Buyur sana da verelim bir “Karantina”hane

“Karantina” kelimesinin kökeni İtalyancadan gelmektedir. 1468 yılından itibaren Venedik’e gemiyle gelen yolcuların 40 gün boyunca karaya çıkmaları yasak olurmuş ve bu süre boyunca başka bir adada bekletilirlermiş.

Buyur sana da verelim bir “Karantina”hane

Yolcular başka bir adada beklerken gemideki tüm eşyalar adaya taşınır, teker teker dezenfekte edilirmiş. Karantina kelimesi “Kırk gün boyunca karaya çıkma yasağı” manasına gelen “Quarantina” kelimesi ile ifade edilirdi. Osmanlı’da ise karantina kelimesinin yerine “Usûl-u tahaffuz” veya “Tahaffuzhane” kelimeleri kullanılmıştır.

Kolera, çiçek, veba, tifo gibi salgın ve bulaşıcı hastalıklardan etkilenmiş olan bir kişinin herhangi bir ülkeye veya yere girmeden önce belirli bir yerde geçirdiği zaman zarfında alınan önlemlerin tümüne “Karantina” denmiştir. Bu önlemlerin alındığı yerler olarak bilinen “Tahaffuzhaneler”de yapılan uygulamaya göre dışarıdan gelenler önce muayene edilir; daha sonra eşyaları dezenfekte edilirmiş.

Osmanlı’da ilk karantina

Avrupa tarihindeki ilk salgın,19. yüzyılda Hindistan’da vuku bulan kolera hastalığıdır. Osmanlı Devleti de kolera hastalığına karşı ilk karantinayı 1831 yılında uyguladı. İlk önlem olarak II. Mahmut tarafından görevlendirilen Mustafa Nazif Efendi müstakil olarak karantina işinin başına geçirildi. Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin önerisi üzerine de Karadeniz’den İstanbul’a gelecek gemilerin karantina altında tutulması kararlaştırıldı. Aynı zamanda yine 1800’lü yıllarda Maltepe Hastanesi’nde ve Kız Kulesi’nde kolera ve vebalı hastalara “Usul-ı tahaffuz” uygulandı. Kızkulesi’nde vebalı hastalarla ilgilenen Antuvan Lago’nun hastalıklara dair yazmış olduğu çalışmalar karantina usulünün teşkilatlanmasını oluşturdu.

1831 yılında salgın hastalıklarla tanışan Osmanlı Devleti, karantina teşkilatının kurulması gerektiğini düşünmeye başlamıştı. Ayrıca karantina usulünün de ilan edilmesi gerekiyordu. Bunun üzerine Babıâlî’de, ulemanın da katılmış olduğu mecliste, öncelikle karantina, Şer’i açıdan ele alındı. Yapılan tartışmalar sonucunda Şeyhülislâm Mekkizâde Asım Efendi, karantinanın şeriata uygun olduğu hakkında fetva verdi. Aynı zamanda Takvim-i Vekayi’de karantinaya dair yazılar yazıldı ve Osmanlı’da karantina usulünün kurulduğu ilan edilmiş oldu. Başkent İstanbul başta olmak üzere birçok ilde karantina bölgeleri kuruldu.

Karantina usulünün kurulduğu ilan edilmişti ama henüz Sıhhiye Meclisi kurulmamıştı. Aynı zamanda ilk başta akıl yürütmelerle alınan önlemlerin dışında karantina usulünü bilimsel esaslara dayalı bilen birisi yoktu. Karantina usulü Avrupalılardan öğrenilecekti. Bunun üzerine Avusturyalı Doktor Minas “Karantina baş direktörü” olarak atandı. Doktor Minas’ın isteği üzerine Sıhhiye Meclisi kuruldu. Dr. Minas’tan sonra yerine gelen Fransız Dr. Robert, kurulmuş Sıhhiye Meclisini teşkilatlandırma çalışmalarına başladı.

