemez savaşçı ve mücadeleci bir kimlik kazandırmıştır.

Azerbaycan halk edebiyatının zengin hazineleri arasında yer olan destansı-kahramanlık öykülerinin bir örneği olan Dede Korkut hikâyeleri özel bir yer edinmiştir. Böylece Birleşmiş Milletler Bilim, Kültür ve Eğitim Teşkilatı (UNESCO) tarafından 1999 Dede Korkut yılı ilan edilmiştir.

Nazila CAVADBEYLİ (JAVADPOUR)*

Kaynakça:

1.Yaratılışla ilgili bk. Buharî, Cenaiz, 80; Müslim, Kader, 23.

2. Bk. Rum, 30/54. ayetini yorumlayan Zemahşerî, insanın yaratılıştaki geçirdiği devreleri bir acizlik olarak değerlendirir. Bk. Tefsir, III/208.

3. Bk. Nisa, 4/28; Fussilet, 41/49; Maide, 5/31.

Cavadbeyli, R., (2019). Türk İran’a Persliğin Dayatılması, Astana Yayınları, Ankara.

Cavadbeyli, R., (2014). Dünden Bugüne Gerçek İran“, Devlet Dergisi, Sayı:55, Yılı: 16, s.126-136.

Mümin Topcu,(2019). “BASAT’IN TEPEGÖZ’Ü ÖLDÜRDÜĞÜ”, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, Kış -2019 Cilt:18 Sayı:69 (354-372).

*“Über die Aktivitäten des IAPC ausserhalb der Vereinigten Staaten”. çev. Barbara Brüning. In: Zeitschrift für Didaktik der Philosophie (ZDP), 6. Jg. (1984a). Martens, Ekkehard: Philosophieren mit Kindern - zur Konzeption des Unterrichts. //hbs.hh.schule.de/relphil/phil-100.html (Stand 3.4.00)

*Philosophische Gespräche mit Kindern, Berlin 1989

*Aktulum, K. (2018, Ocak). "İmgelemin Antropolojik Yapıları" ve Folklor: 12 27, 2018 tarihinde researchgate: https://www.researchgate.net/publication/325958487_Imgelemın_Antropolojık_Yapıl arı_Ve_Folklor_Gılbert_Durandın_Arketıpsel_Sınıf adresinden alındı

*[2001]. “Dede Korkut Hikâyelerindeki Şahıs Kadrosunun Karakter Yapıları Bakımından İncelenmesi”

*GÖK B. “Harakani Menkıbelerinde ve Kültürümüzde Aslan Figürü”, Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S: 15, ss. 135- 159.

*GÜVENÇ A. Ö. [2014]. Halk Anlatılarının Yeniden Yazımı Sürecinde Basat’ın Tepegöz’ü Öldürmesi Hikâyesi (1923- 2013), Ankara: Gece Kitaplığı.

*KORKMAZ R. [2000]. “Fenomenolojik Açıdan Tepegöz Yorumu”, Uluslararası Dede Korkut Bilgi Şöleni, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yay., ss. 259- 269. KORKMAZ R. [20

*YILDIZ N. “Türk Destanlarında Kötü Huylu Devler”, Millî Folklor, Yıl. 22, S. 87, ss. 41-51.

*BAYAT F. [2003]. Korkut Ata Mitolojiden Gerçekliğe Dede Korkut. Ankara: Karam Yay.

*ABDULLAH K. [2012]. Mitten Yazıya veya Gizli Dede Korkut, Aktaran: Ali Duymaz, İstanbul: Ötüken Neşriyatı.

*Eliade, M. (2003). Dinler Tarihine Giriş. İstanbul: Kabalcı.

*Özçelik, S. (2005). Dede Korkut. Ankara: gazi Kitapevi.

*ÖZKAN N. [1994]. “Dede Korku Kitabı’nda Dini-Tasavvufi Unsurlar”, Millî Folklor, S. 21, ss. 67- 73.

*TAMAY S. [2009]. “Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdüğü Anlatması’nda Asalet, Güç ve Bilgeliğin Zaferi, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, Cilt: IX, S. 1, ss. 161- 171.

*KORKMAZ R. [2000]. DEDE KORKUT KİTABI’NDA OLAĞANÜSTÜ TİPLERFenomenolojik Açıdan Tepegöz Yorumu”, Uluslararası Dede Korkut Bilgi Şöleni, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yay., ss. 259-

*Mercatante, Anthony S. ve James R. Dow. Encyclopedia of World Mythology And Legend. 3rd Edition. New York: Facts on File, 2009.

Seçkin SARPKAYA, “DEDE KORKUT KİTABI’NDA OLAĞANÜSTÜ TİPLERDEDE”, Millî Folklor, 2015, Yıl 27, Sayı 107

Cavadbeyli, R., (2016). “Milli Hareket Her Yönüyle”, Devlet Dergisi, Erişim Tarihi: 15.04.2021.

//devlet.com.tr/makaleler/y20-DUNDEN_BUGUNE_GERCEK_IRAN_VE_GUNEY_AZERBAYCAN_MILLI_HAREKETI_.html

Gül Saraçoğlu Ortak, Risk Danışmanlığı Deloitte Türkiye

kotu-insanlar-kotu-seyler-yaparlar-gul-saracoglu.pdf

https://www.azadliq.org/a/16799240.html

*Muhammetzade, S., (2018). “گزارشی از همایش تخصصی حماسه های دده قورقود و نسخه های خطی آن/ Dede Korkut Üçüncü Nüshasının El yazmasına Dair Rapor”, Dr. Muhammetzade Sadik Düzgün Resmi Sitesi, Erişim Tarihi: 15.04.2021.

 

* Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Yüksek Lisans Öğrencisi, “Selçuk Medeniyet Merkezi”nin Kurucusu, İran, Azerbaycan, Tebriz.
E-Posta:nazila.javadpour@gmail.com

https://saljuqnashr.com/

Yayın Tarihi: 08 Ağustos 2021 Pazar 13:00
banner25
YORUM EKLE

banner26