banner17

Bu kitabı üç sene bekledik!

Üç sene önce önemli bir sempozyum yapılmıştı: Vefa Sempozyumu. Sempozyumun kitabı nihayet çıktı!

Bu kitabı üç sene bekledik!

Vefa Lisesi’ne girdiğimde bana en çok söylenen şey okulumun çok tarihi bir okul olduğu ve Türkiye’nin dört bir yanında illa bir Vefa Lisesi mezunu ile karşılaşabileceğim idi. Nadirattan birkaç kişi de semtin tarihinden bahsetmişti laf arasında. Şeyh Ebul Vefa nasıl biridir, semte ismi neden verilmiştir...gibi.

 

Vefa LisesiLiseden bakınca Vefa..

Normal bir lise öğrencisi okulunun civarını ne kadar merak eder? Buna ne kadar vakit ayırır? Bu soruların muhtemel cevapları, benim de bulunduğum çevreye ne kadar dikkat ettiğimi az çok açıklayacaktır. Fakat normalin dışında olan bir okulda okuyorsanız eğer, normalleriniz de normalden farklı olacaktır illa ki. İsteseniz de istemeseniz de gördüğünüz şeyler sizin bulunduğunuz çevreyi algılayışınızı bakışınızı değiştirecektir.  Ya da en basitinden çevreniz sizin üzerinizde daha bir baskın olacaktır. Sınıfınızdan baktığınız zaman Süleymaniye Camii gözüküyorsa ya da okulunuzun bahçesinde Şehzadebaşı Camii’nin medreseleri varsa yahut bu bahçe eski bir kütüphaneye ev sahipliği yapıyorsa, okuduğunuz bina eski bir konak ise, birazcık daha farklı bir lise dönemi yaşamanız muhtemeldir.

Lisenin son senesinde “Vefa Sempozyumu” ilanını görünce büyük bir heyecan yaşamıştım. Bahsi geçen tarih ÖSS’den sonrasına denk geliyordu ve rahat rahat dinleyebilecektim. Konuların ne olduğu pek önemi değildi tabi, maksat 4 senemizi harcadığımız mekanlardan ayrılmadan oraların kimliğini az çok öğrenebilmek.

 

Bir Semte VefaSempozyum

“Vefa Sempozyumu” beklentilerimi büyük ölçüde karşıladı diyebilirim. Senelerdir gördüğüm, arasından geçtiğim, içinde namaz kıldığım ve yaşamıma ortak ettiğim binaların, camilerin, türbelerin hatta şu an yol olarak kullanılan caddelerin aslında neler olduğunu anlayabileceğim mükemmele yakın bir sempozyumu geride bırakmıştım 3 günün sonunda.

Halil İnalcık, Semavi Eyice ve merhum Turgut Cansever’in açılış konuşmalarını yaptığı sempozyumun beni üzen tek yanı, aynı saatte iki ayrı yerde olamamam olmuş idi. Bunun dışında, katılabildiğim oturumlar Vefa'nın çevresinde senelerce gördüğüm binaların, yapıların manasını kavramama, tarihi ve kültürel olarak oturdukları yeri anlamama vesile oldu.

Atatürk Caddesi ve IMÇ bloklarının bundan 70 sene önce 3 ayrı mahalle olduğu, Vefa Camii’nin civarındaki mezarlıkların duvarlarının birçoğunun, aslında eski mezar taşları olduğu gibi üzücü gerçekleri öğrenmemin dışında, İlber Ortaylı ile aynı masada yemek yemek, 4 sene okuduğum lisenin etraflıca tarihini öğrenebilmek (her ne kadar bu tebliği 4 sene boyunca müdürlüğümü yapan hocamdan mezun olduktan sonra ilk kez dinliyor olmam büyük bir ironi olsa da )sempozyumun sayılmayacak artılarından birkaçıydı benim için.

E şimdi 3 sene önceki bir sempozyum insanlara "niye gidemedik", "keşke haberimiz olsaydı" gibi sözler sarfettirmekten başka ne işe yarar? Hemen söyleyeyim; bir kitapçıya gitmenize ve Vefa Sempozyumu Tebliğleri Kitabı’nı satın almanıza  ve bu haberden dolayı doğması muhtemel üzüntüyü atmanıza yarar; üstüne üstlük Bozdoğan Kemeri’ni geçip de Unkapanı’na doğru giderken yolun sağında bulunan yerlere pek bir dikkatli bakmanıza yarar, İMÇ blokları arasındaki Kâtip Çelebi’nin türbesini görmenize yarar, ara sokaklarda dolanıp bu mekana gitme isteğinizin artmasına yarar…

Mehmet Erken bildirdi.

Güncelleme Tarihi: 07 Kasım 2009, 08:43
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20