banner17

Bir Yûnus Emre daha gelecek!

Ahmed Yesevî'nin dervişlerini Uzakdoğu'dan Avrupa içlerine götüren sebep neydi?

Bir Yûnus Emre daha gelecek!

 

 

Kolonizatör Türk Dervişleri, Ömer Lütfi BarkanAnadolu’nun istilaya uğradığı yıllar… 1242...  Erzurum, Moğol elinde... Kayseri ve Sivas yağma edilmiş. Anadolu Selçuklu Devleti Moğol’a boyun eğmiş.

Ama bir direniş var. Türk dervişleri akın akın göç eyliyor. İla-yı Kelimetullah adına “sefer der vatan” bir aşk ehli cehdediyor. Dervişân bu topraklara hayat üflüyor. Gayretullah’ın tecelligâhı adamlar kim? Bu adamlar, “hali ve tenha yerlerde, boş topraklar üzerinde bu Orta Asyalı muhacirler tarafından kurulan bir nevi Türk manastırları (couvent ermitage) olan zaviyelerle, yeni bir memlekete gelip yerleşen kolonizatör Türk dervişleridir” (Ömer Lütfi Barkan, Kolonizatör Türk Dervişleri, tarihsiz broşür, s:18).    

Artık bana gün yüzü yasak

Ömer Lütfi Barkan
(+)

Onları  buraya getiren Hoca Ahmed Yesevî’ nin himmetidir. Yesevî bir Melamî… Kendi el emeği, göz nuru tahta kaşık, kepçe ile geçim tutuyor. Menkıbeye göre öküzünün sırtına içi kaşık-kepçe dolu bir heybe atıyor. Öküz sabahtan akşama şehirde dolaşıyor. Kepçe alan olursa parasını heybeye bırakıyor. Para vermeyene eyvah olsun, öküz parayı alıncaya kadar adamın peşinden ayrılmıyor. Hoca, yaş ilerleyip Nebi-i Kirâm’ın vefat yaşına gelince “artık bana gün yüzü yasak” diyor. Bir ağaç kovuğunda halvete böyle giriyor:   

"
Yaşım altmışüçe vardı, bana bir günden az 
Eyvâh yazık Tanrı nerede? Gönlüm kırık  
Yer üstünde “Sultan benim” diyerek ululandım 
Gamla dolup yeraltına girdim işte
"

 

                                                            

                                                     

 

Abdülbaki GölpınarlıVar, seni Rûm’a saldık

“Dağ başlarını, hali ve çorak toprakları işlemek için yerleşen, evlatları çoğalınca köyler tesis eden ve iktisat merkezi bir ma’mure haline sokan bir takım muhacirler mevcuttur. Dağ başlarına yerleşen bu muhacirlerin orada tutunup çoğalmaları da onların kuvvetini göstermektedir. Bunlar gözü pek ve azimkâr Türk kolonları, bu memlekette yalnız bir fatih ve işgal ordusu olarak gelmeyen Türklerin memleket ve toprak açılarıdır” (Barkan, age, s: 42).

Yesevî, anlaşılan o ki, ‘ağaç kovuğuna girdim’ dediğinde büyük bir teşkilat kurmuştu. 1166’da öldüğünde halifelerinin sayısı 99 bine ulaşmıştı. Onları irşad için Uzakdoğu’dan Avrupa içlerine kadar gönderdi. Hikmetleri köylere, mezralara, ücra yerlere, şehirlere erişti. Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram, Mevlana, Yûnus, O’nun ocağından, bu Melamîlikten geldi.Horasan Erenleri, Mehmet Hakan Alşan

“İş kutsaldır, geçim elinin emeğidir; Hak ehli halk içredir; göz ayağa bakmak, gönül Allah’a varmak içindir; insanı sev, kötüye iyilik eyle; kalb dönektir onu vakıf eyle: hem der zikir”, dediler. Bahçe bostan açtı kimi, Bektaşi oldu. Demir döğdü, kumaş dokudu, pazar eyledi kimi, Ahi oldu. Velâyetname’de, Ahmed Yesevî Hacı Bektaş’a, “Biz yokluk yurdunda eğlenmeyiz, ahirete gideriz. Var, seni Rûm’a saldık, Sulucakarahöyük’ü sana yurt verdik, Rûm Abdallarına seni baş yaptık” (Abdulbaki Gölpınarlı, Velâyetname: Menakıb-ı Hacı Bektaş- ı Veli, 1958) demiş ve Anadolu’ ya irşad için salmıştır.