Halk isyan ediyor

Karantina uygulamaları daha yeni yeni başlarken 1840’lı yıllarda Amasya’da Dr. Paldi’nin uygulamaları konuşuluyordu. Karantina uygulamasından sorumlu hekim Dr. Paldi’nin, salgın ile ilgili incelemeler kapsamında Müslüman kadınların cesetlerine bakmak istemesi halk arasında huzursuzluk meydana getirdi. Müslüman tebaanın Şer’i kurallarına riayet etmeden bulunduğu tıbbî isteklere bir de “Eğer veba zuhur ederse ölülerinizi kireç ile yakar ve sizleri 40 gün evlerinize hapsederim. Kapılarınıza adam tayin edip evlerinize dışarıdan bir kişiyi sokmam ve içinde bulunanlardan bir kişiyi dışarı çıkarmam. Her gün sizlere çeşit çeşit tütsü verip cümle masrafları sizlerden alırım.” uyarısı eklenince Amasya halkı duruma daha fazla sessiz kalamadı. Veba yüzünden birçok kişinin ölmesinin yanına bir de Dr. Paldi’nin bu sözleri eklenince 4 Ağustos’ta halk galeyana geldi ve karantinahaneye saldırıp Dr. Paldi’yi öldürdü.2

Durum Amasya’da böyleyken 1845 yılında Adana’da da hacıların isyanı baş göstermişti. Hicaz’dan dönen hacıların tedbir amaçlı karantinada tutulmak istenmesi üzerine hacılar bu duruma isyan edip karantinahaneyi yağmalamıştı.3

Adana’da hacıların isyan etmesinin yanında Antep’te ise durum oldukça kötüydü. Yeraltı sularına mikroplu suların karışmış olması hastalığın ilerlemesine sebep olmuştu. Antep’teki hastanede görev yapmakta olan Hekim Fred Shepard’ın kızı Alice Shepard’ın sözleri bize bu noktada bilgi vermektedir: “Evlerdeki tüm çöp ve pislik sokağa atılır, köpeklerin bunları temizlemesi beklenirdi. Her evin atık suyu, sokakların ortasından geçen pis kokulu bir açık kanala akıyordu. Kentin suyu, eski bir Roma su yolunun kente taşıdığı birkaç kilometre ötedeki bir kaynaktan geliyordu. Çıktığı kaynakta çok saf olan bu su, kentteki her sokağın altından geçiyor, her evde bulunan kuyulardan, herkes bu sudan çekiyordu. Bu ortak su, kolera, tifo ve difteriye çok uygundu ve her kovadan suya karışan mikroplarla, şifa pınarı olarak bilinen su, bazen ölüm pınarına dönüşüyordu.”4

Antep’te kolera bir hayli artmıştı. Halkın bir medet umarak Kurban Baba ziyaretine duaya gittiği sırada, bunu fırsat bilen kaymakamın adamları ile karantina gardiyanları “Karantina kalkmadıkça kolera illeti def olmaz, artık kadınlarımızı da karantinaya alacaklar.” diyerek duadan dönmekte olanları galeyana getirmişlerdi. Halk bu durum karşısında karantinahaneye saldırmış, karantina müdürünü öldürmek istemişti.5

Kolera salgını yanında veba salgının da zuhur etmesi halkı bir şekilde yıpratmıştı. Dönemin Tanzimat yıllarına denk geliyor olması ve hekimlerin birçoğunun yabancı olması da halkı isyana sürükledi. Hekimlerin çoğunun gayrimüslim olup Şeriat kurallarını bilmemesi, karantinanın frenk âdeti olarak görülmesi, kadın cesetlerine erkek hekimlerin bakmak istemesi, hastalıklardan ölenlerin kireçli mezarlara gömülüyor olması, karantina nedeniyle ekonominin de durgunlaşmış olması halkı isyana sürüklemişti.

