banner17

Biz İslamcılar darbeci olmadık hiç!

Sol gelenek başından beri darbelerle iyi bir imtihan veremedi. Biz İslamcılar darbeci eser verdik mi hiç?

Biz İslamcılar darbeci olmadık hiç!

 

Kim ne düşünür bilmem, darbelerin tez vakit paha biçtiği İslâmî hassasiyetler gündeme geldiğinde, yerli düşüncenin kırk katır ile kırk satır arasında mel’un bir tercihe zorlanmış olması yaşadığımız toplumda Batı adına ne anlama gelmektedir? Hoş, bu tercihin Batı ekseninde bir karşılığı elbette vardır. Soğuk savaş döneminin Amerikası ile Rusyası arasında bir kuşak vesilesi ile seksenlerden sonra İslâm’ın yeniden gündeme gelmiş olması, emperyalist Amerika’nın sözümona komünist tehlike karşısında İslâm’ı yücelten, darbelere zemin hazırlayan numaralarla dünyayı yeniden şekillendirme hamleleri arasında ‘darbe yapmak’ çok önemli bir ayrıntı olarak durmaktaydı. “Beyaz Saray’da gizli bir Müslüman oturuyor” zırvalarına hâlâ inananların olduğuna inanan biri olarak, itiraf ederim ki darbelerden beslenen bir edebiyatın yeniden sorgulanması ziyadesiyle elzemdir artık diye düşünenlerdenim.

İslâmcı edebiyat dün ve bugün darbelerin neresinde duruyor/durmuştur?

Allah’a hamd ederim ki, hiçbir ‘an’ içinde dahi olsun zihnimi kökü dışarıda hiziplerin uşaklığına teslim etmedim. İslâm düşüncesi etrafında, Batı ile doğrudan veya dolaylı olarak bir medeniyet tasavvuru etrafında ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetlerin neticesi halinde çıkar çatışmalarından Müslümanlar adına bir faydanın beyhude bir bekleyiş olacağını, Müslümanlara rağmen dile getiren antiemperyalist bir tavrın sahibi oldum. Oldum da ne oldu? Bugün İslâm düşüncesi etrafında oluşturulmuş, âdeta Batı müstemlekeciliğine öykünen kirli bir zihin haritası ısrarla takip edilmekte. Fakat mesele konuya münhasır, özelde edebiyat sahası içerisinde cereyan edeceğinden navigasyon filan gerekmez.

Diller çözülsün demekle olmazdı ya, gayrı hasret kaldığımız o törpülenmiş diller rejimin vesayetten arınmış kalemtıraşlarına gelmeliydi artık! Pandoranın kutusu açılır ve fakir der ki, sivil bir edebiyat darbesini savunmak bir tarafa, tam da muhafazakâr sanat tartışmaları sözde demokrasinin göbeğine yatırılmışken birkaç kese de kesemden çıksa ne çıkar?! Kesemden borç dışında bir tereke kaldırılmaz, ancak solun sözde aydınlanmacı o karanlık, baskıcı günlerinde, Türkiye kültür ortamında hemen hiçbir Müslüman imzaya kimseciklerin tesadüf eylememiş olmasını sözümona sol nasıl açıklamayı düşünmektedir acaba? Yavuz sol Bağdat’tan gelir ki çanağında evsahibinin cılız ve cızırtılı bir ses tonuyla Kapital’i okunsun!Yakup Kadri

Kapital, kereste ve marangoz sözcüklerinde içten içe bekleyen o meşhur ‘toplum mühendisliği’, hiçbir dönem yakamızı bırakıp da bizi azâde kılmadı. Mevlüt ilanlarına, ezan sesine bakarak irticayı ayaklandıran üç Aliler pirimizdir ki Baba Sultan postnişin olmuş ne yazar!.. Vakta ki edebiyat, bir zamanların en namuslu, en müzeyyen vasfıyla sahne aldığı yeni yetme devletin sözümona şair ve romancıları elinde necip Türk milletine ve Türkiye coğrafyasında hayat süren cümle Müslümanlara kızılcık şerbeti yutturdu! Edebiyatı ‘yaban’ ellerde bulamamışların birer ‘kadro’ dâhilinde ısmarlama kültür ihracatçılığı bir vakitler pek revaçta matine, suare idi. Kültür bağlamında öğütlediği ve dur durak bilmeyen hâliyle bu edebiyat Yakup Kadrilerin, Halide Ediplerin, Kemalettin Kamuların, Falih Rıfkıların, Behçet Kemallerin babalarının tarlası idi! Bu babaların tarlasına mirasçı kabul edilmek hakkını Ali Suavi’den, Ziya Gökalp’ten, Abdullah Cevdet’ten aldıkları ve dönemin makamlarınca kabul edilen dilekçeleri ise bilmelisiniz ki pek yanık uçludur. Ucunu geçtik, Rıfat Ilgaz’ın Karartma Geceleri’nde sözü özle közleyen kahramanın, ‘yapmayın efendiler, nasıl soyunurum karşınızda, benim çocuklarım var!’ yalvarışları bile Sınıf’ı Ruslara peyk olma avarakasnaklığından kurtarmaya yetmez.

