banner17

Cami cemaati mesai saatlerini tanımaz

Müslüman toplum ve birey camilerde her vakit Allah’a sığınır, cemaate karışır, aynı inanca sahip kardeşleri ile bir olur, danışır ve dayanışır. Açık tutalım her zaman camileri... Ercan Babacan yazdı.

Cami cemaati mesai saatlerini tanımaz

Cami ve mescitlerimizin çokluğu ile ünlenen ülkemizin dini mekânlarında, alışılagelmiş cemaat kavramının belki de özünü teşkil edecek cami cemaati de meşhurdur.

Meşruluğu ve meşhurluğu tartışılmayan ve İslam dini bu topraklarda var olduğu müddetçe hep var olacak olan cami cemaati, sadece cemaatle kılınan namazlar ekseninde hatırlanmamalıdır. Cami cemaatleri, görüldüğü gibi kendiliğinden oluşan cemaatler değildir aslında. Aynı dine mensup inanların sosyal birlikteliklerinin tezahürüdür cami cemaatleri.

Müslüman olmanın gerekliliklerinden biri de hiç şüphesiz yeryüzünde ibadet ve muamelat için mekânlar oluşturmak ve bu mekanları aktif hale dönüştürmektir. Bazen cemaat camiyi oluşturur, bazen de camiler cemaatini oluşturur. Her halükarda bir şekilde cami de cemaati de var olur.

Misal bir cami cemaati için önce cami gerekli ki etrafımızda bolca mevcut hamdolsun. Sonra o caminin faal olması lazım ki ülkemizde maalesef başta Ayasofya gibi müzeye çevrilmiş birkaç cami dışında faal olmayan cami yoktur. Ve elbette birer imam ve müezzin olmalı ki tasarruf tedbirinden midir merkezi ezan sisteminden midir nedir bilinmez, selatin camileri hariç müezzinlerimiz yok ama birer imamımız var diyelim. Tabiî ki bir de vakit lazım. Vakit girer, ezan okunur, ibadethanelerin kapıları ardına kadar açılır ve İslam’ın temeyyüz ettiği coğrafyada kalpler kıbleye doğru yönelir yönelmez; omuzların birleştiği saflar kendiliğinden bir mekânda görülmeye başlar ki işte en yalın haliyle cami cemaatimiz de oluşmaya başlamıştır.

Kimdir bu cami cemaati?

Hepimizin sosyalleştiği özel veya genel alanlar vardır hayatımızda. Kimi mecburi kimi zaruri kimi ise isteğe bağlı gelişir. Askerlik, okul, gurbet, sürgün ve buna bağlı sosyal alanların izlerini yıllarca hatırlar, farklı duygularla paylaşırız. Cami cemaati de bunlardan biridir. Cami ve cami cemaati ekseninde düşündükçe aslında birçoğumuzun hiç de yadsınmayacak kadar hatıra, tecrübe ve anılarının olduğunu fark ederiz.

Nedir bu cami cemaati kavramı? Bu kadar yalın bir tarif ile izahı mümkün müdür acaba? Cami cemaatinin vakit ve mekân sınırı var mıdır? Cami cemaati gerçekten büyük toplumsal oluşumların çekirdeği midir? Düşünülmesi veya varlığı sürdürülmesi gereken birer topluluklar mıdır? İşlevsel midir veya işlevselliği hakkında farkındalığımız ne aşamadadır acaba? “Camilerin banisi ve bugüne kadar içerisinden gelmiş geçmiş imam, müezzin, kayyumlarının ve kâffe-i ehl-i imanın ervahı için” aşk ile bir kez daha hatırlayalım o halde.

Kendi kendine Kur’an öğreniyorum setlerinin yerini aldığı, elif cüzleri, karabaş tecvidleri, sırmalı kaplardaki Kur’an-ı Kerimler ile çocuk yaşta tanıştığımız camilerden başlayalım cami cemaatlerini anlamaya. Müslüman olmanın akıl baliğ sınırındayken büyüklerimiz; koltuğumuzun altına yerleştirdiği cüzler ile camiye gönderir, imam veya müezzin tarafından İslam’ı öğrenmeye teşvik edilirdik eskiden. İşte ilk o günlerde tanışırız cami cemaati ile. İnsanları günün belli saatlerinde dünyadan çekip alan ve ahirete hazırlayan vakitleri, hayatında anlam ifade edebilecek sosyal, ahlaki ve ilmi olguları, bunlar için lazım olan örnek modelleri ilk orada tanırdık, bilirdik, anlardık. İnanan insan, dünyasına ayrı ahiretine ayrı bir vakti ayırmalı ya, vakti bilen ve ona göre tebliğ eden tanıştığımız ilk davetçi okuduğu ezan ile müezzin olurdu. Hiç kimse ayırt edilmeksizin davet olunur da her renkten misafir olmaz mı? Camiye adım atar atmaz farklı karakterlerle ortak bir muhabbetle tanışmaya başlardık.

Hacı amcalar cami cemaatinin namaz vaktinde ilk hazirunu olurdu her zaman. Hacı amcaya neden hacı dendiğini İslam’ın beş şartını anlatan imam/hocadan öğrenir, kutsal beldeleri gören bir dindara gösterilen hürmete şahit olurduk. Mekânlarına kutsiyet atfeden bir dinin, mensubundaki tezahürü ancak bu kadar mükemmel olurdu.

