Bir yayınevi himmet edip bu defterleri basmaz mı?

Ahmed Safi Bey’in 18 defterlik metrukesinde neler yok ki: Bazı İstanbul semtlerinin tarihleri, İstanbul yangınları, kaynak suları, uygulanan fiyat tarifeleri, şehirdeki hat, edebiyat ve musiki ortamları, kahve, çay, tütün kültürü… M. Murtaza Özeren yazdı.

Bir yayınevi himmet edip bu defterleri basmaz mı?

Size bu yazıda henüz neşredilmemiş ancak hemen neşredilse ne güzel olur dediğim bir evrak-ı metrukeden bahsedeceğim; bir sonraki yazıda ise bir başkasından inşallah… Kaderin cilvesi bu iki evrakın da içerdiği defter sayısı aynı: 18.

İlk bahsedeceğim Ahmed Safi Bey’in 18 defterlik metrukesi. Bu senenin başına kadar benim için de bilinmez bir şahsiyetti Ahmed Safi Bey. Bir kitapçıda karşıma çıkan Dönemler Adeti isimli kitabı ile tanıştım kendisi ile. Bu kitap ile ilgili inşallah ayrı bir yazı kaleme alacağım ancak şimdi size Ahmed Safi Bey’den kısaca bahsetmek istiyorum.

On dokuzuncu yüzyılın ortasında (1851) doğmuş, yirminci yüzyılın ikinci çeyreğinin hemen başlangıcında (1926) vefat etmiş kendisi. Şiirler yazmış, bir divanı var. 3-4 sayılık, serlevhası “Siyasetten Maada Herşeyden Bahseder Risaledir” olan Şu’le adında bir dergi çıkarmış. Çeşitli makaleler kaleme almış. Çeşitli memuriyetlerde bulunmuş. Özbekler Tekkesi'nde Mesnevi okutmuş. Nakşi-Halidî meşayihinden Çarşamba’da Yanyalı İsmet Efendi'ye müntesib imiş. Kendisi bugün Anadolu Kavağı’nda medfundur.

O defterlerde neler yok ki...

Ahmed Safi Bey’i ilginç kılan husus, ömrünün son döneminde kaleme aldığı defterler. Kendisi 1913 yılında emekliye ayrılır ve defterler doldurmaya başlar. Bu defterlere daha evvelinde kaleme aldığı notları da yazar. 1921 yılında evinde münzevi bir hayat yaşamaya karar verir. Kendisini tam anlamıyla taat ve yazıya vermek için 2000 cilt kitaptan mürekkep kütüphanesini elinden çıkartmak ister. Kitaplarını elden çıkarma hikayesi de ilginçtir: Önce Sahaflar Çarşısı'nda bir dükkan kiralayıp tek tek satmaya çalışıyor kitapları, ancak bakıyor ki maişetini sağlayacak kadar kazanç elde edemiyor, kitaplarını toptan elden çıkarıyor. Zaten yazmakta olduğu defterlerine bu dönem daha da bir ağırlık vermiştir. Emeklilik sonrası ömrünün verimi, tamamı 3350 sayfayı bulan 18 cilt defter olmuş.

Neler yok ki bu defterlerde!? O dönemin para kurları, İstanbul yangınının bilançosu (kaç konak yandı bitti, ne kadarlık alan harap oldu vb.), Farsça, Arapça ve Türkçe şiir şerhleri, felsefî konulara getirilmiş izahlar, hatıralar, tanıklıklar, kısa biyografiler ve daha neler neler… Defter yapraklarında karşınıza kimi zaman yapıştırılmış bir gazete kupürü çıkıveriyor, kenarlarına Ahmed Safi Bey’in yorumları eklenmiş; kimi zaman da yine bir gazete haberi, ancak bu sefer el ile yazılmış, haberle alakalı belki on sene önce düşündüğü, not aldığı bir düşüncesini kenarına derç edivermiş. Yahut kendi fotoğrafını koymuş sayfaların arasına.

