Buraları duyduk hep ama hiç merak ettik mi?

Bir süredir içten içe merak edip durduğum bir şeyler vardı zihnimde. Haşhaşiler’in Alamut’u hangi ülkedeydi ve nasıl bir kaleydi? Hz. Osman devrinde büyük sahabe Ebu Zer el-Gıfari’nin sürgüne gönderildiği Rebeze, Medine-i Münevvere’nin neresinde ve kaç kilometre uzağında bulunuyordu?

Buraları duyduk hep ama hiç merak ettik mi?

 

 

 

“Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.” (Âl-i İmran, 3/137.) İmkân bulunduğunda bütün bu tarihî mekânları gezip görmek gerekirdi. Bu hem kültürlü bir insan olmanın, hem Müslüman olarak geçmişten ibret almanın bir gereği idi. Eskiden böylesi önemli yerlere gidip göremeyişimizin çok yönlü haklı gerekçeleri vardı. Yoksulluk, imkânsızlık, kapalılık, uzaklık… Ama artık devir değişmişti. Merak edilen tüm bu tarihî yerlere illa ülkeler veya kıtalar arası yolculuklara çıkarak veya onca çile ve riski göze alıp yollara düşerek gitmek zorunda değildik. Çünkü bizim oralara gitmemiz gerekmiyordu; artık oralar bizim ayağımıza geliyordu. Dünya bilgisayarımıza girecek kadar küçülmüş, uzaklar parmağımıza değecek kadar yakınlaşmıştı. İşte ben de bu fırsatı değerlendirmek istemiştim.

Bir süredir içten içe merak edip durduğum bir şeyler vardı zihnimde. Haşhaşiler’in Alamut’u hangi ülkedeydi ve nasıl bir kaleydi? Hz. Osman devrinde büyük sahabe Ebu Zer el-Gıfari’nin sürgüne gönderildiği Rebeze, Medine-i Münevvere’nin neresinde ve kaç kilometre uzağında bulunuyordu?

Geçtiğimiz günlerde bir Pazar sabahı erkenden uyandım. Bir süreden beri nerede olduklarını bulup çıkarmak, sonra sanal bir safariyle gezip dolaşmak istediğim bu tarihî mekânlara doğru şöyle bir gezintiye çıkayım arzu ettim. Sonrası mı? Bir yığın malumatla geriye döndüm. Sanki bizzat oralara gitmiş, o diyarları adım adım dolaşmış gibi oldum. İsterseniz şimdi, bu sanal yolculuğun ilk durağı olan Haşhaşiler’in Alamut’una doğru yola çıkalım. Sonra da sahabenin büyüklerinden Ebu Zer el-Gıfari’nin sürgüne gönderildiği Rebeze’yi gezip görmeye çalışalım.

Haşhaşiler ve Alamut Kalesi

Önce Haşhaşiler hakkındaki bilgilerimizi tazeleyelim. Bu örgüt 1090 yılında Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi’ni ele geçirmesiyle kurulmuş, ölümünden sonra onlarca yıl daha devam etmiş, yaklaşık iki asır Orta Asya, İran, Irak ve Doğu Anadolu’da etkili olmuştu. Kuruluşu ve faaliyet alanı Büyük Selçuklu sultanı Alparslan ve veziri Nizamülmülk zamanına denk gelen bu gizemli örgüt, o yıllarda hüküm süren çok sayıda ülke hükümdarına ve halkına büyük zararlar vermiş, senelerce süren tedhiş ve huzursuzluğun önde gelen sebeplerinden biri olmuştu.

Örgütün liderliğini yapan Hasan Sabbah önce fedailerini yoğun bir beyin yıkama işleminden geçiriyor, sonra çeşitli uyuşturucular kullandırarak cennette bulunduklarına, kendilerine verilen görev ve emirleri yerine getirmeleri hâlinde ise daha büyük ödüllerle temelli orada kalacaklarına inandırıyordu. Haşhaşiler, çok çetin bir arazi yapısının üzerinde yuvalanmıştı. Binlerce fedai, Alamut denilen kalede ve bu kalenin altındaki kayalık arazinin içerisine oyulmuş dehlizlerde kalıyor, çeşitli kılık ve tiplere bürünerek korkunç ölüm olayları ve suikastlar tertip ediyordu. Başta Büyük Selçuklu Devleti olmak üzere birçok ülkenin istediği hâlde sona erdiremediği bu yapılanma, nihayet Moğollar tarafından 1256 yılında kalenin bulunduğu dik tepenin altından kazılan kanallara neft yağı dökülüp ateşe verilmek suretiyle ortadan kaldırılmıştı.

