banner17

Çalışmadan şair olan zaten şairdir

TYB Bursa Şubesi'nin 12 Şubat Cumartesi akşamki konuğu, şair Hüseyin Atlansoy'du.

Çalışmadan şair olan zaten şairdir

Şiir yok şair var

Tanımayanlara Hüseyin Atlansoy’u üç sözcükle tarif etmem istense, şu üç sözcüğe sığdırmaya çalışırdım onu: Naif, zeki ve hassas. Bu tarifin tek kelimeyle yapılması istenseydi eğer, o kelime şu olurdu: Şair!..

Bursa’da bir medeniyet inşası için çabalayan ve hiç kuşkusuz ki tarihe not düşen TYB Bursa Şubesinin 12 Şubat Cumartesi akşamki konuğu, şair Hüseyin Atlansoy’du. Atlansoy, bereketli ve şiirin “ne”, şairin “kim” olduğuna dair ufuk turunun yapıldığı bir sohbetin odağındaki isimdi. Her ne kadar kendisini “Konuşmayı beceremeyen” biri olarak tanımlasa da müsterih olsun, konuşuyor, hem de dolu dolu ve yerli yerinde konuşuyor; iş ki meclis dost meclisi, dostluklar sahici olsun.

Sıcak ortamda hoş sohbet

Şu da var: İşin içine resmiyet ve dolayısıyla yapmacıklık girip konu kendi özel hayatında odaklandığında, gerçekten de “konuşamayan” birine dönüşüyor Atlansoy. Bizim talihimiz belki de şuydu: O akşam sohbette bulunanların bir kısmı -Bilal Kot gibi örneğin- Atlansoy’la zaten kadim dost iken bir kısmı Atlansoy’un tanıdığı, diğerleri de en azından aşinası olduğu kişilerdi. İyi ki böyleydi de, bu güzel insanların süslediği sıcak bir ortamda hoş bir sohbet gerçekleşti. Atlansoy’u davet edip konuşturmak isteyenlere de nacizane hediyem olsun bu gözlemlerim.

Hüseyin Atlansoy

Söz hazır mecrasını bulmuş akıp giderken artık sözü ehline bırakma zamanıdır. Buyrun, kendi ağzından Hüseyin Atlansoy’un hayatına ve şairliğine dair notlar:

Derdim şiir değildi aslında…

Çocukluk ve gençlik yıllarında hayata şiir penceresinden bakmadığını söyleyerek söze başlayan Atlansoy, şunları anlattı:

“Aslında çocukluk ve gençlik dönemlerimde şiir diye bir derdim olmadı benim. İyi bir matematikçi olmayı istiyordum. Matematiğin diğer bölümleriyle de ilgilenmekle beraber, cebir ve geometri daha çok ilgimi çekiyordu. Neden böyle olduğunu bilmiyordum ama cebrin sözlükteki karşılığını görünce çarpıldım. Cebir, kırılmış bir kemik parçasını, biraz da zorlayarak bir araya getirmek, demekmiş. Aslında bilim olarak cebir de buna benzer bir şey zaten. Bilindiği gibi cebir Doğu toplumlarında, geometri ise Batı toplumlarında yaygındır. Daha sonra bazı arkadaşların yönlendirmesiyle tarih, sosyoloji gibi alanlar da ilgimi çekmeye başladı. Ama bu dönemlerde hala bende bir edebiyat algısı oluşmadı. Ta ne zamana kadar? 1982 yılına kadar…”

1982 yılının gizemi: Yönelişler dergisi

1982 yılını Hüseyin Atlansoy için ayırıcı kılan şey, bir zamanların entelektüel dergisi olan Yönelişler dergisinin çıkması ve bu dergide Ahmet Kot’un yer alması. Atlansoy, şiire başlamasına yol açan olayı şöyle anlattı:

“1982 yılında, aynı zamanda komşumuz da olan Ahmet Kot’un da içinde yer aldığı Yönelişler dergisinin çıkacağı ve çalışmamız varsa dergiye götürmemiz gerektiği haber verildi. Benim de o zamana kadar yazdığım tek şiir vardı: ‘Batıda Kan Var’. Ben de o şiiri verdim ve şiir serüvenim başlamış oldu.”

“Matematiğe, cebire ve geometriye ilgimin yararını şiirde de gördüm. Onlar sayesinde yanılsamalardan kurtuldum çünkü bir edebiyat metninin de kendi içinde bir matematiği, bir müziği vardır. Şimdi diyeceksiniz ki bu matematik şiirde kendini nasıl gösterir? Ses vuruşlarıyla, hamlelerle, sıçramalarla, alan değiştirmelerle kendini gösterir.”

