banner17

Burkina Faso'da Tek Başına Bir Ümmet

Asıl adı Sait. Burkina Faso’nun ücra bir köyünde mukim. Gençlik yıllarında Müslüman olmuş. Köyden ilk Müslüman olan şahıs kendisi... Koca köyde tek başına bir ümmet olarak yaşamış. Diğerleri de elleriyle yaptıkları putların önünde ihtirama devam etmişler. Haşim Akın yazdı.

Burkina Faso'da Tek Başına Bir Ümmet

Allah resulünün Ebu Zer El- Gıfari için kullandığı iltifat cümlelerini biliriz. “O, tek başına bir ümmettir. O, yalnız yaşar, yalnız ölür ve yalnız haşr olur…” Onun mücadele hayatı, Mekke’de Müslüman olması ve Kâbe’nin yanında dövüleceğini bilerek Müslümanlığını ilan etmesiyle başlar. Gizlemeyi ve saklanmayı kendine yediremez. Allah için katlanmaya hazır olduğu sonucu bekleyerek ilan eder ve bayıltılıncaya kadar da dövülür. Önemli olan en zor zamanda imanına sahip olmak ve geleceklere göğüs germektir.

İslam tarihinin şanlı sayfaları acaba hep orada mı kaldı diye düşünürüz bazen… Yaşadığımız seküler hayat, onları bize sadece bir hikâye olarak tanıtır. Bilal’ı, Osman’ı, Zübeyr’i, Ebu Zer’i… Ama ben anladım ki Allah’ın arzı geniş ve tarih tekerrür ediyor. Anadolu’da, “Dünya salihlerin yüzü suyu hürmetine döner ve şaşırmaz.” derler. Kocaman dünya… Allah, hangi sevgili kulunu nereye gizlemiş kim bilir?

Muasır bir Ebu Zer

Size muasır bir Ebu Zer’i tanıtayım. Asıl adı Sait. Allah onu saîd kullarından eylesin. Burkina Faso’nun ücra bir köyünde mukim. Gençlik yıllarında Müslüman olmuş. Köyden ilk Müslüman olan şahıs kendisi... Köylü ona deli diyor ve kız bile vermemişler. Evlenememiş uzun zaman. Ama köyünü de terk etmemiş. Orayı terk etmenin bir yenilgi olacağını düşünmüş. Koca köyde tek başına bir ümmet olarak yaşamış. Diğerleri de elleriyle yaptıkları putların önünde ihtirama devam etmişler.

Onun İslam’la şereflenmesi ile köylerine düşen İslam huzmesinin arasında kaç sene olduğunu tam olarak bilemeyeceğim. Ama iki yıl kadar önce, buraya komşu köylerden gelen bir başka deli(!) onlara bir davette bulunmuş. Ve şimdi köyün çoğu Müslüman. Buna en çok sevinen kim olmuştur dersiniz?

Bu adamın yaşı, yetmişin üzerinde. (“Adam” kelimesi, lafın gelişi kullanılacak bir tabir değildir onun için) Köylerine yapılan caminin açılış törenine katıldık. Beyaz yerel kıyafetleriyle en öndeydi. Ona da bir konuşma hakkı verildi. Kendisi farklı bir yerel dille konuştu. Bir başkası da en yaygın olarak kullanılan Morece’ye çevirdi. Konuşmasında önce mikrofonla konuşsa da bu çok hoşuna gitmedi ve mikrofon kullanmayı reddetti. Maşallah mikrofona denk bir sesi vardı. Yumruklarını sıkarak konuştu. Altmış iki ayrı yerel dilin konuşulduğu ülkede her söyleneni anlamak zor… Onun heyecanına ve gözlerinin ışığına şahit olsam da konuşmalarının hepsini anlayamadım…

Sabır… Sabır… Sabır…

Gözleri kadar sesi ve cümleleri de gülüyordu. Bizim için hayali ve hesabı bile çok zor olan yıllar boyunca, köyünün bir gün İslam diniyle müşerref olacağını beklemişti. Kimseye kızmamış, darılmamış, terk edip gitmemiş. “Ya rabbi! Onlar bilmiyorlar. Bilselerdi yapmazlardı…” bilincinde yaşamış hep. Hayatında kaç hadis-i şerif okumuştur? Ne kadar Kur’an öğrenmiştir? Onun hali, İlahi bir talim... Nuh’un (AS) sabrı gibi, Muhammed’in (AS) sabrı gibi… Peygamber sabrı yani… Şimdi de bu nimeti kendi gözleriyle görmüştü. Emeği geçenlere teşekkür etti.

Konuşmalarda bir kardeşimiz Sait’ten bahsetti. Ona deli denilip nasıl dışlandığını ve kız bile verilmediğini anlattı. “Ama artık hepiniz şimdi deli oldunuz!” denilince bütün köylü gülüştüler. Onu dininden dolayı dışlayanların bir kısmı bu alanda bekleyen ve az sonra “Allahü Ekber!” diyerek namaza duracak olanlardı. Bildikleri ve uzak olmadıkları anılar bunlar.

Kucaklaşmanın tarifsiz lezzeti

Namazdan sonra özel olarak kucaklaştık. Bulunmaz bir adamdı bizim için. Bir daha, bir daha kucaklaştık. Gözlerinin derinliklerinde dünyayı fethetmiş bir komutan edası vardı. Yaşlanmış ama omuzları çökmemiş. Sanki bugün daha bir canlı hervele yapıyor gibiydi.

Bana bir şeyler dedi. Anlaşabilmek için bir imam kardeşimizi çağırdık. Türkiye’ye gelmek istiyormuş. Yumruğunu sıktı, pazılarını gösterircesine; “Ben hâlâ güçlüyüm, çalışabiliyorum. Çok işler de yaparım. Sizin ülkenizi görmek istiyorum” dedi. Ben de ona bir uygun zaman ve fırsat olursa bunun olabileceğini söyledim. Dua edip tekrar kucaklaştık.

Tek başına ümmet olan nice yiğitler var ki beraber dirilip hesaba çekilecekleri yakınlarını da yanında sürüklüyor.

 

Haşim Akın

Güncelleme Tarihi: 16 Şubat 2017, 14:59
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
zeyneb
zeyneb - 2 yıl Önce

inşaallah gelir ve biz de ziyaret etme imkanı buluruz... Öyle özel bir imana şahitlik ederiz... Birisi çıkıp bu ülkeyi görmek isteyen Saitle bizi buluştursa keşke...

Ali Yılmaz ŞENGÜL
Ali Yılmaz ŞENGÜL - 2 yıl Önce

Allah kardeşimizden ebediyen razı olsun. Ne mutlu O kimseye. Kısacık hayatın Hakkını eda etmiş. Gıpta ile ve hayranlıkla bakmak lazım. Bediüzzaman ne güzel demiş ."Bir ferdin himmeti milleti ise o ferd başlı başına bir millettir diye. Rabbim nice Said'lere bu güzel yolu açsın...

banner8

banner19

banner20