Bir muhacirlik meselesi: Şark-ı Gurbet

Gurbete çıktık. Her birimiz öncekinden daha kolay yaptı bunu. Çıktığımız ev bile gurbet oldu bir andan sonra. Kendimize yabancılaştık. Sobanın ayrımsız adaletinden kaloriferli apartmanların ısı paylaşım kavgalarına düştük. Muhammed Emin Avcı yazdı.

Bir muhacirlik meselesi: Şark-ı Gurbet

Özdemir Erdoğan hançerden şarkısında şöyle soruyor: "Gurbet ilde bir başıma n’eyleyim?” Gurbet kapanmaz bir yaradır. Bunu sıla hasreti çekmişler derinden ve yakinen bilir. Şarkıda söylediği gibi “İçerisi yanar, yarası pek derindir.”

Gurbete çıkılır. Nereden çıkılır peki? Öz yurdundan, güvenli kozandan. Neden çıkılır ki? Sebebi gayet basittir. Öz yurdunun göğsü kurumuş evladını besleyecek sütü kalmamıştır. Belki de evladı sütle yetinecek kanaatini kaybetmiştir. Nasıl çıkılır ya gurbete? Öğrenci olup çıkılır. Almancı olup çıkılır. Memur olup çıkılır. Büyük şehirde akrabası bir iş bulmuştur, ona çıkılır. Ardında, hususiyetle şarkında bir köy bırakılır ve çıkılır. Gurbet bir yaradır ve açılır. Sinede, benlikte, toplumda, kim bilir nerelerde...

Gurbete çıktık. Her birimiz öncekinden daha kolay yaptı bunu. Çıktığımız ev bile gurbet oldu bir andan sonra. Kendimize yabancılaştık. Sobanın ayrımsız adaletinden kaloriferli apartmanların ısı paylaşım kavgalarına düştük.

Oysa ozan nasıl hatırlıyordu yurdunu:

“Gurbet eli bizim için yapmışlar

Çatısını çok muntazam çatmışlar

Ölüm ile ayrılığı tartmışlar

Elli dirhem fazla gelmiş ayrılık”[1]

Emlâk işlerinden iyi anlayan bir ahbabım bana arsa almakla ilgili tüyo vermişti: Şehirler batı yönüne doğru büyür. Eğer prim yapacak ilerde sana para kazandıracak bir arsa yahut tarla alacaksan bunu şehrin batı istikâmetinden alman daha isabetli olur. Şehirler bile kendi şarkından kaçıyor yani. Şairler biliyor:

“Gerçekten neyi sevsek alınır elimizden”[2]

‘Şarkı’ sözlük anlamı doğuya ait demek olan bir sözcük. Tınısı ister batıdan esinlensin ister doğudan doğsun, biz tüm şarkıları doğuya ait olarak bilmişiz yani. Bu bilinç şiir içinde geçerli midir? Aker öyle söylüyor:

“Şiirden bize bir söz kalıyor hüzne dair:

 Yaşadığı her şehrin şarklısıdır her şair!”

Şehrin Şarklısı olmak, yaban hissettirilmek insanı şairliğe, şiire iter. Bunda hemfikiriz. Şiire açılan tek kapı bu mudur ya da her şairin yolu bu yaban kapısından geçer mi emin değilim. Fani dünyada ne çok burukluk, ne çok acı var.

“Gurbette ömrüm geçecek

Bir daracık yerim de yok

Oturup derdim dökecek

Bir vefalı yarim de yok

     ***

Dünya derler o da fani

Toprak alır tatlı canı

Hasta düştüm ilaç hani

Bir acısız ölüm de yok”[3]

Ömrümüz gurbette geçiyor. O kadar ki sıla neresiydi, çoğumuzun net bir cevabı bile yok. Karacaoğlan’ın uçurduğu sözden fazla olarak daracık apartman dairelerimiz var. Elimizle diktiğimiz bir fidan yok kapısında gerçi, Karacaoğlan olsa bir yerden sayar mıydı, o da meçhul. Vücudumuza gıdadan ziyade ilaç aldığımız, besin niyetine bize hap yutturulan bir çağdayız. Kalp-akciğer makinaları, ventilasyon cihazları türlü robotik cerrahi olanakları mevcut. Ortalama yaşam süreleri evet uzadı belki ama ‘bir acısız ölüm’ var mı?

Muhammed Emin Avcı

Dipnot:


[1] Karacaoğlan, Seyyah oldum gezdim gurbet elleri

[2] Abdulhâlik Aker, Şehrin Şarklısı Ketebe yay.,2020

[3] Karacaoğlan, Gurbette ömrüm geçecek

Yayın Tarihi: 01 Aralık 2020 Salı 15:00 Güncelleme Tarihi: 01 Aralık 2020, 15:01
banner25
YORUM EKLE

banner26