Cihan Aktaş'ın saklı bahçesi konuşuldu!

Cihan Aktaş, kendisiyle yapılan röportajda vecd haliyle anlatmış kendine ait odasını…

Cihan Aktaş'ın saklı bahçesi konuşuldu!

 

İnsan, ömür yolunda ilerledikçe kendisine daha az yalan söyler. Bir şairimizin sanırım bu meyanda şöyle bir sözü vardı: “Kendime söyleyecek yalanım kalmadı; zira yaşlandım.” İnsanlar, yaşadıkları, gördükleri arttıkça daha mı hakikatsever oluyorlar, kendilerini avutmaktan ve uyutmaktan vazgeçiyorlar, bunu bilemiyorum. Suzan Nur Başarslan’ın Cihan Aktaş ile Derindüşünce.org’ta yaptığı röportajda, bir insanın kendi özgeçmişini yazması üzerine söylenenler bana bu düşünceyi çağrıştırdı. Yazarlar, geriye dönüp baktıklarında yaşadıklarını mı yoksa kurgusal olarak hayal ettikleri, yaşamadıklarını mı yazarlar; bunu cevabı ne kadar ihtiyar sahibi olabildikleri ile alakalı olsa gerek. “Edebiyat, geçmişin estetize edilmesi değildir!”Cihan Aktaş

Aşk ve devrim, aşk ve dava arasında kurulu bağları irdelemek

Cihan Aktaş, münbit bir yazardır. “Aşka açık bir yanı olmayan insanın hayatını toptan değiştirecek ölçüde köktenci kararlar alabileceğini sanmıyorum.” derken, aşkla mücadeleyi yazısına katık etmiş ve vecd haliyle kalemini kuşanmış bir yazardır. Kelimelerinde aşkın doğurgan dokusu, mücadelenin net sesi mutlaka karşımıza çıkar. Roman ve hikâyelerinde ise aşkın kadim eğitici dili adeta suda eritilmiş şeker tadıyla gelir. “Bu nedenle de aşk ve devrim, aşk ve dava arasında kurulu bağları irdelemek önemli geliyor bana.” derken birbirine bağladığı, hayatı ikame eden iki ana unsurdur. Bu iki ana unsur olmadan Cihan Aktaş metinleri meydana çıkmaz.

“Hayata ve ölüme aşkla bakıyorsanız eğer, bir kitap okuduğunuzda kendinizi değiştirecek düzenlemelere gitmeyi göze alırsınız.” Kitap, değiştirici, dönüştürücüdür. Bunu en çok da yazıcı bilir. Bunun farkında olan Aktaş, yazısında eşyaya aşkla ve sorgulayarak bakan bir bakış, insanı değişimlere gebe bir kundağa yatırır. Zarifoğlu’nun ‘İns'in sonunda dediği gibi: “Ey dünya değişeceksin, Ey insan değişeceksin.” Değişime inanan, devingen yazıların yazıcısı nasıl bir insandır?

Cihan Aktaş’ın kitaplarını, bu röportajdan sonra okumayı yeğlerdim

Cihan Aktaş’ın bugüne kadar verdiği röportajlar içerisinde belki de en mahrem olan çıkışlar bu röportajda mevcut. Çocukluğu, anneyle olan ilişkisi, babaya bakışı, kızlarıyla olan münasebeti, aşkın insanî ve tefekkür hali, devrimin aşkla geleni, rüyaların yakamızı bırakmayan amansız kovalamacası, yalnızlığın yakamıza kefen gibi yapışması, kadınlar-kadınlık, feminizm, üniversiteli kız, yazarların dünyası, film ve roman kahramanları, çay mı kahve mi… Bir yazar, bir kadın, bir insan, bir Müslüman entelektüel; yekpare bir göçmen dünyalının dili çözülmüş adeta.

Cihan AktaşBu röportajı okuduktan sonra, bugüne kadar Cihan Aktaş kitaplarını okumamayı yeğlerdim! Bunu olumsuzluk manasında ya da artistlik olsun diye söylemiyorum. Zira, bir yazarın ruh dünyasını, eşyayla olan ilişki biçimini, insanların yanında mı karşısında mı durduğunu öğrendikten sonra eserini okumak daha geniş bir perspektiften olur. Bu sebepten Üç İhtilal Çocuğu ya da Sistem İçinde Kadın veya Kusursuz Piknik daha derin anlamlarıyla ya da daha duru anlamlarıyla açılırdı önümde.