Halk böylesine isyan ediyordu etmesine ama haksız mıydı? Halkın bir anda alışılagelmedik bir ortama girmesi, yabancı hekimlerin uygulamaları… Her şey üst üste gelmişti. Olayın en başına gidelim mi peki? Asırlar öncesi ilk karantina anına. Avrupalı doktorlar karantina uygulamaları hakkında fikir beyan ederken Peygamber Efendimiz asırlar öncesinden karantina uygulamasını başlatmıştı aslında.

Asr-ı saadette karantina

İslâm tarihindeki ilk salgın hastalık ise Ömer’in  halifeliğinde görülen veba (Taun)dur.  Amvas’ta  görülmesinden dolayı “Amvas Taûnu” olarak bilinir. Taûn sırasında Şam’a gitmek üzere yola çıkan Ömer  salgının zuhur ettiği haberini yolda alır. O sırada yanında bulunan Muhacir ve Ensarlardan oluşan bir grup ile bu durumu tartışırlar. Grubun bir kısmı Allah’ın takdirinden kaçılamayacağını, yollarına devam etmeleri gerektiğini, diğer grup ise vebadan dolayı Medine’ye geri dönmeleri gerektiğini söyler. Ömer bin Hattab bu sefer de Kureyş’in ileri gelenlerine durumu sorar. Onlar ise tek bir görüş hâlinde bu durumun imtihan olduğunu Medine’ye geri dönmelerinin daha doğru olacağını söyler. Ömer  bunun üzerine halka sabah Medine’ye dönüleceğinin duyurulmasını ister. Ömer  Medine’ye dönme kararını açıkladığı sırada yanında olmayan Ebu Ubeyde bin Cerrah  haberi alır almaz Ömer bin Hattab’ın yanına gelir ve Ömer’e  “Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?” diye sorar. Ömer  ise: “Evet, Allah’ın bir kaderinden Allah’ın diğer bir kaderine kaçıyorum.” diyerek cevap verir. Bu sırada yanlarına Abdurrahman b. Avf gelir. Onlara Resulullah’ın  “Bir yerde veba olduğunu işittiğinizde oraya girmeyiniz. Bir yerde veba ortaya çıkar, siz de orada bulunursanız, hastalıktan kaçarak oradan dışarı çıkmayınız.” hadisini duyduğunu söyler. Ömer  de Allah’a hamd eder ve Medine’ye geri döner.7

Peygamber Efendimiz  asırlar öncesinden ümmetine seslenmiş meğer. Biz duyabilmiş miyiz peki? İlk ize kulak verebilmiş miyiz?

Zeynep Furkan Kaya

Dipnot:

1 Kırk gün olmasına dair kesin bir bilgi vardır. Tevrat veya İncil’de geçtiğine dair söylentiler bulunmaktadır.

2 Nuran Yıldırım, “Osmanlı Coğrafyasında Karantina Uygulamalarına İsyanlar “Karantina İstemezük!” Toplumsal Tarih, s. 22

3 Pelin Böke, “İzmir Karantina Teşkilatının Kuruluşu ve Faaliyetleri (1840-1900)”, ÇTTAD, VIII/18-19, 2009, s. 143

4 İsmail Yaşayanlar, “Bir Kent, İki Salgın: Antep’te 1848 ve 1890 Kolera Epidemileri”, Uluslararası Gaziantep Tarihi Sempozyumu Millî Mücadele Döneminde  

   Gaziantep, s. 273

5 Yıldırım, a.g.m., s. 23

6 Eski adı Emmaus olan Kudüs’ün 33 km. kuzeybatısında bulunan tarihi yerleşim merkezidir.

7 Ercan Cengiz, “Hz. Ömer Döneminde Meydana Gelen Amvas Tâunu ve Etkileri” KAUFDR, 7/13, 2020, s. 138-139

Yayın Tarihi: 31 Aralık 2020 Perşembe 07:45
banner25
YORUM EKLE

banner26