Gerçi Hacı Bektaş’ın 1209’da doğmuş olması Yesevî ile rû be rû görüşmemiş olduğunu gösterirse de “ocak–dergâh” bu vazifelendirmeyi yapacak ehliyette idi. Ahi Evren bir sözünde, “Şeyhi olduğum kimsenin Hacı Bektaş da şeyhidir” demiştir. Hacı Bektaş’ ın ilk öğrencileri aynı zamanda “Ahi” idiler (Mehmet Hakan Alşan, Horasan Erenleri, 2006: 240).    

Sezai KarakoçSelçuklu küçük şehzade aksiyonuna dönmüştü

Sezai Karakoç’a göre o yıllarda Anadolu, taassubun ve barbarlığın kara gölgesi altında kalmıştı. (Sezai Karakoç, Yunus Emre, 1985: 9) Anadolu’daki Selçuklu Devleti ve hayat tarzı kalıcı değildi. Anadolu büyük perspektiflerin toprağıdır, Selçuklu ise küçük şehzade aksiyonu idi. Anadolu kendini ancak, büyük bir metafizik hamleyle koruyabilir ve büyük bir tarihi oluşla yeniden kurabilirdi.     

Onların tebessümleri umutsuzluğu sildi

Mevlânâ, Ahi Evran, Hacı Bektaş ve Hacı Bayram’ın arka arkaya çıkışları tesadüf değildir. Moğolların saçtıkları umutsuzluk tohumları bu önderlerin tebessümlerinde çürüyüp gidiyor. İslam’dan çıkan ve İslam’a götüren kaç yol varsa, hepsi yolumuza aydınlık veriyor. “Mevlevilik, Mevlânâ’nın bazı çizgilerinin fazla abartılması ve bazı çizgilerinin ihmali ile kurulan ve gittikçe daralan, kuruyan bir yol olduğu halde, Mevlânâ, zapt edilmez ışık çizgileri halinde bir parlayıştır.” (Karakoç, age, 1985: 13).    

Mevlevîliğin Mevlânâ’ya nisbeti neyse…

Hacı Bayram Camii, Ankara
(+)

“Ruh ve toplum fatihlerinin sebilini idare eden, Hacı Bektaş-ı Veli olmuştur. (…) bir yandan Anadolu’nun İslamlaşması, bir yandan da oluşan İslamcılığın capcanlı ve dipdiri olarak süregitmesi için çalışmış; (…) bu yolun yolcuları, yeniçeri ocağının moral hocaları olmuş ve onun dua ve himmetiyle, aksiyonunun en saf hali, Batı’ya bir akış halinde, Türk’e yön ve hız vermiştir. Onun fikirleri, vazifesini yapıp tarihî misyonunu tamamladıktan sonradır ki, Mevleviliğin Mevlânâ’ya nisbeti gibi, hatta ondan çok daha mübalağalı ve pürüzlü bir şekilde, Bektaşîlik ortaya çıkmıştır.” (Karakoç, age, 1985: 15).     

Halk maddesine ruh pençesi verildi

Anadolu, kendini yenileyenleri “Horasan erenleri” olarak gördü. Horasanîlik, İslam’ın Anadolu toprağıyla terkibidir. Melamî, bu toprağın ve üstündeki kavimlerin ruh hareketi. Tarihe çıkmış bir idrak, toprağa gelmiş bir inşâ. Kendine zulmedene dahi Habilî bir haşyet içinde el kaldırmaz; yiğittir Anadolu ereni. Bu nedenle Moğol, zulüm eldivenini çıkarıp toprağa teyemmüm edince, bu toprağın adamı oldu. Kısır toprak bellenir, kil humusla harmanlanır. Rahmet, Anadolu’da toprağı yırtıp fışkırıyor. “O ülkelerin halkı inansalar ve (günahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık” (7 Araf 96).

