Cemal Şakar: “Âkif Emre: Başka bir ufuk açabilmek”

Bir Müslüman duyarlılığıyla dünyaya bakmak denilince aklımıza gelen ilk isimlerden biridir Akif Emre. Vefat yıl dönümü münasebetiyle Muhit dergisi Mayıs sayısında dosya konusunu Akif Emre’ye ayırmış. Cemal Şakar’ın dosyada yer alan yazısını alıntılıyoruz.

Cemal Şakar: “Âkif Emre: Başka bir ufuk açabilmek”

Muhit dergisinin Mayıs sayısında dosya konusu 2017’de kaybettiğimiz Âkif Emre’ye ayrılmış. Ömer Lekesiz, Alev Erkilet, Mustafa Kirenci, Cemal Şakar, Dursun Çiçek, Köksal Alver yazılarıyla dosyada yer alırken ayrıca Saadettin Acar’ın 2003 yılında Âkif Emre ile yaptığı bir konuşma da mevcut.

Ömer Lekesiz’in “Âkif Emre: Mühürlenmiş zamanda zamansız bir yolcu” başlığını taşıyan yazısı karşılıyor bizi dosyada.  Ömer Lekesiz’e göre mesleği gazetecilik olsa da Âkif Emre’yi diğer meslektaşlarından ayıran büyük fark onun “münevver bir müminin sorumluluğuna sahip olmasıdır”.

Ömer Lekesiz, kendi dünyasındaki Âkif Emre imajını şu şekilde ifade ediyor: “Âkif Emre’nin adı zikredildiğin­de, ilkin yukarıda ana hatlarıyla verdiğim söz konusu unut(tur)uluş tablosu canlanırken, ’80 Kuşağı’nın demokrasi, özgürlük, eşitlik, siyasal İslam, sosya­lizm, komünizm, Marksizm, sekülerlik, laikçilik, psikanaliz, diriliş vb. kelimelerinin içinden geçerek ancak varlık göstere­bildiği bir tefekkür ve eylem ortamında, yakın tanıklığımın ve halen canlı olan hatıraları­mın etkisiyle, saf ve sahih bir istikamette salt kendisi olarak yürümeye çalışan bir müminin portresi beliriverir.

Çünkü, bana göre Âkif Emre, Rabbimizin kendisine takdir ettiği mühlet (Kayseri 2.3.1957 – İstanbul 23.5.2017) içinde, her ne yazdıysa ve her ne yaptıysa, mezkur unut(tur)uluş’a karşı bir itiraz olarak yazdı ve yaptı.”

Dosyadaki “Âkif Emre’nin yazılarında göçmen portreleri: Acılar, direnme ve ümmet bilinci” başlığını taşıyan ikinci yazı Alev Erkilet’e ait. Alev Erkilet, Âkif Emre’nin yazılarında ve kitaplarında çokça üzerinde durduğu bir temayı hatırlatıyor bize. Özellikle pandemi gündemiyle hiç söz edilmeyen bir meseleyi. Akif Emre’nin yazılarda dikkat çekilen noktaların başında “Batının göçmenlerle ilgili ikiyüzlü politikaları ve Avrupa sömürgeciliğinin pek çok ülkenin bugünkü yoksulluğunun sebebi olarak afişe edilmesi” gelir. Yine Âkif Emre yazılarında göçmenleri, soyut bir kavramın etrafında konuşmak istemez onları kanlı canlı insanlar olarak karşımıza koyan portreler kaleme alır, Alev Erkilet’in değerlendirmelerinden okuduğumuz kadarıyla.

Âkif Emre’nin gelecek kuşaklar tarafından iyi anlaşılması gerektiğine dikkat çeken Mustafa Kirenci, “Yapıcı bir ruh” başlığını taşıyan yazısında, merhumu şu şekilde tasvir ediyor:  “Şahsiyet sahibi bir aydın olmanın en halis unsurları genel olarak fikir, his, kültür, ol­gunluk ve samimiyetin bir arada bulunması olarak kabul edili­yor. Bu açıdan bakılınca birçok aydın portresi mevcut. Kiminin hissi (duygusu) var, kültürü yok; kiminin de kültürü var, samimiyeti yok. Ve olanlar ile olmayanların terkibinden oluşan daha birçok aydın tipi pratikte gözlemlenebilir hale geliyor. Bütün bunların bir arada olması da bir lütuf olsa gerek. Benim tanıdığım Âkif Emre bu lütfa mazhar bir aydındı.”  

Hüseyin Su tarafından kaleme alınan “Âkif Emre’de İslamcılık düşüncesi” yazısında Akif Emre ve İslamcılık konusu detaylı bir şekilde işleniyor. Hüseyin Su tarafından yapılan değerlendirme dikkatlice okumayı gerektiriyor. Dosyadaki son yazı Dursun Çiçek’e ait. Âkif Emre denilince ilk akla gelen isimlerden biri o. Sağlam bir dost. Bir dostun arkasından neler yazılmış derseniz Muhit’in bu sayısını kaçırmayın diyoruz.