Camilerimiz cemaatin sosyal paylaşım alanlarındandır

Bitişik nizam evlerimizin oluşturduğu mahallelerdeki camilerde omuzları birleştirerek safa duran cemaat, evlerinin farklı yönlere bakmasına rağmen aynı kıbleye yönelirdi. Güvenlik kamerası veya görevlisi karşılamazdı sizi. İmam veya müezzin, hatta cemaatten bir amca, dayı, abi, kardeş; sizi mütebessim karşılar, koca camide hiç yer yokmuş gibi yanına buyur ederdi. Camiler insanların kendilerini asla yalnız hissetmeyeceği yerlerdir. Yalnız değilsinizdir ama yalın haldesinizdir.

Namaz öncesi ve sonrası sohbetler, musafahalar, muhabbetler, ders halkaları veya selamlaşmalar, kendinize ve etrafınıza ait dini ictimai bilgi ve tecrübemizin kaynağıydı. Camilerimizin ve cemaatlerinin üzerimizde bıraktığı huzur ve huşu, amellerimize de yansırdı. Dini ve dünyevi kavramları sadece öğrenmez, aynı zamanda yaşardık cemaat olarak. Bugün bodrum katlarına sığdırılmış mescitleri ile kocaman kongre veya kültür merkezlerinde aynı samimiyeti bulamıyoruz maalesef. Gelişmiş teknikler ve sınırsız bilgiler ile donatılmış bu tarz mekânlarda en ufak bir cami cemaati disiplini ve samimiyetini yakalayamıyorsak eğer, bir şekilde cami cemaati havasını hâlâ korumaya ihtiyacımız var demektir.

Camilerimiz cemaatin sosyal paylaşım alanlarındandı. Hem de her açıdan. Temizlikte bile camilerimiz imece ile temizlenir ve bundan sevap umulurdu. Görgüsüz belediyelerin temizlik hizmetini belirtir koca koca tabelalar yerine cami girişlerinde temizlik imandandır hadis-i şerifi asılırdı. “Doğalgaz tesisatı falan şirket tarafından yapılmıştır” etiketli cihazlar daha yokken sobaları vardı camilerimizin. Erken gelen hacı amcalar sobayı yakar, ortamı ısıtır, soba etrafında sohbetler başlardı. Cemaati olduğu cami için odun kesme veya taşıma mesaisi ayıran veya güncel karşılığında bir faaliyet yapan cemaat kaldı mı acaba? Yaprakları küçücük reklamı kocaman falan ticaretin takvimleri yerine vakfiyeleri sırtlarına gizlenmiş el yazması hüsni hat tabelaları, nakış nakış işlenmiş el işçiliği halı kilim veya örtüleri artık gizlice kimse hediye eylemiyor. Her caminin mini bir kütüphanesi, her kütüphanenin de Kur'an cüzleri, mushafları, ilmihal, hadis, tefsir kitapları vardı. Kapak içlerinde cemaatimizden falan kişinin anne veya babasının hayrına vakfedilmiştir yazısı karşılardı sizi. Herhangi bir kuruma gerek kalmadan cemaat eksikleri tamamlar, hem okur hem de dağıtırdı bazen. Hangimiz otuziki, ellidört farz risaleleri ile ilkin camilerde tanışmadık ki, hangimiz Delailülhayrat /Kara Davutları, Şifa-ı Şerifleri, Nur-ul İzahları, Riyazus Salihinleri, İhya-u Ulumiddinleri, İslam ilmihallerini, Karabaş Tecvitlerini vb. cami cemaatiyle beraber namaz öncesi ve sonrası takip etmedik ki.

Toplum çeşitliliğinin bir benzeri camilerde de görülür. Ramazan ayında mahallenin veya semtin camileri dolar taşar ya, işte cami cemaatimizin tamamı burada dersiniz neredeyse. Bayram sabahları bayramdan bayrama cemaate gelen acemi cemaati gördüğünüzde inceden bir tebessüm yayılır yüzünüze. Cemaatten her vakitte hazirun bulunduğu gibi vakte göre cemaate yetişen de olurdu. Bilirdiniz Ahmet Bey mesai sonrası akşam ile yatsıya ancak yetişir, Mustafa amca sabah namazını kaçırmaz, iyice yaşlanan Hasan dayı sadece cumalara gelebilir, gençler hafta sonları katılır, Kemal Bey maaile perşembe akşamlarını kaçırmazdı. Yeni evlenen dini nikah için, cenazesi olan defin ve taziye için, hastası olan dua okutmak için, sadakası olan imam aracılığı ile hayır yapmak için, yeni taşınan mahalleli ile tanışmak için, adağı olan dağıtmak için, zekatı olan hesaplamak için, günahlarından sıyrılıp Allah’a sığınmak isteyen tövbekarlar için camiler ve cemaatleri, hayatımızın merkezindedir her zaman.

Camiler en doğal sığınma evleridir. Müslüman toplum ve birey camilerde her vakit Allah’a sığınır, cemaate karışır, aynı inanca sahip kardeşleri ile bir olur, danışır ve dayanışır. Herhangi bir korku, camileri mesai saati bürokrasisine kurban etmesin. Açık tutalım camileri, yürekleri birbirine açan manevi iklimler solunsun. Bırakın insanlar bu dünyadayken de haşrolsun.

 

Ercan Babacan yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Ocak 2016, 09:48
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20