Bu iki tarikat cihad karakterli tarikatler idi

Lütfi Bergen, Rusya’da Yesevilikle bağlantılı sayılan iki cemaati, Saçlı İşanlar’ı ve Laçiler’i yazdı..

Bu iki tarikat cihad karakterli tarikatler idi

 

Kafkas- Kırım İslami hareketleri hakkında bilgi toplarken Nakşibendilik, Kadirîlik gibi sufî toplulukların Ruslara mukavemetini de araştırıyordum. Bu araştırma sırasında karşıma çıkan Doç. Dr. Ali Yaman’a ait iki makale iki nedenle çok şaşırtıcı idi.

Bunlardan birincisi şuydu: “Kırgızistan’da Bilinmeyen Yesevî İzbasarları: Laçi’ler” ile “Fergana Vadisi’nde Saçlı İşanlar Hareketi Ve Yesevilikle Bağlantısına Dair” başlıklı makalelerde, Yesevîliğin de yaşayan bir tarikat olduğu iddia ediliyordu. Şaşkınlığım, Yesevîliğin tarihî kırılmaları aşarak zamanımıza ulaşmasıyla ilgiliydi. Çünkü benim Yesevîlik hakkında bilgilerim bu sufî yolun iki tarik olan Nakşibendîliğe ya da Alevî- Bektaşîliğe dönüştüğü ve talibinin/mürşidinin kalmadığı yolunda idi.

Yesevilikle bağlantılı denilebilecek iki dinî topluluk: Laçiler ve Saçlı İşanlarAli Yaman

Doç. Dr. Ali Yaman, Erzincan’ın Ocak köyünden ve kendi ifadesi ile bir dede. Makaleleri Laçi’lerle Saçlı İşan’ların Anadolu’daki Alevî- Bektaşilik ile bağlantısını kurmaya çalışmakta. Ali Yaman, M. Fuad Köprülü’nün, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eserinde Yesevîliği Nakşibendîlik silsilesine bağladıktan sonra İslâm Ansiklopedisi’nde yazdığı “Ahmed Yesevi” maddesinde bu görüşünden vazgeçtiğini ifade ediyor. M. Fuad Köprülü, “Ahmed Yesevi” maddesinde demiş ki, “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar’ı yazarken, gerek Ahmed Yesevî’nin sufîyane şahsiyetini, gerek Yesevî tarikatının hüviyetini tamamiyle nakşibendî kaynaklarının gösterdiği şekilde tasvir etmiştim. Halbuki Babaî, Hayderî ve Bektaşî an’anelerinin Ahmed Yesevî hakkındaki rivayetleri şüphesiz tarihî hakikate daha yakındır. İlk Mutasavvıflar’ın neşrinden sonra Bektaşiliğin menşeleri hakkında yaptığım araştırmalar ve elde ettiğim yeni vesikalar bana bu hususta kat’î bir kanaat vermiştir.” Bu çerçevede söyledikleri Türk sufîliği araştırmacıları için yol gösterici olabilir.

İkinci hayretim ise Rusya’da Yesevîliğin modernleşme süreçleriyle uzlaşmaması, İslâmî hareketlerin düşünsel-itikadî tepkilerine benzer şekilde Marksizm ile çatışması noktasındadır. Çünkü Alevîlik-Bektaşiliğin Türkiye’de modernleşme karşıtı mecrayı sahiplenmediği ortadadır. Ali Yaman’a göre Orta Asya’da faal olan ve Yesevilikle bağlantılı denilebilecek dinî topluluklar, Laçiler ve Saçlı İşanlar olmak üzere ikiye ayrılıyor. Bu toplulukların yoğunlaştığı bölge Fergana Vadisi diye biliniyor ve bu bölge, Orta Asya’da İslâm denilince ilk akla gelen bölgeyi ifade ediyor.

