Böyle bir aile var mı!?

Ahmet Cevdet Paşa'nın ismini duyuyoruz. Kızı Fatma Aliye'den sonra Emine Semiye de gündeme geliyor. Bakalım oğluna sıra gelecek mi?!

Böyle bir aile var mı!?

19 Haziran "Babalar Günü"ne daha çok var. Ama baba imgesi artık babaları aşmış durumda. Anlamı kayan sözcüklerden biri de bu yanılmıyorsam... Eğer babamıza seslenmiyorsak, uluorta kullandığımız her "baba" sözcüğü, "malum babalar"ı da  akla  getirebiliyor hemen... Üstelik yeraltı dünyasıyla da sınırlı değil artık sözcük. Yaşamın her alanı, hem de dünyanın her yakasında babaların denetimi altında... Bundan ötürü babalarımıza özgülediğimiz bu anlamlı gün bile bir çalım "tuhaf" düşüncelere yol açabiliyor insanda, uzak yakın bir kara güldürünün esintisi gelebiliyor önümüze... Tabii bir de baba kitaplar meselesi var o da ayrı bir bahis.

Oysa gerek kendi geleneğimizde gerekse dünya yazınında "ölümsüz"leşmiş ya da "unutulmaz"laşmış pek çok baba karakteri var... Habil ile Kabil'in babası, Yusuf'un babası, İsmail ve İshak'ın babası, İbrahim'in babası Zeynep ve Fatıma'nın babası…

Bir şeyler oluyor!

Ben,  uzak yakın tarihimizdeki bir babadan ve kızlarından  söz edeceğim: Ahmed Cevdet Paşa ve kızlarından.Yani Fatma Aliye ile Emine Semiye'den. Fatma K.Barbarosoğlu'un Uzak Ülkesi'nin yakın ettiği Fatma Aliye çokça  tartışıldı. Gericiliğinden dem vurdu malum çevreler yeni 50 TL'likler üzerinde fotoğrafı yer alan Fatma Aliye Hanım'ın.. Firdevs Canbaz ise onun bilinmeyen başka yönlerini ortaya koydu. Şefika Kurnaz ile Kadriye Kaymaz bu iki ismin gölgesinde kalan Emine Semiye'yi iki kapsamlı çalışma ile önümüze koydu. Diğer taraftan Klasik Yayınları Ahmet Cevdet Paşa'nın Mukaddime çevirisini tıpkı basım olarak okurlarına sunmakla başlı başına bir kültürel hizmete imza attı. Yayınevini, çevriyazıyla  bu çalışmayı okurla buluşturdukları için hazırlayanları kutluyorum.

Osmanlı'nın kendisi!

Ahmet Cevdet Paşa için “Osmanlı Devleti'nin Kendisi”ydi der Ümit Meriç. Gerçekten de  Ahmet Cevdet Paşa, Osmanlı'nın toplumsal ve siyasal açıdan yaşadığı çözülmeye tanık olmuş; olayların gidişatı üzerinde inisiyatif alabilecek siyasi ve bürokratik kurumlarda bulunmuş bir devlet adamıdır. Yaşanan sorunları toplumsal planda baskı yoluyla ya da güç kullanarak çözmeye cevaz vermeyen ve empatinin sosyal dönüşümü dengeleyeceğini altını ısrarla çizmiştir. Bu nedenle Türkçeye kazandırılan ilk Mukaddimenin kendisi tarafından çevrildiği ve Mukaddime ile bürokraside sürekli görev alarak gezdiği kasabaları, köyleri ve Osmanlı insanlarını anlamaya çalıştığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu yüzden bir başka babalık kavramı gündeme gelir Ahmet Cevdet Paşa aynı zamanda sosyolojinin de babasıdır. Ümit Meriç şöyle diyecektir bu konuda:“ Ben Türkiye'de sosyoloji tarihinin Ahmet Cevdet Paşa'yla başlamasını öneriyorum. Çünkü paşa'nın tarihi olayların çokluğunu, sosyolojik bir geometriye oturttuğu kanaatindeyim. O karşılaştırmalı bir sosyologdur. Ülke realitesinin Avrupa realitesinden farkını 1940-50'lerin Cumhuriyet sosyologlarından daha derin bir vukufla kavramış, kendi medeniyetini dünya medeniyetler tarihi içindeki yerleştirmiş, toplumlararası ilişkilerde görevini vurgulamış ve toplumun "salah-ı hal" için öneriler getirmiştir. Bu açıdan Fransız İhtilali sonrasında alt üst olan Avrupa toplumsal düzenini düzenini teşhis ve tedavi etmek isteyen 19. yüzyıl Avrupalı sosyologlarından hiçbir geri kalan tarafı yoktur."