Dervişler, yüzyılların hüsran çukurunda bocalayan halk maddesine ruh pençesi vermektedir. Onlarda, Anadolu’da Müslüman olmanın dâvâ şuuru var. O ruhtaki pençedir ki, yeri geldi beldeleri savaş görmeden İslam erlerine teslim ve tebaa eyledi. Toprağı eşelemek meşakkat, helal kazanç ızdıraptı. Kimse bir ötekine karşı zenginleşmedi. Ve dahi kimse diğerini geçmedi.Samiha Ayverdi

Bu işin sırrı İla-yı Kelimetullah aşkıdır

“Gerçekten de ortada bir Osmanlı mucizesi mevcuttur. Fakat onun anatomik ve analitik izahı ne bir hanedan işidir, ne sadece kılıç ve siyaset meselesidir, ne de idare, hukuk, ekonomi, din, estetik ve kültüre bağlanabilir; ne toprak rejimi, ne de devşirme metoduyla izah edilebilir. Bu sır, cemiyetin içinden baş kaldıran gerçek iman ve idealizm olarak göze çarpar ki ona, başka söyleyişle ‘ilâ-yı kelimetullah aşkı’ da diyebiliriz. Bu iman ruhunun başlıca kaynağı ulema ve dervişler kadrosudur; uleması ile beraber yürüyen Sünnî ve muhteşem bir tasavvuf şebekesi, adil ve müsavatçı bir idare tezgâhına renk, şekil ve ahenk yetiştiren muvazenesini dünyaya hediye etmeye hazırlanıyordu.” (Samiha Ayverdi, Türk Tarihinde Osmanlı Asırları, Kubbealtı, 1999: 93).

Izdırabın meyvesi, içinde olgunlaşacağı kalpler arıyor

Ruhsuz bir isyan inancı, yürekleri ve şehirleri zehirliyor. Büyük fethi yapan kuvvet, tankların ve helikopterlerin fırlattığı yıkım mermileri değil, Horasanîlerin ruhundaki adalet ve merhamet imanıdır. O, Peygamber’den mirastır. Peygamber kendisine eziyet etmiş zevatı, Mekke’yi fethettiği ve Kâbe’yi imar ettiği gün affetmişti. Hamaset, zalime değil zulmeydi. Yeniden bir büyük medeniyetin arefesindeyiz. Âlemi kuşatan ızdırabın meyvesi, içinde olgunlaşacağı kalpler arıyor. Kâinatın davası muzdarip ve mahviyetkâr adamlarını bekliyor. Servet değil, kanaat bu kurtarış cihadını yeniden uyaracak. Somuncu Baba’nın ekmeğini yiyen kim? Hacı Bayram’ın burçağını yolan kim? Hizmet ehli ızdırabı seçince Hacı Bektaş buğday verecek. Bir Yûnus daha gelecek.

 

Lütfi Bergen o ızdıraba râm oldu

Ahmed Yesevî Türbesi
Resmi büyütmek için üzerini tıklayın.
Güncelleme Tarihi: 23 Nisan 2010, 17:59
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
selim
selim - 9 yıl Önce

çok güzel bir yazı tebrik ediyorum. anadolu'nun, bu toprakların ruhunu bu kadar net ve açık anlatan başka bir yazı görmedim, demek abartı olarak görülebilir. ama öyle...

neşe ünal
neşe ünal - 9 yıl Önce

lütfi bergen 'de kalbe değen bir şey olduğunu düşünüyorum. daha çok yazmalı. ne güzel yazı olmuş.

hacı hasan
hacı hasan - 9 yıl Önce

Tekrar mı gidelim fethedelim dünyayı.Hayır sonra geri döneceksek,bence yorulmaya gerek yok.

Ahmet Yeseviyle bi problem yok da,Yunus Emre'yi yok etmeye kimsenin hakkı yok.En azından elde var bir,bir vatan.

Anlatabiliyor muyum,school gymnasium ne olursa olsun güzel fakat iç siyaset kavrulacaksa,kimse de okulları takmaz.Bu ülkenin de okulları, fakülteleri var.Bu ülkedekiler de insan.

Anlatabiliyor muyum,onun için hoca olarak giden birine saygı duyarım.Ama müreffeh cemaatçiler,bi destur..

banner8

banner19

banner20