Evet, Haşhaşiler hakkında kısa da olsa bir malumat edinmiştik. Ama bu örgütün yuvalandığı Alamut nerede ve nasıl bir yerdi? Hâlâ o devirden kalma izleri sinesinde saklıyor muydu? Bu soruları sizin kadar ben de merak etmiştim. Hemen Google arama motoruna girdim. Bu örgüt hakkında detaylı bir araştırma yaptım. Önce bu yerin İran’da, sonra Kazvin eyaletinde olduğu bilgisine ulaştım. Peşinden, bu eyalette yer alan Gozarkhan adlı kasabanın bu kalenin hemen eteğinde yer aldığını öğrendim.

Ardından Google Earth’u açtım: “Gozarkhan, Kazvin Eyaleti, İran” yazıp tıkladım. Birkaç saniye sonra bütün engeller aşılmış, uzaklar yakın olmuş, Alamut kalesinin görüntüsü ekranda belirmişti. Kalenin olduğu yere çok sayıda resim konulduğu için, ‘ben buradayım’ diyordu zaten. Burası gerçekten çok sarp bir yerdi. Birden göğe fırlayan dik yüzeyli, yaklaşık yedi yüz metre genişliğinde bir tepeydi. Kalenin bulunduğu zirve ile dip tarafından geçen derenin mesafesini ölçtüm, yaklaşık bin metre kadar bir uçurum olduğunu gördüm. Sonra tek tek konulmuş olan kırk kadar fotoğrafı inceledim. O zamandan bugüne, çok sayıda kalıntının hâlâ ayakta olduğunu yakinen görme imkânı buldum. Kısmen tahrip olmuş kalenin kalıntıları ile sıra sıra oyulmuş dehlizlere ve sığınaklara baktım.

Ardından, hemen altında yer alan Gozarkhan kasabasını ve aşağısına doğru uzanan yemyeşil ağaçlık ve çayırlıkları dolaştım. Bu coğrafyanın, tortul ve katmanlı büyük kaya kütleleriyle çevrelenmiş, sulak bir arazi üzerinde uzunca meyve tepsisi şeklinde konumlandığını gördüm. Etraftaki karlı dağları, yeşil vadileri, kalenin altındaki kanyonu, ilginç kaya oyuklarının arasından güneye doğru akıp giden dereyi ve Gozarkhan karayolu girişindeki narin köprüyü uzun uzun süzdüm. Sanal da olsa Alamut Kalesi’nin bulunduğu bu esrarengiz coğrafyada iki üç saat kadar gezdim. Baktım, gördüm, düşündüm. İlginç ve bir o kadar da büyüleyici olan bu tuhaf vadiden “kimler gelmiş kimler geçmiş” dedim kendi kendime…

Merak edenler için tekrar yolu tarif edelim: Google Earth/ Gozarkhan, Kazvin, İran=Alamut Kalesi.

Mahzun ama mübarek: Rebeze

Ebu Zer el-Gıfari hazretleri sahabenin büyüklerindendi. Hak ve adalete çok değer veren, net, dik duruşlu bir insandı. Nitekim Hz. Osman’ın yaklaşık on iki yıllık hilafetinin özellikle son altı yılında yapılan bazı usul hatalarını açıkça dillendirmekten çekinmemiş, deyim yerinde ise bir nevi iç muhalefetin sözcülerinden birisi olmayı tercih etmişti. Bu sebeple İslam tarihi ile ilgili Türkçe kaynaklarda Ebu Zer el-Gıfari’nin Rebeze’ye sürgün edildiği yazıyordu hep. Ancak bu Rebeze adıyla bilinen sürgün yerinin nerede ve nasıl olduğundan pek söz edilmiyordu. Burası bir vaha mı, hurmalık mı, çöl mü, köy mü, zindan mı? Bunlardan detaylıca bahsedilmiyordu. Sadece bazı kitaplarda “Medine civarında bulunan Rebeze’ye sürgün edildi” deniliyordu.