Bu defterler Ahmed Safi Bey tarafından isimlendirilmiş de: Sefinetü’s-Sâfî. Hüseyin Vassaf’ın Sefine-i Evliya’sını çağrıştırmakta adı. Ancak, Ahmed Safi Bey ile Hüseyin Vassaf’ın ahbap olduklarını belirtirsek bu ad benzerliğinin gayet tabii olduğu düşünülebilir. E tabi daha kimler ahbabı değil ki Ahmed Safi Bey’in!? Bursalı Mehmed Tahir, İbnülemin ve Ahmed Avni Konuk beyleri bunların arasında zikredilebiliriz.

Osmanlının son döneminde yaşamış bir entelektüelin fikir haritası

Sefinetü’s-Sâfî’nin günümüze gelme hikayesi de anlatmaya değer. Eser, Ahmed Safi Bey’in vefatından sonra oğluna kalır. Oğlundan sonra eser Ahmed Safi Bey’in torunu Şükrü Tatlıdil Bey’e intikal eder. O da Süheyl Ünver’in teşviki ile bu eseri 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrah Paşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Enstitüsü’nün kütüphanesine satar. Burada eserler mikrofilme alınır. İyi ki alınır çünkü bugün bu eser maalesef kayıptır. Elimizde defterlerin yalnızca mikrofilmleri mevcut. Mikrofilmlerin matbu haldeki nüshaları ise adı geçen enstitünün kütüphanesi ile İSAM ve İLAM kütüphanelerinde bulunuyor.

Sefinetü’s-Sâfî’den yalnız 30 sayfalık bir kısım günümüz Türkçesine aktarılmış. O da Ertuğrul Düzdağ’ın hazırladığı “Dönmeler” hakkında bir bölüm (Dönmeler Adeti isimli kitap işbu kısmın aktarımıdır). Bu çalışma dışındaki 3300 sayfa araştırmacılarını beklemekte. Bu eserin Osmanlının son döneminde yaşamış bir entelektüelin fikir haritasını sunmasını geçelim, sırf Osmanlı Devleti’nin son döneminde İstanbul’un ahvalini anlatan öylesine güzel kısımların hatırına çalışılmalı bu eser. Birkaç başlık vereyim bu kısımlara dair: Bazı İstanbul semtlerinin tarihleri, İstanbul yangınları, kaynak suları, uygulanan fiyat tarifeleri, şehirdeki hat, edebiyat ve musiki ortamları, kahve, çay, tütün kültürü…

Buradaki bilgilerin ekseriyetini de Necdet Tosun Hoca’nın yirmi sene evvelinde yazdığı bir yazıdan edindik. Yirmi senede pek bir şey değişmemiş. Eserler hâlâ himmet bekler. Belki bir yayınevi bunları, tamamını olmasa bile, konularına göre tasnif ederek kısım kısım basar. Bilinmez akıbeti nasıl çizilmiştir bu eserin. Biz okumayı umarak bekleyişimize devam edelim.

Ek olarak Ahmed Safi Beyi’in Sefinetü’s-Sâfî’den evvel hazırladığı "İstanbul Rehberi" adlı eserinin akıbetine dair defterlerden bir alıntı yapalım:

