banner17

Cahit Sıtkı'nın renklerle alıp veremediği

Bâki Asiltürk'ün taramasına göre Cahit Sıtkı Tarancı'nın şiirlerinde en fazla kullandığı renkler siyah, beyaz, mavi ve yeşil. Yağız Gönüler yazdı.

Cahit Sıtkı'nın renklerle alıp veremediği


Her renge boyan da renk verme

Şeyh Gâlib

Diyarbakır doğumlu şairlerimizden Cahit Sıtkı Tarancı, Viyana'da verdiği son nefesine kadar hayata sıkı sıkı bağlıydı. Bunu hem yazdığı şiirlerinde hem de mektuplarında rahatlıkla fark edebiliriz. Paris'teyken, dostu Ziya Osman Saba'ya yazdığı mektupta, "Yaşamın Don Juan'ıyım, hayatı her şeyiyle çok, ama pek çok seviyorum." yazmıştır. Mektup 13 Mayıs 1940 tarihlidir. Yani Tarancı 30 yaşındadır. O meşhur "Otuz Beş Yaş"ı yazmasına 5 yıl vardır.

Şairin, şiirlerinde buram buram tüten renkler aslında yaşamdaki umudu, canlılığı, hayatı ve doğayı sevmesiyle açıklanabilir. Yaşı ilerlerken aynı zamanda hayatın basitliği ve basit olması gerektiği üzerine çaba gösterir. Her nerede Cahit Sıtkı hakkında bilgi taraması yapmaya kalkışırsak kalkışalım iki kelimeyle karşılaşırız: ölüm ve yalnızlık. İlk okunuşta "olumsuz" etki yaratan bu iki kelime şaire tam tersi yansır. Ölümü şiirlerinde görürüz çünkü yaşama tutkun olmaktan ayrı düşmek istemez. Yalnızlığı şiirlerinde görürüz çünkü tercihi budur. Kalabalıklardan kaçar. Kalabalıklarda yaşamı kaçıracağını düşünür. Bu yüzden yalnızdır, ama bundan memnundur.

Şairin ruhaniyetini çok da konuşmamak lâzım. Bunu şiir üzerine mesai harcayanlara bırakmalı. Bir filmin sonunu anlatmaktan farksız çünkü biyografik metinler. Üstelik biyografi, dedikodunun tıp dilindeki adı gibi… Lafı daha fazla şair üzerinde gezdirmeden, Asım Bezirci'nin hazırladığı ve Cahit Sıtkı Tarancı'nın tüm şiirlerini barındıran, Otuz Beş Yaş’ın kapağını aralıyorum, notlarımı çıkarıyorum. Bakalım neymiş Tarancı'nın renklerle alıp veremediği...

Maziyi yâda daldığım zaman,

Renkler belirir tâ uzaklardan:

Mavi, kırmızı, beyaz ve siyah;

- Her renk ayrı bir hâtıradır ah! -

Renkler renklere renkleri ekler,

Olurken için renklere mahşer.

Renkleri hayatının merkezine koyuyor

1931 tarihinde Akademi dergisinde yayımlanan "Maziyi Yâda Daldığım Zaman" adlı şiirinde, şairin renkleri hayatının tam merkezine koyduğunu görüyoruz. Her renge, hafızasından ayrı bir hâtıra nakşetmiştir Tarancı. Her renk ona hayatından farklı şeyler hatırlatır. Buna lirizm demek ne kadar saçmaysa, bugün ister astroloji ister moda deyin, kırmızıyı sade bir seks objesi görmek de o kadar saçmadır. Küçükken hepimizin her evden aldığı farklı bir koku, her sokaktan yakaladığı farklı bir renk ve her arkadaştan aldığı ayrı bir hava vardı. Kapitalizm, modernizm ya da kendindengeçmişizm; isim vermeden, elimizden alınanları bize hatırlatan yine şairler oluyor. Tarancı'nın 1934'de, yani yukarıdakinden 3 sene sonra Varlık dergisinde yayımlanan "Renkler" adlı şiirinde okuyucu önce şunu yakalamalıdır: Şair, kendi resminin paleti olmuştur. Renkleri o saçmaktadır ve renkleri o asılı bırakmaktadır kendi tablosunda.

Gündüze alışan renkler,

Her gece perişan renkler.

Eşyada bakış mısınız,

Zamanda akış mısınız,

Gözümde hatıralar mı?

Yekpâre varlığımı

Siz misiniz parçalayan,

Farksız kırık aynalardan?