Hüseyin AtlansoyMatematik tercihi, geçmiş ve gelecek…

Konunun matematikten açılmasından keyif aldığı anlaşılan Atlansoy, matematiğin sadece edebiyatı değil hayatı da etkilediğini şu sözlerle anlattı:

“Matematik, geçmiş ve gelecek tercihlerinizi de etkiler. Siz genelde kendinizi “sağ” diye bir yere konumlandırırsanız, bu geçmişe kaçmayı tercih anlamına gelir. Siz kendinizi “sol” diye bir yere konumlandırırsanız, geleceğe doğru bir kaçış anlamına gelir bu. Şair ise, şu an şurada olmak zorunda kalan kişidir. Sözü aniden ve hızlı söylemek zorundadır.”

Akademisyenliğe, buğdaya ve elmaya dair…

Bir ara akademisyen olmak gibi bir talihsizliğe uğradığını söyleyen Atlansoy, tez danışmanı olan hocasının teze nereden başlayacağı sorusuna, Doğu ve Batı’yı araştırmak istediğini ve elbette ki ‘Tezine cennetten başlamasının doğru olacağını düşündüğünü’ söyler. Bunun uygun görülmediğini ama kendisinin aslında bununla ilgili bir planlama yaptığını söyledi. Doğu medeniyeti kaynaklarına bakıldığında, insanın cennetten kovulmasının sebebinin ‘buğday’ iken Batı toplumlarında ise bu kovulma sebebinin ‘elma’ olarak bilindiğini söyleyen Atlansoy, her iki toplumda da bu nesnelerin birer karşılığının olduğunu söyleyerek sözünü şöyle tamamladı: “İncelendiğinde buğday, dönüştürülemeyen bir yapıdayken elma ise aşılanarak vb. dönüştürülebilen bir yapıdadır. Bu düşünce sistemlerine baktığımızda, Doğu ve İslam’ın değiştirilemeyeni, daha doğrusu, fıtrata uygunluğu öncelediğini; Batının ise, mesela Darvin örneğinde olduğu gibi, insanı ve fıtratı dönüştürmeye çabaladığını görüyoruz.”

“Bunun sanat-edebiyata yansımasına baktığımızda ise, mesela Doğu medeniyeti, tek sesli müzik, yani tek olanı, bir olanı, dönüştürülemeyeni tercih ederken, Batı çok sesliyi yeğler, durmadan bir şeyleri dönüştürüp değiştirmeye çabalar.”

Edip Cansever
Edip Cansever

Cebir ve geometri neyi simgeler?

Atansoy cebirin Doğu medeniyetine, geometrinin ise Batı medeniyetine ait olduğunu belirterek bunları tercih etmenin şiire etkisini de şöyle anlattı:

“Aslında her şey sembollerle anlatılmaktadır. Cebiri tercih eden biri mesela, şiirde de daha tekçi bir yapı, daha klasik bir yapıyı yeğler. Geometriyi tercih eden ise, daha sıçramalar yapan, daha parabolik özellik taşıyan, mesela Edip Cansever gibi, Turgut Uyar şiirleri gibi ya da Sezai Karakoç’un bazı şiirleri gibi bir şiiri yeğler. İkisini bir araya getirmeye çalıştığınızda da başka bir alaşım ortaya çıkar. Bu anlamda İkinci Yeni, geometrik bir şiirdir. Diyelim ki Turgut Uyar’ın Divan denemeleri, Sezai Karakoç’un bazı şiirleri, cebiri önceleyen şiirlerdir.”

Sezai Karakoç
Sezai Karakoç

Dönemler, gruplar, isimlendirmeler, şiire ve şaire dair

Hasbihale katılan konuklardan biri, “Her ne kadar böyle bir isimlendirme olsa da, gerçekte ‘İkinci Yeni şiiri’ diye bir şiir, böyle bir grup var mı?” diye bir soru yöneltti. Atlansoy’un bu soru bağlamında söyledikleri şunlardı:

“Vom Bridge diye biri var. ‘Aslında sanat yok, sanatçı vardır.’ diye bir söz söylüyor. Bunun gibi, aslında şiir yok, şair vardır. O dönemdeki kişileri de grup olarak değil, teker teker şair olma özelliklerine bakarsınız. İkinci Yeni grubu şairlerine baktığınız zaman, Edip Cansever dışta tutulduğunda hepsinin parasız yatılı okuduğunu ve sivil olduklarını görüyoruz. Bunun dışında onlara birer grup üyesi olarak değil de birer şair olup olmadıkları ya da nasıl bir şair oldukları yönünden bakarsınız, takdir size kalmıştır artık. Kişileri kafadaki şemalara dahil etmek ya da o şemaya göre bir yerlere oturtmak çok anlamlı değil.”

