banner17

Bize ne başkasının ölümünden mi?

"Ölmek" hayatımızda sürekli duyduğumuz ama tabiri caizse aklımıza girmesin diye kulağımızı kıvırıp büktüğümüz bir yabancı kelime..

Bize ne başkasının ölümünden mi?

Cem Yılmaz“Başkası” öldüyse sorun yok

Cem Yılmaz’ın bir sahne şovunda söylediği bir söz var: “İnsanlara ölümden bahsediyorum, yine gülüyor, kahkahalar atıyorlar. Çünkü her zaman ölen bir ‘başkası’…” Evet; hep böyledir, ölen hep “başkası”dır, asla ve asla kendimize yakıştıramayız ölümü. İnternette haber okurken “mezarlıkların modernleştirilmesi” ile ilgili bir mimarla mülakata takıldı gözüm. İslam mimarisiyle modern mimarinin bir sentezini yapıp, ortaya “sanat harikası” mezarlar çıkaracaklarmış. Çıkarsınlar. Bu ne kendileri ne de o mezarların içinde yatacak olanlar için bir hayır sağlamayacaktır ne de olsa.  

“Yaşam” yaşayanı sever

Bende bir zamanlar dedesi ona masallar anlatan bir çocuk iken; dedemin, mezarlıkların artık köy dışına yapılmasından duyduğu rahatsızlığı dinlerdim. Ağzı Yasin, elleri Amin kokan ihtiyarlarımız kadîm gelenekten, o bitmez tükenmez irfanî geleneğin peteğinden zihinlerine ve kalplerine öyle tohumlar atmışlar ki, yaşları doksana dahi ermiş olsa, yemyeşil düşünce filizleri boy gösteriyor zihinlerinde. Biliyorlar ki, ölümü unutmak Allah’ı unutmaktır… Bir sosyolog’un uzunca bir makalesini okursunuz; “sonuç olarak, modern insan ölümü unutmak istiyor” der size yazının sonunda. Ama hikmet ve irfan sahibi bir ihtiyar bunu dolaşıma sokmadan anında size söyleyecektir. Neden bu kadar söz söyleme ihtiyacı peki? Çünkü “örtbas” etme çabası var. Hepimiz ölümün başımıza binlerce sene sonra geleceğine inanmak için yine binlerce neden üretiyoruz. Arayı açmak için yeni yollar inşa ediyor, gökdelenler yapıyoruz.  

Sabahtan akşama kadar, bilgisayarların, makinelerin, direksiyonların başındayız. Batı  Avrupa teknolojisi ve Amerikan yaşam tarzının, bu toprağa ekildiğinde hangi meyveleri verdiği hala ortada değil midir? Beş yüz kelimenin yan yana dizilmesi ve birkaç kişinin bu yazıyı okuyup ah vah etmesiyle samanlığa atılmış iğne tabi ki bulunamayacak. Ama Ali Şeriati’nin “sizi rahatsız etmeye geldim” sözü ne zaman aklıma gelse, işte o zaman da samanlık seyran oluyor… 

Teletabiler“Tüketim” için ömrümüzü tüketiyoruz

Banka çalışanı  bir arkadaşımın Facebook’ta, banka şubesinin çalışanlar için düzenlediği hafta sonu kır gezisinin fotoğraflarını gördüm. Bir görseniz; sanırsınız ki teletabiler!.. Hepsinde bankanın logosu bulunan tişörtler ve şapkalar üzerlerinde. Koca koca adamlar ve kadınlar, aralarından ayrılan bir arkadaşım en genç olanları. Ellerini omuzlarına değdirerek, saklambaç oynayarak eğlenmeye çalışıyorlar… Sağımda solumda bir sürü arkadaşım var: “Bişey yapalım, ne bileyim, bir yerlere gidelim!” diyen… Ne cevap vereceğimi bilmiyorum çünkü bendeniz de muzdaribim bu konuda. Bu söylediklerim “gençliğin varoluşsal sorunları işte!” denip geçilebilecek kadar basit bir mesele değil, hem de hiç…  