Sizde mi yaşamaktayım,

Gündüze alışan renkler,

Her gece perişan renkler?

En çok kullandığı renkler

Bu şiirde Tarancı hem zamana hem eşyaya hem de hâtıralarına renkleri ne kadar boca ettiğini âdeta haykırıyor. Üstelik hangi renkler olduğunu belli etmeden. "Renkler" şiirinde bir huzursuzluk olduğu da çok açık. Renklerin gündüze alışmasında rutinleşen, tepkisiz yaşama; her gece perişanlaşan renklerde ise elemi, kederi görmek mümkün. Hayatı bir gökkuşağı olarak görmüş olsa gerek Tarancı. Her renkte, ayrı hikâye… Bâki Asiltürk'ün taramasına göre Cahit Sıtkı Tarancı'nın şiirlerinde en fazla kullandığı renkler siyah, beyaz, mavi ve yeşil. Bazen şair bir sıfatı yükler renklere, bazen de doğrudan rengi gösterir okuyucunun gözlerine. Mesela 1931'de Akademi dergisinde yayımlanan "Yalnızlık" adlı şiirinde siyah renk doğrudan doğruya şairin âniden içine daldığı bir ümitsizliği belirtiyor.

Geniş, siyah gölgesi hayatımı kaplayan,

Tepemde kanat germiş kartaldır yalnızlık.

Kalp çarpıntılarıyla günleri hesaplayan

Bir benim, benim olan bir masaldır yalnızlık.

Hiç mola vermeden Tarancı'nın "Ölümden Beter" şiirinden de söz etmeli. Zerre tutkusu olmayan bir kadınla aynı yatakta olmanın son derece doğal tatsızlığını paylaşıyor şair bu kez okuyucuyla. Renk yine, siyah.

Bir gelin odasıydı: altın, gümüş şamdanlar;

Bir siyah perde indi, aynı ses "Yeter!" dedi.

Koynumda, fakat neden, neden bu tatsız vücut?

Her busesi bir diken, can alıcı bir "Unut!

Mavide özgürlüğü, sevgiyi ve aşkı bulur

Tarancı, mavi rengi ise genellikle gözlerle bağdaştırır. Mavide özgürlüğü, sevgiyi ve aşkı bulur. Elbette burada bir romantizm de görmek mümkün. "Hey Gidi Güneşli Uykular", 1940'da yazılmış bir şiir. Ziya'ya Mektuplar’dan. Romantizm dışında bir erotizm de şiirde kendini belli ediyor. Bu şiirde mavinin yerine onun yakın akrabası laciverti kullanıyor Tarancı. Pembe ise vücutta buluyor kendini.

Yüzümü süpüren ılık rüzgâr;

Birdenbire keşfettiğim

Parıltılar, beyazlıklar, yuvarlaklar diyarı;

Pembe uçlarına sırasıyla asıldığım

Lezzetli memeler,

Bereketli memeler,

Doyamadığım, doyamadığım!

Neden sonra,

Ben tekrar sulardayım,

Annemin gözleri gibi lacivert bir denizde;

Dalgadan dalgaya atlıyorum,

Güneşi kovalıyorum, güneşi kovalıyorum.

Maviyi en çok göklerle bağdaştırdığı görülüyor Tarancı'nın. Önce "Ölmek İstemeyen Adam" şiirine bakmalıyız. Şiirin ismi size bu yazının girişini hatırlatmalı. Eğer dilinizin ucuna gelmiyorsa lütfen kaseti başa sarın, çok uzaklaşmış olamaz.

Mavi göklerle dolup taşan gözlerine;

Ve altın yapraktı rüzgârda başı,

Seyyareden seyyareye savrulan.

Diğer şiirlerinde de -isimlerini belirtmiyorum, alıp okumanız için- bol miktarda "mavi" dizeler görebiliriz: "Sözünde durmadı mavi gökler", "Eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi", "Gök mavi mavi gülümsüyordu", "Gökyüzü belledik şu ürperen maviliği".

Gerçeği örten hayali sebepler

Cumhuriyet dönemi şairlerimizden Cahit Sıtkı Tarancı'nın şiirlerinde hüsn-i ta'lil; yani gerçek sebebi bir yana bırakıp hayalî olanı gösterme sanatını da sıklıkla görebiliriz. "Bu Sabah Hava Berrak" şiiri buna gösterilecek en ciddi örneklerden biri. Yine Bâki Asiltürk'ün bu örneği yakalama becerisini de takdir etmek gerekir.

Bu sabah hava berrak;

Bu sabah her şey billûrdan gibi.