Dergide Âkif Emre dosyasına katkıda bulunan isimlerden biri de Cemal Şakar.  “Âkif Emre: Başka bir ufuk açabilmek” başlığını taşıyan yazısını alıntılayarak istifadenize sunuyoruz:

Âkif Emre: Başka bir ufuk açabilmek

Âkif Emre’nin son çıkan kitabı Portreler’den (Büyüyenay, İstanbul 2020) uzun bir alıntıyla başlayalım: “Benim esas meselem, Avrupa’yı herkes anladı, tamam. Avrupa’yı Müslüman gözüyle de anlatmamız lazım. Yeri geldiğinde. Öyle bir kompleks yok. Ama esas bir derdimiz var, bir sancımız var. Çağla bir hesaplaşmamız var. Bunun sahası da bizim coğrafyamız. Bizim coğrafyamız dediğimiz şey de tahayyülümüzün, dünya görüşümüzün, ulus-devlet sınırlarıyla sınırlandığı, dar anlamda bakmaya alıştığımız bir dünyada bunu aşmaya çalışıyoruz. Yani başka bir ufuk açmaya çalışıyoruz. Bir Müslüman duyarlılığıyla, yeryüzünde yaşayan insan olarak veya yeryüzünde yaşayan bir Müslüman sorumluluğuyla dünyaya bakmak. Sadece Müslümanlara değil dünyaya bakmak. Derdim o. Bunun için de, evet, gezmekten ayrıca haz duyuyorum. Ama sadece kendimden başlayan ve biten bir şey değil. Misyonunu da beraberinde getiren bir duruş, bir anlayış.” Bu alıntıdaki duyarlılığın, Âkif Emre’yi iyi özetlediğini düşünüyorum.

Müslüman bir aydının başka ne meselesi olabilir ki? Dünyanın hal ve gidişini anlamak ve uygun analizler yapıp kimi tespitlerde bulunabilmek. Bunun bir adım ilerisi de tespitlere münasip bir hayat geliştirebilmek, duruş sahibi olabilmek. Ancak bu dile geldiği kadar kolay değil elbette. Ciddi bir emek, birikim, aşırı bir dikkat gerektiriyor; dahası bunca emeği herhangi bir yere ilişmeden, mümkün olduğu kadar bağımsız kalıp değerlen­dirmek işin aslı. Tabii ki burada neye bağlanılıp neye bağlanıl­mayacağı kritik sorudur. Çünkü Müslüman olmak zaten bağlan­mak demektir; olayları, olguları bağlı olunan değerlerle analiz etmek demektir. Bu durumda bağlanılmaması, ilişilmemesi ge­rekenler de kendiliğinden açığa çıkmaktadır; bu değerleri bir­takım dünyevi çıkarlar uğruna aşındırmamak, çarpıtmamaktır.

‘Misyonunu da beraberinde getiren’ yolculuk vurgusu, Emre’nin temel meselesiyle özdeşleşmektedir. Onunla ilgili başka bir yazımda da belirttiğim gibi, o, yol ile arasında ontolojik bir bağ kurar. Yol, bir anlamda bilinmeyene yönelik tecessüsün somutlaşmış halidir. Bu yüzden insanın önünde rotası belirlenmiş bir yol yoktur. Bilinmezliğin beraberinde getirdiği keşif duygusuyla insan yürür ve kendi yolunu açar. İnsanın kendi yolunu açması, sorularının peşinde koşması anlamına gelir. Çünkü soru sormak öncelikle bir meseleyi fark etmekle sonra da çözümü konusunda adım atmakla, yönelmekle ilgilidir. İnsan, hayatı boyunca önünde daima çatallanan yolların kavşağındadır ve yaptığı seçimleriyle, yönelişleriyle kendi yolunu açar. Bu bağlamda Âkif Emre, daima ‘meselesi’ merkezde kalmak, bir kaide gibi ona yaslanmak koşuluyla dünyayı tarar, anlamaya, anlamlandırmaya çalışır.

Böylesi bir arayışta ana kaynak Kur’an ve Sünnet olmak üzere yitik bir medeniyetin iz’lerini sürer. İz’lerden kalanlar, yaşayan gelenekle birlikte yorumlanarak bugüne taşınır ve bu taşınış da çağı anlamak için bir zemin teşkil eder. İşte Emre’nin dün­yaya bakmak, dünyayı anlamak dediği olgu bu zemin sayesinde mümkün olur. Yaptığı söyleşi­lere, gezi yazılarına ve belge­sellerine baktığımızda hep bu ‘anlamak’ meselesini merkezde görürüz.

Mustafa Kirenci Portreler’e yazdığı takdimde: “Aslında herkes, hangi kültürel derecede olursa olsun, farkında olsun ya da olmasın tutum ve davranışlarıyla, yapıp ettikleriyle kendi portresini yine kendi çiziyor” diyor. Gerçekten de bütün yapıp ettiklerimiz hep kendimize dönüyor ve bunlar sayesinde kendimizi bir boy aynasında görüyoruz. Hem eserlerimiz hem de tutumlarımız kendimize dair bütünsellik arayışımıza verdiğimiz birer cevaptır. Âkif Emre’nin verdiği cevap apaçık ortadadır. Belki bugün bizlere düşen bu cevaplarla kendimize dair bir yol açmak, yeni sorular oluşturabilmektir.

Güncelleme Tarihi: 29 Mayıs 2020, 22:20
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26