Bu 'hakaret' ordusu

Seçkinlerin, tavrı da üslubu da hiç değişmemiş anlaşılan..

Bu 'hakaret' ordusu
II. Abdülhamit
Mahmut Şevket Paşa
Hüseyin Hüsnü Paşa ve Mustafa Kemal : Hareket Ordusu Komutanı ve Kurmay Başkanı
31 Mart Vakası
31 Mart Vakası
31 Mart Vakası
31 Mart Vakası
Hareket Ordusu
31 Mart Vakası
31 Mart Vakası
31 Mart Vakası: NTV Tarih, Nisan 2009
31 Mart Vakası: NTV Tarih, Nisan 2009
Resimleri büyütmek için üzerini tıklayın.

Telgrafın tellerine hakaret konmuş

“Sadarette bulunan alçağa” diyecek kadar cesur, diye nitelemişti bir tarihçimiz Rumeli’ndeki 18. Fırka askerlerini ya da İttihatçılarını…

Aslında hakaret etmeyi cesaret olarak okumak öteden gelen bir hastalık sanırım. Özgürlükler [Tanzimat’ta başlayan ve koca bir imparatorluğun mahvına sebep olan ‘üç buçuk soysuzun’ kullandıkları jargonla ‘hürriyet’] kümesinin içine akla gelen hemen her şeyi dâhil etme hastalığımız öteden geliyor. Öteden: Fransa’dan… Fransız Halk İhtilali’ni kendilerine model alan bir hareketin başka türlü düşünmesi de beklenemezdi zaten.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin devrin padişahı II. Abdülhamit’e yönelik sövgüleri de özgürlükler kapsamında değerlendiriliyor olsa gerektir. Meşrutiyet elden gidiyor yaveleri savuranlarının padişaha sövme meşrutiyetini nereden aldıkları çok meçhul olmasa gerektir.

Mahmut Şevket Paşa ne dedi?

Hareket Ordusuna riyaset eden Mahmut Şevket Paşa’nın askerini –çapulcularını mı deseydik?- aşka getirmek için yaptığı konuşma tastamam şöyledir:

“Kardaşlar! Yüz binlerce şühedanın kanı pahasına kazanılan meşrutiyetimizi mahvedip yerine yine istibdadı ikame etmek üzere, İstanbul’da, o köhne Bizans’ın Yıldız burcunda ikamet eden baykuş, insan kanı emmekten öksüz çekinmeyen, 600 senelik muhteşem muzaffer bir tarihini, ecdadının namusunu lekeleyen o insan kıyafetindeki canavar İstanbul’da avcı taburlarını idam ettirmiş…”

Devleti idare eden kişiye edilen hakaretlerin bini bir paradır orduda. O gün padişaha hakaret eden bugün de hakaret edecek hükümet bulmakta zorlanmayacaktır.

İşbu ordunun ismi HAREKET ordusu değil; olsa olsa HAKARET ORDUSU demek lazım gelir.

Sadece bu değil elbette. Cemiyetin hemen her şubesinden çekilen telgraflarda hakaretler, tehditler almış başını gidiyordur. Öyle ya “didar-ı hürriyet” isteniyordur!

Gazetesi de aydını da aynı

18. Fırka Kahramanları ve İpek Fedaileri imzasıyla çekilen bir telgrafta da hakaret hürriyeti sınır tanımış, üstüne üstlük bir de tehdit ile koca sadareti ve devlet riyasetini mahv u perişan edecekleri ihtarında bulunmuşlardır.

Telgrafa bakalım şimdi:

“İhtimal ki orada bulunan bir takım kerhaneci evlatları ilk telgraflarımızı vermediler, onları alınız, okuyunuz. Okumadığınız takdirde Allah’ın laneti, ananızın donu başınıza geçsin. Okumayanlar, telgrafları vermeyenlerin kâffesi kerhaneden yetişmiş deyyus-u âzamdırlar. Sizi açlıktan öldürmek de elimizde, ateş, kurşun ve bıçakla icra-yı mücazatınız da elimizdedir ey namussuzlar.”

Dün sadaret ve riyasete en ağır hakaretlerle hücum edenler bugün gazetelerdeki köşelerinden aynı görevi ifa ediyor olsa gerektir.

İttihatçıların Neyyir-i Hakikat adlı gazetesinde çıkan şu habere –hakarete, bir atf-ı nazar edelim: “Ey istibdat avareleri, ey sefil Bizanslılar! Sizin namusla, vatanperverlikle na-kabil-i telif olan bedhahlığınız bulunduğunuz dairenin dışında çıkamaz.”

 

Not: İttihatçı telgraflarını merak edenler Ziya Nur Aksun’un Osmanlı Tarihi adlı muhalled eserinin beşinci cildine ve İsmail Hami Danişmend’in 31 Mart Hadisesi adlı eserine bakabilir.

 

 

Yılmaz Yılmaz hayretle okudu

Güncelleme Tarihi: 03 Aralık 2010, 19:20
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Melih Koşucu
Melih Koşucu - 10 yıl Önce

"Ne efsunkar imişsin ah, ey didar-ı hürriyyet!
Esir-i aşkın olduk gerçi, kurtulduk esaretten" diyenlerin aslında kimlerin esiri olduğunu çok iyi gördük zaman içinde. Ne diyeyim, Allah basiretimizi açsın...

banner19

banner13

banner26