Şu soruya cevap arayabiliriz artık, İslâmcı edebiyat dün ve bugün darbelerin neresinde duruyor/durmuştur? Türkiye’nin darbe haritası incelendiğinde İslâmcı olarak vasıflandırılabilecek bir yazar veya düşünürün millete rağmen milletin hilafına bir tek cümle yazdığı duyulmuş, işitilmiş değildir. Sosyolojik bir vaka olarak Müslümanların geçmişleriyle hesaplaşırken dahi (ki bu durum pek alışılagelen bir görünüm arz etmez) hakkaniyet ölçüsünün mihenge gelir tarafıyla hareket edilmesi gerektiği ilgilisince bilinir, bilinmektedir. Eğer ki mevzunun dışında gayrı insanî bir tavır ortaya konulmuş ise, doğrudan bir nefsi müdafaa olarak algılamak gerekmektedir. Sebilürreşad’dan başlayarak Türk edebiyatına vardiyalı vardiyasız eser kazandırmış İslâmcı hangi yazar darbenin mantığını savunagelmiştir?

Darbeci zihniyet, edebiyatın ve sanatın bütün şubeleriyle tasfiyesi yolunda oldukça manidar kararlar almıştır

İşin tafsilatlı biçimi ve dahi aslı şu; darbenin mantığını kavramak, sistemin tekerine çomak sokmanın masumiyetine halel getirebilir. Ecnebi memleketlerde yakın geçmişiyle bihakkın yıllar evvel hesaplaşan demokrasinin asil kahramanları, bulaşıcı kanser vakaları karşısında İslâm’ın rükünlerini emci olarak tartışırlarken bizim konfetiye meraklı Batıcı yobaz sürüsü cinayet romanları için malzeme toplamakla meşguldür. Batıcılığın nefesi kesilsin, sözümüz yok, bilimsel hurafelerden sıtkı sıyrılmış bizim yerli irticanın gözüpek efeleri nasılsa turnayı gözünden vurmakla doğunun namusunu temizlemişlerdir. Tam da İlhan Selçuk ciddiyeti sarmıştır dört bir yanımızı bu demde. Çünkü durumdan vazife çıkaranlar, beslendikleri sosyal savunma biçimlerine ve şartların olgunlaşmasına bağlı olmaksızın, hareket kabiliyetini sergileme arzusunu bütün bir yeni Türkiye tarihi boyunca bünyelerinde taşımışlardı.

Doğal olan ise şudur aslında, Osmanlının bakiyesi değilse bile İttihat ve Terakki takımının biricik armağanı olarak darbeci zihniyet, sadece siyasî bir uzantıyı bertaraf etmekle iktifa etmemiş, aynı zamanda edebiyatın ve sanatın bütün şubeleriyle tasfiyesi yolunda oldukça manidar kararlar almıştır. Bilmelisiniz ki Yahya Kemal’in Galata köprüsü üzerinde gazeteci Hasan Fehmi’nin kurşunlara hedef oluşunu izleyen gözleri, aslında yeni bir tarihin de başlangıcı sayılmalıydı merhum şair ve ülkenin bekası için. Yahya Kemal Avrupa elçiliklerinde serazat şiirler kaleme aldığı vakit, sözün düellosuna soyunduğu Rindlerin Akşamı’nda kararan akşamla birlikte Haşim’in hasmı olarak kızıl ufukları seyrediyordu. Oysa yeni Türkiye’nin ilk kurbanlarından Sabahattin Ali’nin öyküsü ve romanı başında ağıt yakan sol için tek parti ve Kemalizm, hayırhah bir tutumu çok görmüştü kızıl suratlılara!