Sovyetler’de ortaya çıkmış bir cihad hareketi

Saçlı İşanlar (Rusça- Kırgız Türkçesi: Çaçtuu Eşandar) Fergana Vadisinde ortaya çıkmış ve artık aktif olmayan bir hareketin adıdır. Ali Yaman, Saçlı İşanlar adının ortaya çıkışı ile ilgili bazı yorumlar bulunduğunu söylüyor. Mambetaliyev’e göre; Saçlı İşanlar tarikatının üyeleri uzun çapan ve başlarına börk giyip, torba asıp, saçlarını ve sakal-bıyıklarını uzattıklarından Saçlı İşanlar diye adlandırılmışlardır. Ali Yaman’ın verdiği bilgilere göre Saçlı İşanlar hareketi hakkında şunlar söylenebilir: Fergana Vadisi’nde yaşayan yerli halk Sovyet rejimini yabancı bir işgal gücü olarak görüyor ve Saçlı İşanlar hareketi vb. hareketlerin içerisinde yer alıyorlardı. Sovyet rejimini oldukça uğraştıran Basmacılar olarak bilinen hareketin mensupları da aynı temel üzerinde ortaya çıkmışlardı. Tarikat üyeleri Ahmet Yesevi’nin Divan-ı Hikmet adlı kitabını okumakta, kendilerini onun müritleri olarak saymakta ve kendilerine en kutsal ziyaretgâh olarak Ahmet Yesevi’nin Türkistan’daki ziyaretgâhını görmektedirler.

Saçlı İşanlar, LaçilerZikir uygulaması gerek tarikatın yayılması gerekse tarikatın organize yapılanması bakımından temel öneme sahiptir. Şöyle ki zikir ritüeli, gizlilik gerektiğinde belli bir ibadethaneye ihtiyaç duymayan, evlerde uygulanabilen, Saçlı İşanlar’ın resmi güçlerce izlenmesini zorlaştıran bir özellik sağlamaktadır. Ali Yaman’a göre Saçlı hareketi aynı zamanda Sovyetler’de ortaya çıkmış bir cihad hareketi idi: Bu hareketi ortaya çıkaran neden Çarlık rejimi dönemiyle başlayan ve SSCB döneminde devam eden Fergana Vadisi’nde varolan yerleşmiş sosyal yapıya ters uygulamalardan kaynaklanmıştı. Ruslar, verimli ve yoğun nüfuslu Fergana Vadisi topraklarına yönelik Rus nüfus yerleştirme uygulamaları, çok yönlü olarak yürütülen din karşıtı ateizm uygulamaları, eski sosyo-ekonomik yapının yerine komünist üretim-tüketim ilişkileri modelinin uygulamaya konulması gibi politikaları yürütüyorlardı.

Sovyet rejiminin din karşıtı politikaları ve dine karşı aldığı önlemler sufi çevreleri belli tepkiselliğe ve direniş pratiklerine yöneltmişti. Saçlı İşanlar adlı tarikat da bu şekilde Sovyet rejimi ile mücadele eden dinî gruplardandı. Laçiler gibi bu topluluğun da tam kuruluş zamanı ve kurucusu hakkında ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Saçlı İşanlar tarikatı mensuplarının 1917 Ekim Devrimi’ne kadar sayılarının çok az olduğu söylenebilir. Bu tarikat, Orta Asya’da Sovyet yönetimi ile mücadele yıllarında örgütlenerek güçlenmiş ve Sovyet rejimine şiddetli muhalefeti ile tanınmıştır. Tarikatın faaliyetlerinde İşanların oynadıkları aktif rol Sovyet kaynaklarında ele alınmaktadır. Mahkeme kayıtlarına göre hareketin önderi veya önderleri Sovyet rejiminin uygulamalarına karşı propaganda yürütmekteydiler. Mesela müritlere Sovyet rejiminin istediği gibi pamuk değil de buğday ekmeleri söyleniyordu. Ali Yaman’a göre Saçlı hareketi, Sovyetlerin 1930’lu ve 1950’li yıllarda gerçekleştirdiği takibatı sonrasında tasfiye edilmiştir.