Gök masmavi bu sabah,

Güzel şeyler düşünelim diye.

Yemyeşil oluvermiş ağaçlar,

Bulutlara hayretinden.

Işıldıyor kanat seslerinden kuşların

İlk uçtukları günün altın sevinci.

Karlı dağlardır sefere çıkmış,

Vadideki suyun şırıltısında.

Önce Yücel dergisinde görülen fakat daha sonra 1941 yılında İnkılâpçı Gençlik dergisinde eksik görülen yerleri tamamlanarak yayımlanan şiirinde Tarancı renklerden de seslerden de faydalanıyor. Coşkun bir şekilde yeniden yaşayarak ve tadarak anlatıyor duygularını. Şiirin devamında çiçekleri, doğayı, gökyüzünü ve insanı her rengiyle görmek mümkün. Cahit Sıtkı Tarancı'nın renklerle alıp veremediğini sorgularken sona doğru geliyorum. Hepimize ortaokul yahut lise sıralarında neredeyse ezberletilen "Memleket İsterim" şiirinden bahsetmeden olmaz. Bu şiirin ilk üç dizesinde hatırlanacağı gibi neredeyse tüm renkler el ele tutuşmuş vaziyette.

Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Sarı: Bolluk, bereket ve verimlilik

Bol umut ve bol gerçekçilik 1937 yılında Varlık dergisinde yayımlanan ve çok ses getiren bu şiirinde Tarancı'yı "yıldızlar" arasına sokuyor o dönemde. Burada dikkatimizi çeken renk sarı. Tarlayla bağdaştırılması oldukça doğal. Sebebi açık: bolluk, bereket, verimlilik.

Sözün özünü açıklayacak harikulade bir mektup var Tarancı'dan. Ziya'ya Mektuplar'da okuyabilirsiniz. Bu mektubun özellikle bir bölümünde şairin hem şiir yolculuğunu, hem bir şairin geleceğe neyi nasıl bırakabileceğini hem de Tarancı'nın renklerle olan derdini görebiliyoruz. Buyurun birlikte okuyalım:

"Şair, çocuklarına hep aynı renk ve biçimde elbise giydirmek isteyen babadan çok, küçük kardeşlerinin hangi renk ve biçimde elbise içinde daha güzel, daha sevimli olabileceklerini, onların davranışlarından ve sözlerinden anlayarak onlara istedikleri renk ve biçimde elbiseler giydiren bir ağabey, anlayışlı bir ağabey durumunda olmalıdır."

Şiir, okuyucunundur!

Bu okuduklarımız bize günümüz edebiyat çevrelerindeki bir türlü göremediğimiz hoca-talebe ilişkisini de sorgulatıyor hiç şüphesiz. Kimi eleştirmenlerce umutsuz ve tutkusuz olarak görülen Tarancı bakın 1956 yılında Varlık dergisinde yayımlanan yazısında neler diyor?

"Hangi sözcük hangi sözcükle yan yana geldiğinde nasıl bir ışık belirir? Bunu bilmek gerek. Mallarme'nin ‘Şiir, sözcükler dinidir’ demesi bundandır. Şiir bu yolla beceri ve ustalık işi oluyor. Öyledir de. Ata binmek, kundura yapmak, hatta kundura boyamak ne ise şiir de odur, yani ustalık ve tutku işi."

Mektuplarından yazılarına, şiirlerinden söyleşilerine kadar her metninde renklere başvuran, yaşamı rengârenk görme hevesinde olan, kimi zaman renk vermeyen fakat asla renksiz olmayan şair Cahit Sıtkı Tarancı, şiirle bezenmiş bir hayatı tercih etmiş ve şiir gibi yaşamıştır. Bize düşen onun şiirlerini okumak ve hatırlamaktır. Her büyük şaire yapmamız gereken gibi.

Şimdi, sabahı görme yolunda emin adımlarla ilerlerken, konunun dışına çıkıp şairin "Şaşırdım Kaldım" adlı şiiriyle, yine "renkli" bir şiiriyle yazımı bitirmek istiyorum. Şiir, okuyucunundur. Üstelik "tam zamanı" geldiğinde tamamen okuyucunundur.

Şaşırdım kaldım nasıl atsam adımı;

Gün kasvet, gece kasvet.

Bulutlar, sisler içinde bunaldım;

Gök mavisine hasret.

Renkli şiirlerle yenebiliriz hasreti. Cahit Sıtkı Tarancı, renklerin şairi.

Yağız Gönüler

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2018, 16:27
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20