Bu münafıklıktan berî olduğumu bilmenizi isterim elbet. Kemalizm münafıklığı ve edebiyat bahsinde özgürlük, emek, adalet ve hukuk jargonuna yaslanan yirmili yıllarla birlikte otuz ve kırk kuşağı toplumcularının, Şefik Hüsnü’nün, Mustafa Suphi’nin suçu ne idi peki? Kirletilen, yıkıma, kıyıma uğratılan sadece mevzun medeniyetin hasılası değil, o medeniyeti vücuda getirme yolunda bir dönem ömür biçilen masum zihniyetin ta kendisidir de. Bu zihniyeti edebiyat bahsinde de tanımalı değil miyiz? Malumdur ki edebiyat, kuru cihangirlik aşkının kâğıtla buluşmuş olmasını ululamayacağı gibi, sözde toplumcu karındeşen Jack’liğin mavalları da olmamalıydı. Ellili, altmışlı yıllar boyunca devrimler aşkına kalemini sallayan ve daha çok o seküler bakışın esir aldığı eserler doldurmuştu etrafı. Altmışlarla birlikte meramını yeniden ve devrimlere rağmen anlatmaya kararlı işbu muhafazakâr denilen nevzuhur kesimin sesi duyulmaya başlandı. Öyle de, duyulan ses pek bir cılızdı vesselam. Kemalizm adına ali kıran baş kesen edebiyatın mendebur suratlıları insan sevgisi uğruna koca Yûnus’u, bizim Yûnus’u dahi devrimci ilan etmişlerdi. Yûnus’un derununda duran mistik burgacın alelusul söylenmiş bir takım şiirlerle sıkıştığı yerden kurtarılacağını düşünen düzenin Kemalist evlatları, harcadıkları koca bir hayat Turgut Uyarbakiyesi olarak geleneği ve gelenekten beslenen bütün şubeleriyle edebiyatı bir çırpıda irticaya havale etmişlerdi. “Divan” başlığıyla kitap neşreden Turgut Uyar bile maruz kaldığı dikta eylemlerinden sonra nedamet getirmişti o hengâmede.

Edebiyat, edebiyatı biricik görenlerin ellerinde yükselecektir

Şu fâni cümlelerin birilerinde çuvaldız ambianceı oluşturmayacağı düşüncesiyle fenalık hakkımı çürüttüğüm dirseklere, ıslatıp sayfalarını çevirdiğim kitaplara ve parmaklarıma sayarak sıralamak istiyorum. Şimdiden af buyrulsun! Sistemin refleksleri olarak da adlandırabileceğimiz darbeci mantık, hegemonyasına dâhil etme arzusu duyduğu bütün düşünce biçimlerine savaş açarken, bir tek savunma gerekçesi sunar topluma; rejimin kutsal muhafazası! Bu kutsallık görüntüsü bizim dindar yazarlarımızdan bir kaçının da kısa süreli de olsa gözünü aldı belki ama asla bizi genel olarak darbe şakşakçısı konumuna düşüremedi. Bu kutsallık(!), sivil bir edebiyat anlayışını uzunca bir zaman sekteye uğrattı. Rejimin billûrdan köşkünde ikamet edenler için ‘düşünmek’, bir komployu teorileştirmek için mümkün olabilir ancak. Bu yüzden Bekir Coşkunların, Özdemir İncelerin, Ertuğrul Özköklerin, Zülfü Livanelilerin karın ağrısı geçmemektedir bir türlü. Kirli bir edebiyatın, kirletilmiş ürünlerini savunmak hiçbir zaman masumiyet taşımaz çünkü. Bu yüzden masum değiller. Bu yüzden kibirli çehrelerinde gezinen darbecilik sevdası edebiyatı çirkinleştirmektedir. Çirkinleşen ve kirletilen geçmişimizdir çünkü.Özdemir İnce

Şimdilerde cereyan eden muhafazakâr sanat tartışmalarından bir numaranın çıkacağını beklemek biraz safdillik olur elbette. Bu safdillerden olmayı aklımın ucundan dahi geçirmedim. Kemalist zırvalığın dönemler boyunca tavan yaptığı iktidar değişikliklerinde, biliyorum ki bu mevzu muhafazakâr addedilen kesime sunulmuş bir tilki tuzağıdır. Ortada bir mesele var ve fakat meselenin tarafları birer heyula halinde safları dağıtmakla meşgul. Ben bu safta bir yer bulmaya çalışmaktan ve bu şartlar altında tuzağa düşüp bile isteye taraf olmaktan hayâ ederim. Çünkü edebiyat bir meseledir ve meselenin tarafları darbeden beslenmeyen mantığıyla edebiyatı biricik görenlerin ellerinde yükselecektir.

Kahrolsun darbesever edebiyat!..

Kahrolsun halka rağmen kalemini halka çeviren yazar takımı!..

 

Reşit Güngör Kalkan safını bildirdi

Güncelleme Tarihi: 03 Haziran 2012, 12:35
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa YILDIZ
Mustafa YILDIZ - 7 yıl Önce

Toparlanın gitmiyoruz, diyordu muharrir. Reşit Güngör bunu söyleme ihtiyacı hissetmeden gitmiyor, siperde bekliyor! Hem de "kalın"laşma anlamsızlığına, belirsizliğine düşmeden...

banner8

banner20