***

İstanbul hakkında ecnebilerin ellerinde bulunan yalan yanlış yazılmış rehberlerden müstağni olmak [ihtiyaç duymamak] ve vatanıma bir hizmet-i müftehirede [karşılıksız hizmette] bulunmak üzere bundan takriben kırk sene evvel “Rehnümâ-yı Kostantiniyye” [Konstantiniyye Rehberi] namıyla yazmak arzusunda bulunduğum bir kitabı Abdülhamid-i Sani’nin [İkinci Abdülhamid’in] icra ettiği envâ’-ı mezâlimden [zalimane tutumdan] nâşî [dolayı] bi’z-zarûre [mecburen] yazmak arzusundan sarf-ı nazar eyledim [vazgeçtim]: çünkü nefy olmak [sürgün edilmek] ve mahv edilmek var idi. Bu gibi nefy ve mahv hususları pek çok vukû’ bulurdu [gerçekleşirdi]. Bu misillü kötü kötü haller devam etmekte olduğu sırada kitabın kısm-ı azamını [büyük kısmını] teşkil eden yazıları bazı muhibbânımın [dostlarımın] ihtârıyla gaz tenekeleri içinde ocakta yaktım. Bu kitabın kıymetini Türklerin bilmeyeceğini bildiğim halde yazmağa çalışmış idim. Bilir misin ne zahmetler çektim. Ne emekler sarf ettim. Ne kadar makberler taharri eyledim [mezarlar aradımi taradım]. Bu kitabın vücûda gelmesi için otuz küsur Osmanlı altını harc ettim. Hepsi hebâ oldu. Bu kitabın bir sahifesi Türkçei, karşıki sahifesi Fransızca olup her bir mahallenin hududuyla beraber o mahallede ne gibi şeyler bulunduğunu gerek Bizans meşâhirinden gerek e’âzım-ı ümmetten [ümmetin büyüklerinden] kimler medfûn olduklarını elde edilebilen terceme-i halleri [hayat hikayelerini] yazılarak ve makberleri [mezarları] gösterilerek o mahallenin ufacık bir haritası oraya rabt olunacak ve o harita kitabın sonundaki İstanbul’un umum haritasına konulacak idi. Avrupa’dan İstanbul’u ziyarete gelen her bir seyyah bu rehnüma kitabından [rehberden] bir kıt’asını mübayaaya [satın almaya] mecbur olurdu. Kitabı iki Frank’a Avrupa şehirlerinde satar, bir hayli menâfi’-i maddiye [kazanç] de elde ederdim. Hayfâ ki [maalesef] ikmâline muvaffak olamadım [tamamlayamadım].

(İlave) Bu rehnümâ kitabı esâsen iki kısma münkasam olup [bölünmüş olup] bir kısmı şehrin ibtidâ-yı inşâ ve tesisinden [ilk inşa ve kurulmasından] Osmanlıların fethine kadar, diğer kısmı hîn-i fetihten [fetih devrinden] zamanımıza kadardır. Bir insan evinin her tarafını, köşesini, bucağını bilmek iktizâ etmez [gerekmez] mi? Elimize kalan bir miktar cüz’î memleketlerin ahvâlini bilemiyoruz. Bari İstanbul’u olsun tanımak lazım gelmez mi? Ey Türk Gençleri sizden rica ederim: böyle bir kitap yazınız!! Kendiniz de halk da istifade etsin. Tevfik Allahu Teala’dandır.

Ez’afü’l-İbâd [Kulların en zayıfı]
Ahmed Safi
Camiü’l-Hurûf [yazılma zamanı]

7 Rebiülevvel 1341
28 Teşrinievvel [Eylül] 1338-1922

*

Evrak-ı perişanımı [karmaşık evrakımı] karıştırmakta iken bu rehnüma kitabının aslına ait olup devr-i Hamid’de [Abdülhamid devrinde] yaktığım evraktan her nasılsa görülemeyip bakiye kalmış [bugüne kalmış] iki adet eksik ve nakıs [noksan] varaka ele geçti. Onun üzerine bu kitap hatıra geldi. Âhh eyledim, her ne ise, fevt olan şeye teessüf beyhudedir [yitip giden şeye üzülmek boştur], bu kitaba raci olmak üzere [bu kitapla alakalı] hatırıma gelen bazı şeyleri yazdım azizim. (minne)

***

İzzeddin Şadan Bey’in hikayesini ve defterlerini de diğer yazımızda aktaralım inşallah.

Not: Haberde alıntıladığım Sefinetü's-Sâfî sayfaları Sinan Çuluk'un blogundan alınmış olup, tarafımdan Latinize edilmiş ve parantez içi açıklamalar eklenmiştir.

 

M. Murtaza Özeren yazdı

Güncelleme Tarihi: 06 Şubat 2016, 11:50
YORUM EKLE

banner19