Bir sohbet halkamız var Gümülcine'de!

Efendim aynen şöyle; bir caminin cümle kapısından ayaklarınızı sürümeden sessizce geçiyorsunuz. İkinci kapıda şayet sohbet başladıysa...

Bir sohbet halkamız var Gümülcine'de!

Efendim aynen şöyle; bir caminin cümle kapısından ayaklarınızı sürümeden sessizce geçiyorsunuz. İkinci kapıda şayet sohbet başladıysa, sayın valim, sayın rektörüm, sayın değerli milletvekilim’den sonraki o başı hafifçe döşe doğru düşürme hareketini yapıyorsunuz. İçeride kırka yakın bağdaş kurmuş genç var. “Kırklara mı karıştım, hafazanallah n’oldum” diyerek ilk başta işkilleniyor, gözünüze kestirdiğiniz yere çörekleniveriyorsunuz.

Tok sesli biri istiazeyle sohbete başlıyor

“Vaaz değil, mevlit değil, bunca genç arasında nasıl birkaç ihtiyar sıkışıvermiş” deyip hayret ediyor, etrafınızı süzmeye duruyorsunuz. Ben buraya neden geldim, diye düşünmeye başlamak üzereyken gözümüze kaktüse benzeyen jöleli saçlarıyla bir genç takılıyor. Estağfirullah! Yoksa ben gözümüze kaktüse benzeyen jöleli saçlarıyla bir genç takılıyor mu dedim?  Oysa “Eller yahşî ben yaman, eller buğday ben saman” diyecektim. Olmadı.

Bu arada tok sesli biri istiazeyle sohbete başlıyor. “Hamd, övgüler Allah’a mahsustur. Salât ve selam O’nun Resûlü’ne, ailesine ve ashabına olsun. Şeytanın her türlü vesvesesinden, aldatmalarından, ayartmalarından, ayak oyunlarından şeytanı ve beni yaratan Allah’a sığınırım. Ve siz şerefli yeryüzü Müslümanlarını Allah’ın selamıyla selamlarım.” diyor. Selamı alıp başımız üzre koyarken damarlarımızda gezen şey ne güzel bir şeydir.

Başımı kaldırıyorum. Halkanın bir köşesine bağdaş kurmuş kırçıl saçlı birinden geliyor bu ses. Sesine ve kelimelere hâkim, kendinden emin, duruşu selim bir yüz var karşımda. Şu çağın kafası karışık Müslümanına “omurgalı duruş” ne demektir, klas duruş nasıl sergilenir, silik ve pusmuş Müslümanlık da ne demek; Müslümanda basbayağı bahadırlık, yavuzluk, vakar ve haysiyet, hilm ve sahavet, sabır ve metanet, ilim ve feraset olması gerektiği hatırlatılıyor.

Gümülcine'de sohbet halkası

Ama ara sıra gözün de ıslak olsun yetim kardeşin için

Allah’ın selamına bayraktarlık eden bir gövde başka bir yere eğilmez mescitlerden gayri, deniliyor. Allah’ın Selâm ismini başka gövdelere sirayet ettiren bir dil, hayırdan başkasına alet edilmez, deniliyor. Allah’ın rahmetine açılan el, yine Allah’tan gayrısına nasıl açılır, açılabilir deniliyor.

Sen ki gençsin, kalbinin sayılı tiktaklarının kimin için çarptığına dikkat et, deniliyor. Tamam artistsin, saçın ıslak, çarşıya meydana inersin, fiyakan gıcır gezersin, ama ara sıra gözün de ıslak olsun yetim kardeşin için, çıplaklıkla örtünüp giyinen kardeşin için, deniliyor.

Müslümanın seçici olması, hele hele bu yaban elde yediğine içtiğine pür dikkat kesilmesi öneriliyor. Bir yeryüzü halifesi olarak temsiliyet sorunumuz var bizim, deniliyor.

Sohbet konularına göz atıyorum; daha çok genç dimağlara yönelik konulara ve gençliğin tıkandığı noktalardan başlanılarak, sanal dünyanın getirisi ve götürüsü ne, ‘chat’ten gelen çöpe gider mi gitmez mi, internetle oluşan “screenager” yeni nesil nasıl da hakikat dediğimiz asıl bilgiyi talep etmekten uzak düşüp ıskalamakta; tam bu noktalara parmak basılıyor.

Kadın-erkek ilişkilerine ve günümüz evliliklerine Hz. Peygamber ve ashabın hayatından örneklerle açılımlar getiriliyor. Cinsel konular yanlışı ve doğrusuyla cıs demeden irdeleniyor. Müslümanın evlenmesi, merasimi, düğünü derneği nasıl olur; bu konularda kafalardaki sorulara cevaplar aranıyor ve çözümler bulunuyor.

İslâm ve insan ilişkisi üzerinde durularak, ahir zaman müminin handikapları neler, tuzak türleri nedir, bir delikten iki defa sokulmamak için nasıl bir bilinç gerekli, sabır ve dua bir silah olarak nasıl kullanılır, bunların izahı yapılıyor.

Müşfik annelerimiz, ayaklarının altında cennet barınan o müşfik annelerimiz evlatlarına yeme içme hususunda ısrarcı olurlarken nasıl bazen şirazeden çıkabiliyor; buna dikkat çekilerek, yememek üzerine kurulmuş bir din,  nasıl hep yeme üzerine dönüşür, bunun altı çiziliyor.

Bu sohbetlerle 2500 gence ulaşılmış

2008 Kasım ayından beri üç yılı aşan bir süredir kesintisiz devam eden bu sohbetlerde gıdaya hususiyetle büyük bir dosya ayrıldığını belirtmeliyim. Haram gıdalar, şüpheliler, GDO’lu ürünler, hibrit tohumlar ve daha birçok ne idüğü belli olmayan gıdalardan bahsedilerek Batı Trakya tarihinde ilk olacak değinmelerde bulunularak bilinçli bir tüketiciye değil, bilinçli bir Müslüman kimliğine nasıl erişilir uzun uzun anlatılmış. Müslümanda ayrıştıran özellik kafa değil, pekâlâ mide de olur, denmiş.

Ticaret, rızık endişesi, faiz, Yahudileşme ve daha bir çok konu dosya olarak işlenmiş ve bu sohbetlerle dönüşümlü olarak iki bin beş yüz gence ulaşılmış.

Peki, bu sohbetleri hangi hocaefendi yapıyor? Adını bildiğimiz bir ilahiyatçı mıdır? Hayır. Çünkü bu sohbetleri bir kuyumcu esnafı abimiz yapıyor. Kitaplara ve gerçek manada kendini arayışa adanmış biri olduğunu uzaktan yakından duymuşumdur. Dükkânını da Türkiye’den Malatyalı Saatçi Musa’nın mekânına benzettiğim zamanlar oldu.

Hasılı “Medeniyet Sohbetleri” başlığıyla yapılan bu sohbetleri gerçekleştiren Ridvan Onbaşı Ağabeyimiz ne güzel bir ağabeydir ve iyi ki kalpleri onaran bu tür sohbetler Gümülcine’de de yapılmaktadır.

“Siz Batı Trakya’da ne yapıyorsunuz?” sorusuna verilmiş en güzel cevabın da hâlâ onunki olduğunu biliyorum.

 

Hüseyin Mehmet Gümülcine’den bildirdi

Güncelleme Tarihi: 05 Haziran 2012, 19:05
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13