Görebildiğimce üzerinde pek durulmamış kitaplar bunlar... Oysa gerek dilleri biçemleriyle gerekse yarattıkları duyarlık alanlarıyla her üç ismi kuşatmamıza sağladıkları katkılar nedeniyle üzerinde uzun uzadıya durulması gereken kitaplar bunlar bana göre...

Öyleyse gelin, biraz da babasını anlatan Fatma Aliye'nin Ahmed Cevdet Paşa ve Zamanı adlı eseri üzerinde düşünelim, hatıraların ışığında bir babanın kızlarına neler kazandırdığını daha yakından görelim. Gerçi eserin 1911 yılında mı,1913 yılında mı yoksa 1914 yılında  mı yazıldığı noktasında  farklı rivayetler var ama bu eserin değerini azaltmıyor. Fatma Aliye Hanım eserinin  girişinde “Tarih sayfalarına geçme şansına sahip olmuş insanların tercüme-i halleri, diğer bir deyişle biyografileri de o sayfalarda yer alır. Böyle bir şansı yakalayan insanların özel hayatları da merakları uyandırdığından öğrenilmek istenmiştir ve bundan böyle de istenecektir. Tarih sayfalarına girebilmek, tarih sahnesine çıkabilmek iyi ve kötü unvanla olsun bir noktaya varmış olmak demektir. İnsanların çok büyük bir kısmının,bu noktaya gelmelerinin, sadece kendi hususî hayatlarından kaynaklanmadığı bilinen bir gerçektir. Ne var ki;böyle bir mertebeye çıkmaya vesile olan hadise ve sebepler, bu münasebetle, o şahsın özel hayatının da bilinmesi arzusunu meydana getirir” diyor. Bu aynı zamanda eserini yazma gerekçelerinden birini oluşturuyor.

Encümen-i Daniş'te!

Babasının hayatı ile ilgili temel bilgileri aktarır Fatma Aliye Hanım bu kitabında Ahmed Cevdet Paşa 27 Mart 1823'te Bulgaristan Lofça'da doğmuştur. 16 yaşında Eğitim için İstanbul'a gelir. Mustafa Reşit Paşa ile taşınır ve Tanzimat fikri ile mesaisi bu şekilde ölümüne doğru devam eder. Hayatı boyunca bürokratik memurluklar yapmışsa da asıl mesaisini özel çalışmalar  belirlemiş ve bu minvalde; değişik komisyonlarda üyelik, talim terbiye kurulu ile bilimler akademisi karması olan Encümen-i Daniş'te sekreterlik, okul kitabı yazarlığı, Arnavutluk, Bana ve Güneydoğu Anadolu'da müfettişlik görevlerinde bulunmuştur. Tarih-i Cevdet olarak anılan eseri kaleme alması süreci, Encumen-i Daniş'in kendisine vermiş olduğu dönemsel  bir tarih yazımı ile gündeme gelmiş ve ciltler şeklinde basılmıştır. Ahmet Cevdet Paşa 1853 yılından vezirliğe atanmış olduğu 1866 yılına kadar Osmanlı Devleti'nin resmi tarihçiliğini yapar. Daha sonra bu çalışmaları büyük oranda Tezakir adlı eserinde toplanacaktır. Bu çalışmalar yanında Mukaddime'nin çevirisini, Kırım ve Kafkas Tarihini, okullara mantık dil ve uslüp ile ilgili eserleri ve Kısas-ı Enbiyayı kaleme alır. Ki bu siyer modern siyer yazımın babası kabul edilir İsmail Kara tarafından. Mecelle-i Ahkam-ı Adliye büyük oranda onun çabaları ile oluşturulup, Osmanlı Hukuku sistemleştirilir. Bunun yanında kızlarını okutmak için elinden gelen her fedakarlığı yapmış bir baba Cevdet Paşa. Ee baba bu.. Günümüzde yok mu böyle babalar.

Her baba ektiğini biçiyor. Tüm kız babalarına, kız babası olacaklara içtenlikle öneriyorum bu kitapları.Tabii ilmi babalığın ıskalanmamasını dileyerek!

Asım Öz yazdı

Yayın Tarihi: 13 Mart 2009 Cuma 12:10 Güncelleme Tarihi: 20 Haziran 2011, 11:57
banner25
YORUM EKLE

banner26