İmanımızı ne kadar güçlendirebilirsek, hayatımızda ne kadar tatbik edebilirsek o kadar mutlu, huzurlu ve özgür oluruz, evet… Ama imanımızı güçlendirecek, bizi safî bir Müslüman kılacak olan ibadetlerimizi ve davranışlarımızı hayata geçirmek için neleri ortadan kaldırmak gerekiyor? İşte önümüzde Berlin duvarı gibi yükselen ve gidip dönüp çarptığımız soru budur… Allah’ı, ölümü ve ahiret gününü hatırlatan birçok şeyi kentlerimizden kovmadık mı? Şimdi şu noktadayız: “AVM’lere mescit istiyoruz!” 

Çatı üstü mezar

Bu memleketin toprakları  gerçekten çok mümbit topraklar, ne ekerseniz onu biçiyorsunuz. İnsanı da öyle. Bugün siyasal ve ekonomik iktidarın bir yerlerinde olan dindarlar ve muhafazakarlar, bu mümbit toprağa atacak tohumu ellerinden kaçırdı kaçırmak üzereler. Bu tanzimattan beri böyle oldu. İslamcılık örselenip aşınmaktan çok yıprandı, inşallah dünyevileşmeye teslim olmayacak, olmaz İslamcılık.

Dün, dindarlar; yazlık sinemaya girememiş, arkadaşına filmi anlattırıp ağzı açık kalan insanlardan oluşuyordu; bugün filmleri kendimiz yapıyoruz.

Doktor; 1 ay ömrün kaldı, deyince mi "yaşam" değişecek?

Bizlerin de alışveriş merkezleri var bal dök yala pırıl pırıl; ama içinde tavanı akmış, zayıf ışıklı kırık tabureli mescitleri olan…  

Şimdi ölüm; memleketteki köyümüzün kenarında, tenha bir mezarlıkta beyaz mermerin üstünde yazan yazıdır, bu kadardır…

 

Taha Süren dikkat çekti

GYY'nin notu: Başkasının ölümü demişken Muhsin Mahmelbaf'ın yazdığı Ulvi Alacakaptan'ın sahnelediği Başkasının Ölümü oyununu gördüğünüz ilk anda mutlaka gidip seyrediniz sayın okur!

Güncelleme Tarihi: 18 Mart 2010, 19:22
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Zahid Arhavili
Zahid Arhavili - 9 yıl Önce

'Keşke biraz ölmesem' diyerek modern insanın açmazını şiire dizmiştir İbrahim Tenekeci.

Bir denemesinde de; 'o kadar hızlı yaşıyoruz ki, herşeyin çabucak olmasını istiyoruz, bir tek çabuk ölmek istemiyoruz' demişti.

Kenan Subaşı
Kenan Subaşı - 9 yıl Önce

Üç Frenk Havası Şiiri,İsmet Özel'in 1980 yılında peydahladığı iyi bir şiiridir..Bize ne başkasının ölümünden demeyiz diyor Cumhuriyetin yetiştirdiği ünlü şair.Ben o şiirde -ve bazan başkaları/ölümü çeker bizim için- satırları ve bölümlerinden 2.Ölüm Cantabile'e hastayım,en can alıcı yerleri da -biz artık bunlar olarak gidiyoruz/eylesin neyleyecekse şehrin insanı- deyip insanı tuş eden satırları.yazıya ek yapayım dedim Taha Süren.bilmem br alaka kurabildin mi :)

Samet Keleş
Samet Keleş - 9 yıl Önce

Hz Ömer (r.a) kendisine ölümü hatırlatacak birini tutsrsk belli bbir miktar ücretini vermiş, sacları agarınca artık sana gerek yok diyerek onu göndermiş , işte ölümü unutmama çabası....O Hz. Ömer , biz ise...

banner8

banner19

banner20