Rebeze… Ebu Zer el-Gıfari hazretlerinin cami ve türbesine ait duvarlar...

İşte bu Rebeze’nin nerede ve nasıl olduğunu bilmemek de bir süreden beri zihnimi meşgul etmekteydi. Nihayet Alamut Kalesi’nin ardından hemen yola koyuldum, bir sanal gezi daha yapıp Rebeze’ye ulaşmak için. Önce bilgisayarın klavyesiyle Arapça olarak “Rebeze” şeklinde bir kelime yazdım, sonra da Google ‘arama’ bölümüne yapıştırdım ve tuşa bastım. Birkaç saniye sonra Suudi Arabistan’dan, Mısır’dan, Kuveyt’ten kayda geçirilmiş çok sayıda bilimsel araştırma, köşe yazısı ve makale ile karşılaştım. Bu yazılarda özetle, “Rebeze’nin tarihî bir köy olduğu, Medine’nin 170 km. doğu, Kasîm ve Irak karayolunun 60 km. güneydoğu yönünde hafif sulak ve yeşillikli bir bölgede yer aldığı, Hz. Osman devrinde Ebu Zer el-Gıfari’nin yalnız bir hâlde (bazı kaynaklarda isteyerek bazılarında istemeyerek) bu mevkie sürgün edildiği, hicri 32 yılının Zilhicce ayında da burada vefat ettiği” şeklinde bilgiler paylaşılıyordu.

Bu malumatın ardından Google Earth’u açtım, Medine-i Münevvere’nin bulunduğu noktadan doğuya doğru 170 km. kadar ölçüm aygıtının sarı çizgisiyle ilerledim. Kuzeyden güneye doğru uzanan açık sarı zeminli görüntünün orta yerine düşen yumurtamsı yuvarlak arazinin üzerine geldiğimde ise yaklaşık on kadar resimle karşılaştım. Resimlerde Arapça “Ebu Zer el-Gıfari’nin camisinin kalıntıları, gömülü olduğu mekân vb.” şeklindeki yazıları görünce, tamam dedim; burası… Kalıntıları besbelli, evlerin planı o devre göre oldukça muntazammış izlenimi veren, metruk, eski bir köydü Rebeze.

Yakut el-Hamevi’nin Mucemü’l-Buldan adlı eserine göre; hicri 319 yılında Karmatiler devrinde yaşanan siyasi karışıklıklar sırasında Rebeze köyü boşaltılmış, Mekke’ye taşınmış. Şimdi ise tamamen tel örgü ile çevrilmiş durumda. Etrafında on beş-yirmi adet ağaç ile konik kaya tipli şirin tepecikler var. Bir de daire şeklinde 64 metre çapında suni göleti andıran bir yapı ile hafif otlar ve çayırlıklar bulunuyor. Hiç kimsenin yaşamadığı, sadece Ebu Zer hazretlerini sinesinde misafir eden; tenha, mahzun ama mübarek bir yer Rebeze… Aynen Hz. Peygamber’in şu hadisinde ifade edildiği gibi: “Allah Ebu Zer’e merhamet etsin; o yalnız yaşayacak, yalnız ölecek ve yalnız diriltilecektir.” (Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, V, 221-22.)

Yolu tekrar tarif edelim: Google Earth/ Suudi Arabistan, Medine’nin 170 km. doğusu=Rebeze.

 

Mesut Özünlü yazdı

Güncelleme Tarihi: 16 Nisan 2016, 11:52
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ziya bars
ziya bars - 3 yıl Önce

hak yolunda kurban olan.geçer muhammede doğru.seher vaktinamaz kılan uçar muhammed e doğru.dini imanı gerçekler ,cennet cemal görecekler,baharda kokan çiçekler,açar muhammed e doğru....

Salim YILMAZ
Salim YILMAZ - 2 yıl Önce

Ebu Zer hazretleri gibi her devirde Allah'tan başkasından korkmayacak,sevgili peygamberimizin övgüsüne layık olacak,sade hayat sürecek ve yöneticileri uyaracak örnek şahsiyetlere ihtiyaç vardır.

banner19

banner13