Ritüelleri Aleviliğe benziyorSaçlı İşanlar, Laçiler

Ali Yaman’ın Laçi’ler ile ilgili makalesi hakkında ise ayrıntılı bilgi vermeyeceğiz. Yazar Laçilerin geleneksel Alevi yerleşim alanlarında olduğu gibi merkeze uzak, dağlık ve ulaşılması güç alanlarda yaşadığını ifade ediyor. Yazara göre Yesevi’nin “Hikmetler”ini dutar eşliğinde söyleyen ve Alevilerdeki semah benzeri hareketlerle coşan bu topluluk hakkında da bilgiler yetersizdir. Laçilerin ibadet ritüeli olan zikirleri, Alevi-Bektaşilerin cem törenleri ile pek çok ortak özelliğe sahiptir. Yazar, Mambetaliyev’in “onlar şeriatın yazılı kurallarına uymayarak onun yerine kendi mistik ritüellerini uygulamışlardır” ifadesini naklediyor. Laçiler gece zikirlerini müritleriyle beraber camide değil de mürit evlerinde yapmaktaydılar. Bu evlere kadınlar ve erkekler beraberce gelirdi. Ahmet Yesevi’nin Hikmetlerini okurlar, dinî ilâhiler söylerler, kendilerinden geçerek çeşitli hareketler yaparlardı. Anlaşılacağı üzere “cezbeci” bir tarikat olduğu için Rusya’da diğer sufî tekkeler tarafından da kabule mazhar olmamışlardı. Laçi adının nereden geldiği üzerine açıklama ise bana ilginç geldiği için aynen aktarıyorum:

Laçi adının kökeni üzerinde kaynaklarda yeterli bilgi yoktur. Mambetaliyev, “Liyaçi, Laaçi” adlarını kullanmakta, zikir ettikleri zaman söyledikleri “illahu” diyen bağırışlarından dolayı “laaçılar”; “laalar”, “lyaçiler” diye ad verilmiş olduğunu ifade etmektedir. Petraş ise şöyle diyor: “...Tarikat kendi adını her hâlde yaygın Sufî formulü “illa-hu”dan almıştır. Bunun anlamı “sadece o (Allah) birdir.” Burada da kısaltılmış şekli “İlyaçi, layaçi, laaçi” adlarını kullanıyor. Bize göre de Laçi veya Laaci deyimi, zikirde gerçekleştirilen eylemle doğrudan ilintilidir. Çeşitli zikir şekilleri gördükten sonra bende böyle bir kanaat oluştu. Şöyle ki zikir sırasında en çok kullanılanlar “İllallah”, “La ilahe illallah” ve “Hu” gibi kutsal sözlerdir. Çeşitli zikir uygulamalarında tekrarlanan bu sözleri düşünerek, Lahci ve Laçi sözlerinin kökenini anlamaya çalıştım. Buna göre Laçi, Laaçi, Lyaçi gibi adların bu sözlerden dolayı ortaya çıktığına hükmettim. Şöyle ki Laçilerin dışındaki halk onların zikir ibadetlerine katılamamış, bilinenler dedikodu boyutundan ileri gidememiştir. Onlara zikirlerindeki sözlerinden dolayı “La ilahe illallah diyen” anlamına gelmek üzere “la diyen” şeklinde “La- ci/ Lahci” denilmeye başlanmıştır. Türk dilinin gramer yapısı, söyleyiş biçimi bakımından da bu açıklama doğru gözükmektedir.

Araştırmalarım sırasında Ahmet Yaşar Ocak tarafından da bu iki tarikat hakkında bir çalışma yapıldığını gördüm: Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak, “Türk Dünyasında Ahmed-i Yesevî ve Yesevîlîk Kültürünün Yayılışı: Bir Sufi Kültürün Yeniden Güncelleşmesi”, Milletlerarası Hoca Ahmed Yesevî Sempozyumu Bildirileri, Kayseri, 1993, s. 299-305.

 

Lütfi Bergen yazdı

Güncelleme Tarihi: 04 Ekim 2012, 06:58
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13