80 sonrası kuşağı, İkinci Yeni’nin devamı mı?

Bir dinleyicinin, “80 sonrası kuşağı, İkinci Yeni’nin devamı mı?” şeklindeki sorusuna Atlansoy, “Hayır değil, ama bu soruya benim cevap vermem de çok şık olmaz aslında. Sadece şunu söyleyebilirim: 80 sonrası kuşağın sıkı şairleri, sıkı öykücüleri var.”

Toplum olarak şiirde iyiyiz

Toplum olarak şiire düşkün olduğumuzu, herkesin en azından bir dönem şair olduğunu ifade eden Atlansoy, bunun çok da kötü bir şey olmadığını ve gerçekten de toplum olarak şiir alanında iddialı olduğumuzu söyledi.

Hüseyin AtlansoyŞair tipleri

Atlansoy, üç tip şairden bahsedileceğini söyleyerek bu tipleri şöyle sıraladı:

1.Çalışkan olanlar: Bunlar, şiir üzerinde gerçekten çok çalışırlar. Bu çalışma soncunda ortaya iyi veya kötü bir ürün koyarlar ama çabaları takdire değerdir,

2. Çalışmadan şair olanlar. Bunlar zaten şairdirler. Ani bir sıçrama, ani bir heyecan hali ile şiirlerini yazarlar,

3. Bu iki özelliği kendisinde mezcedenler. Hem şair olup hem de sabırlı olanlar da vardır ama bunlar çok azdır. Bunlar, büyük bir ürün inşası peşindedirler.

Bunların dışında yeteneksiz olduğu halde ısrarla ürün vermeye çabalayan, alelusul yazanlar da vardır ama sonuçta her çaba saygıya değerdir.

Atlansoy’un ustası var mı?

Atlansoy’a, usta çırak ilişkisi hakkında ne düşündüğü, kendisinin bu anlamda bir ustası olup olmadığı sorulduğunda verdiği yanıt şu oldu:

“Eskişehir’de olmam benim için bir şanstı.O yıllarda Eskişehir gerçekten şenlikli bir yerdi. Atasoy Müftüoğlu ve komşumuz olan Ahmet Kot benim için şanstı. Ahmet Kot’un kütüphanesi bana açıktı ve ben ortaokul birden başlayarak tam altı sene boyunca günde en az 75 sayfa olmak kaydıyla kitap okudum. Adı bilinen yazar şairlerden adı bilinmeyenine kadar bir sürü kitap okudum. Elbette bunlar bende bir birikim oluşturdu ve bu birikim daha sonra bir şekilde ortaya çıktı.”

“İlk şiirlerimde bazı şairlerin izleri zaten vardır. Onlar kendilerini satır aralarında belli etmektedir: Sezai Karakoç, Ece Ayhan, Şeyh Galip, Mevlana… Bunu zaten herkes görebilir ama bu hal, etkilenme midir, esinlenme midir o konuda bir şey diyemeyeceğim.”

Diş kirası olarak, şiir kitabı

Her şeyin olduğu gibi, bu hoş sohbetin de sonu geldi ve gecenin sonunda TYB Bursa Şubesinin bir jestiyle karşılaştık: Hüseyin Atlansoy’un Hece Yayınları’ndan çıkan “Su Burcu” adlı toplu şiirler kitabı, hasbihale katılanlara hediye edildi. Diş kirası dedikleri de bu olsa gerek.

 

Ahmet Serin, hoş sohbetten aldığı şevkle yazdı.

Güncelleme Tarihi: 23 Şubat 2011, 18:29
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
mehmet gönenç
mehmet gönenç - 8 yıl Önce

bu güzel tanıtıma diyecek cümle bulamıyorum. her kim yazdıysa ve her kim bu muhabbete vesile olduysa ondan allah razı olsun. hüseyin atlansoy çok değerli bir insan ve onu bu kadar konuşturabilen her kim idiyse helal olsun...o akşam orada olmayı dilerdim,yazıyı okuyunca içime çöken hüznün ve bu yazıyı yazana gıptam ondandır. selam ile

Züleyha
Züleyha - 8 yıl Önce

Hüseyin Atlansoy'a selam olsun..
Sabahlara kadar okuduğumuz şiirlerine selam olsun..
İlk Sözler'e, Su Burcu'na, hasseten İyi Günler İlerde Anneanne'ye ve Atlansoyu bizimle tanıştıran Paşalı'ya selam olsun..
Elhasıl buğdaya selam olsun..

banner8

banner19

banner20