banner17

Bizim bildiğimiz kalp, hakikatte o kalp mi?

Tirmizi, "Beyanü’l fark beyne’s-sadri ve’l kalb ve’l-fuad ve’l-lüb" adlı eserinde kalp kelimesinin Kur’an-ı Kerim’deki kullanımlarından yola çıkarak günlük hayatın dilini manevi dile dönüştürerek müthiş bir anlam zenginliği ortaya çıkarır.

Bizim bildiğimiz kalp, hakikatte o kalp mi?

Klasik Düşünce Okulu, Üsküdar’da İskender Baba Tekkesi’nde 2-3 yıllık bir geçişi olmasına rağmen, az zamanda büyük yol kateden, her yıl medeniyetimizin kurucu, kadim eserlerini gençlere okutmayı, anlatmayı, anlamayı, dahası bu eserlerden yola çıkarak İslam düşünce hayatına yeni fikirler, yeni eserler kazandırmayı, geçmişten alınan mirası anlamanın ötesinde belki de günümüze uyarlayıp, üzerine değerli katkılar yapabilmeyi kendisine dert edinmiş önemli bir kurum…

Ben de bu kurumda ders veren ve aynı zamanda yüksek lisantan da hocam olan Prof. Dr. Ekrem Demirli’nin Hakim Tirmizi’nin Beyanü’l fark beyne’s-sadri ve’l kalb ve’l-fuad ve’l-lüb adlı eserinden yola çıkarak derslerde üzerinde vurgu yapılan bazı hakikatleri sizlerle paylaşmak istedim. Şöyle ki Hakim Tirmizi erken dönem Sünni tasavvuf geleneğinin önemli isimlerinden biri ve yukarda ismi geçen eserinde dikkatimizi çeken bazı hakikatler üzerinde duruyor kendisi. Tirmizi öncelikle Kur’an-ı Kerim ve hadisleri referans alarak “kalp” kavramı üzerinde durur.

Kalp kelimesinin Kur’an’daki kullanımları

Tirmizi, kalbin Kur’an-ı Kerim’deki kullanımlarından yola çıkarak günlük hayatın dilini manevi dile dönüştürerek müthiş bir anlam zenginliği ortaya çıkarır. Tirmizi bir bakıma Müslüman düşünürlerin her bir kelimenin bağlamı, her bir kavramın kendine has filli olduğu gerçeğinden hareket eder. Hakikati idrak edebilmemiz için bazı kavramlar üzerinde durur. Bu kavramlar ise “sadr”, “kalp”, “fuad” ve “lübb”dür. Her bir kavramın yine bağlantılı olduğu manevi bir alan vardır. Mesela sadr İslam, kalp iman, fuad marifet, lübb ise tevhid nuruyla, alanıyla bağlantılıdır. Bu derecelenme bir terakki durumudur. Örneğin insanın kalpten fuata geçerken ahlaki bir mücadele vermesi gerekir. Ve en önemlisi de kalp, burada iman ederek ve ahlakın da mürebbiliğiyle yüksek bir akla, idrak etme aracına dönüşmektedir. 

Tirmizi, insanda varolan terakki etme potansiyelinin bu idrak araçlarının -tabiri caizse- devreye girmesiyle gerçekleşebileceğini iddia eder. Hatta ideal olan, hakikatte hep en iyiyi aramaya çalışmaktır. Dini düşüncenin en önemli meselesi ahlak ile idrak arasında bağlantı kurmaktır. Yani burada ahlakın iyileşmesi, insan-ı kâmile doğru yol alma sürecinde aklın mürebbisi olarak kalbe de aynı zamanda terakki etme fırsatı vermektedir.

Modern zamanlarda biz bu anlam zenginliğini unutup, dini sadece sıradan, basit bir duygulanma durumuna indirgesek de Tirmizi, çağlar öncesinden aslında genelde dini düşüncenin, özelde ise tasavvufun baştan sona doğru düşünme, doğru akletme süreci olduğunu bize hatırlatmaktadır. Günlük hayatta biz her ne kadar bu anlam derinliğini, zenginliğini daraltarak sadece buna kalp diyerek geçiştirsek de Tirmizi’nin rehberliğinde ve Prof. Dr. Ekrem Demirli’nin anlatımıyla durumun bu kadar basit, sıradan, alelade geçiştirilecek bir şey olmadığını anlıyoruz.

Fatma Aksoy

Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2018, 11:38
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20