Bu mektubun sahibi çok samimi!

Ali Ural bir zarfa hayatı yerleştirip mektup olarak postalamış bize.. Zarfı açınca mızıka sesleri yükseliyor..

Bu mektubun sahibi çok samimi!

Bir zarfa ''hayat''ı yerleştirip ''Sevgili Dost'' deyü hepimize mektup gönderiyor Ali Ural.
Posta Kutusundaki Mızıka...

Posta Kutusundaki Mızıka, Ali Ural
(+)

Hem şikâyet, hem vasiyet, hem vaziyet ve daha kaç şarkının melodisini döküyor sayfalarından.

Mızıkanın melodisi tüm büyüyü bozuyor, uyandırıyor en sersem uykularımızdan. Güldüklerimize ağlatıyor, ağladıklarımızın bizi nasıl aldattığını nota nota anlatıyor.
Misaller, ünlü şahıslar, üstadlar ve en önemlisi ayetlerle, kapısı kilitli kalplerimize sol anahtarı oluyor kitap.

Soruların cevapları ya kendi içinde ya da okurunda gizli

''Sevgili Dost!
Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi? Hayır, güzel değil!
Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi.
Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum.
Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en
önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette.
Yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz?
Hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor?
Acaba 'insan' denince hatırlanıyor muyuz?''

Arka kapak manifesto niteliğinde

Kitabın arka kapağında yer alan bu satırlar gerçekten de keskin. İçinde kafamıza atılmayı bekleyen ağır taşların küçük bir numunesi bu satırlar. Tabi yalnızca taşlar değil bu mektuptan taşanlar...

Çocuk sesleri, gül kokusu, martılara simit atan mutlu bir kadın belki...
Ama kitabın en beni dürten yanı ''Sevgili Dost! Bu ne dalgınlık?
''Bakıyorum huzurun kaçtı.''
''Ellerini uzat.''
''Sevgili dost! Çinliler 'balık tutulunca ağ unutulur' diyorlar. Unutma beni!'' gibi seslenişlerle uyuyan tarafımı uyandırması oldu.

''Yaşlandığında Eyüp Sultan olmak istersen, gençliğinde âşık ol İstanbul'a.'' diyip
kolumuzu bile kıpırdatmadan elma toplayamayacağımızı dillendiriyor.

Ölümü alkışlayan ellerimizin düğünlerde de aynı ritmi tutuşuna duyduğu şaşkınlıktan...
Yazları buharlaşmayan, kışları donmayan, güz gelince yaprak yaprak dökülmeyen bir sevgiden...

Altını görünce gümüşü, gümüşü görünce bakırı bırakmayan bir sevgiliden...
Tahtası kararan, tenekesi paslanan ''Posta Kutusundaki Mızıka''dan haber veriyor.
 

Öznur Balık okudu, beğendi, paylaştı, çoğaldı..

Güncelleme Tarihi: 21 Nisan 2016, 11:04
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Emine YAŞAR
Emine YAŞAR - 11 yıl Önce

Ali URAL'da tarif edemediğim bir şey var.. Sadece POSTA KUTUSUNDAKİ MIZIKA değil bütün kitapları harika.. Kesinlikle tavsiye ederim.. Özellikle TEK KELİMELİK SÖZLÜK'ü.. Ben sevdim, eller okusun.. ;-)

tuğçe kaçamak
tuğçe kaçamak - 11 yıl Önce

Daha içtenlikli bir Ali Ural bazı şeylere yetişemezdi elbette ama... kibre düşürmesin Allah hiçbirimizi. Ali Ural Beyin yardımcısı olsun Allah.

rüya...
rüya... - 11 yıl Önce

Ali Ural'ın bu muazzam eseri kendisinin okuduğum ilk kitabıdır. öyle sıcak bir biçimde sardı ki diğer eserleri için ruhumda ziller çalmaya başladı. Kendisinin bu eserini çok kez kardeşlerimize hediye ettim. Kitap okumayı sevmeyen birisi varsa, onu doğru yola getirmek için ben de adına yarışır bir şekilde postaladım dör bir yana. kendisi ile tanışabilmiş ve üzerine bir de röportaj gerçekleştirmiş olmak benim en büyük sermayem kalbime ait. Allah kendisinden razı olsun...

adı bende saklı
adı bende saklı - 11 yıl Önce

Zaman zaman Şule'ye yolunu düşüren biri olarak zannederim bütün kitaplarını okudum.Satranç onayan derviş'te anlattığı doğu-batı portreleri,İmam-ı Şafi'nin divanını tercümesi,denemeleri,öyküleri,şiirleri...
Şule'nin yayın yönetmeni olarak yaptığı güzel işler...Hürmetlerimizi arz ederiz efendim.

banner19

banner13

banner26