Aşk derken kastettiğim belki de tam olarak ‘vecd’

Kadın kadına yapılan bir röportaj olmasının etkisi var mı acaba Cihan Aktaş’ın bu denli “dünyasını” okuyucuya açmasının? Olabilir. Bu, konuşturanın, yazıcının diline hakim olması ve de bir nevi karşılıklı sohbette bulunmalarından da kaynaklanabilir. Röportaj değil de bir sohbet var sanki. Sorulardan ziyade, “ben şöyle düşünüyorum, sen ne dersin?” tarzı sorular muhatabı borçlu kılan sorulardır. Bir şekilde size soru sorana siz de elinizdekileri göstermek durumunda kalırsınız. Cihan Aktaş elinde kaç taş olduğunu göstermek zorunda mı kalmıştır? Belki… Ancak, röportajı yapan başarılıdır; zira yazarın parça parça anlattıklarını bir sohbette kotarmış, okuyucuya kolaylık sağlamıştır.

Cihan Aktaş’ı ilk kez okuyacak olan okuyucu bir yazarın samimiyet ve özgüveni yanında mütevazılığı ve savunmazsızlığını da görecektir. Savunmasızlık? Evet, kendimize ait olan yaşantıyı meydana koymak çırçıplak bir savunmasızlık halidir çoğu zaman. “Aşk derken kastettiğim belki tam olarak vecd” cümlesinde de olduğu gibi, muhabbetine eş bulan her insanın yaptığını yapmıştır yazar. Vecd halinde anlatmıştır “kendine ait odasını”.

Yazı benim için mizacıma uygun bir öğrenme yolu

Montaigne için “okuduğu kitapların kenarlarına yazdığı notlarla hazırladı denemeleri” derler. Suzan Nur Başarslan’ın, sorularındaki alıntılar ordusuyla Cihan Aktaş’a hücum etmesi dikkatlerden nasıl kaçsın? Sohbet ya da röportaj formunun dışında “alıntılar neşidesi” şeklinde duran sorular insana elli kadar kitabın özünü okumuş kadar satır çizdiriyor. Tabi, Cihan Aktaş’ın verdiği cevaplarda da Pavese, Kazancakis, Dostoyevski, Ali Şeriati, İkbal, Ursula Le Guin, Albert Camus, Octavia Paz… müthiş bir kitap listesiyle karşı karşıyayız. Röportajı okuyan birisi olarak, (yan masadaki dinleyici olsaydım) “hangi yazardan başlamamı önerirsiniz?” diye takılırdım herhalde. Tam anlamıyla derinlemesine kazı çalışması şeklinde yapılmış röportaj. Arada notlar alırken soluklanılmalı. Zira ıskalanmayacak alıntılar var.

“Cihan Aktaş ne anlatmaya çalışıyor bu eserlerle kendine ve okuruna?” Böyle “toptancı” bir soruya verilecek en sade cevabı veriyor Cihan Aktaş: “Yazı benim için mizacıma uygun bir öğrenme yolu.” Yazmak, yazarın kendisini terbiye etme biçimlerinden biridir. Ama çok yönlü bir yazara da böyle toptancı bir soru sormak, eserlerin bağlamı dışına çıkmak değil midir? Her neyse; yazıcıya da sorgucuya da teşekkür etmektir bize düşen. Zira bu röportajın “Sınıra Yakın” (yazarın yakında çıkacak romanı) olmamızı, yazarın sınırlarına dokunmamızı sağlayan bir emperyalliği var.

Röportajın üslubunca bitirmek gerekirse: “Yeryüzünde bütün hareketlerin kaynağı insan bilincinin iki buluşudur. Mekânda hareket, tekerleğin bulunmasıyla; düşüncedeki hareket ise yazının bulunmasıyla gerçekleşmiştir.” der Stefan Zweig, “Kitap: Dünyaya Açılan Kapı” makalesinde. 80’li yıllardan sonra Türkiye’deki İslamcılık akımının dünyaya açılan geniş ufuklu; denemeleriyle, hikâyeleriyle, romanlarıyla ve inceleme-araştırmalarıyla düşüncemizde sıçramalar yapmamıza yardımcı olmuş müstesna yazarlarımızdandır Cihan Aktaş. Sınıra Yakın romanını sabırsızlıkla bekliyoruz.

 

Mansur Yılmaz, bir röportajın alıntılarını çok görse de yazarın inşa odasını görmenin talebeliğiyle haber verdi

Güncelleme Tarihi: 18 Nisan 2012, 22:50
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13