Bir lise öğrencisinin gözünden eğitim sistemimiz

"Eğitim sistemi sürekli kendini yenileyen ve değişime açık olması gereken bir düzendir. Çünkü eğitim sisteminin vazifesi, ülkenin temel ihtiyaçlarını karşılamak için ülkeye faydalı olacak kişileri yetiştirmektir." Muhammed Umut Demir yazdı.

Bir lise öğrencisinin gözünden eğitim sistemimiz

Eğitim sisteminin sorunlarından ilki ile başlarsak bu, siyasetin okul düzeni üzerinde tam kontrol sahibi olmasıdır. Bu kontrol, yeri geldiği zaman okul idaresi tarafından görünür, yeri geldiği zaman okul müdür ve öğretmenleri tarafından görünür. En çok da genç nesillerin hâl ve hareketlerinde görünür. En büyük sorunlardan birisi ise öğrencilerin bu tür ideolojik radikaleşmelere fazla meraklı olmasıdır. Doğruyu öğreten birisi başlarında yoktur. Bu sebeple ki kendilerine çoban edinmiş kişi ve kurumların ne denli doğru ve yanlış oluşuna bakılmaksızın sözlerine ve hareketlerine saygı duyup peşlerinden gitme çabaları, ülkenin geleceğini tehlikeye atan ciddi, vakit kaybetmeksizin önlem alınması gereken tehditkâr bir durumdur.

60-70'li yıllardaki sağ-sol çatışmalarının benzeri günümüzde devam etmektedir. Artık insanların birbirlerinin gırtlağına bıçak dayadığı zor görülüyor diye ülkede nefret ve öfke bitmiş değildir. Günümüzdeki savaşlar er meydanından taşınmaya başlamış ve zihinlerde yer edinmeye başlamıştır. Bunun en büyük ve en güçlü silahı ise sosyal medyadır. Siyasi kişi ve siyasi partiler öğrencileri önce kendi sözleri ve nefretleriyle doldurup daha sonra da "Biz sizin yanınızdayız!" demekle öğrencileri ve gençleri aç köpekler olarak görüp onlara kendi yemeklerini yemeğe zorlamakla haddlerini aşıyorlar. Bizi siyasilerin planlarından koruyacak başımızda kimsemiz bile yok.

Ülkenin gençlerinin fikir ve düşüncelerini geliştirmek, bir okulun en büyük vazifesidir. Nitekim böyle bir durum Türkiye'nin şu anki eğitim sistemi ile ancak hayal ve lüks olur. Çünkü bırakın fikir edinmeyi, gençlerin hayalleri bile yoktur. Kim 10 yaşında siyasi partilerin başında olmak istedi ki? Kim 15 yaşında ülkesini faşizm ile yönetmek istedi ki? Siyasi baskı ile hayal edilen bir geleceği sorgulamayı öğretmek bir okulun ülkesinin geleceği için yapması gereken en büyük vazifesidir.

Eğitim sisteminin yavanlığı her geçen saat bir başka öğrencinin feryadı ile besleniyor. Bu durumun en büyük sebeplerinden birisi ise özgür düşüncenin yer edinmemesi ve düşünebilen insanın da harekete geçecek imkân, yetki ve desteğe sahip olmamasıdır.

Okullardaki saçma ve ihmalkâr düzen yüzünden 7. sınıfa kadar öğrenilmesi gereken bütün konular 10. sınıfa kadar sıramızdan eksik olmuyor. Millî ders ve eğitim kitaplarında, açılan altbaşlıklar ve hazırlanan metinler, konuya hâli hazırda hâkim olan kişilerce "özet" niteliği taşımaktadır. İlk defa felsefe, edebiyat, coğrafya, kimya v.b. dersleri gören bir öğrencinin günümüzdeki ders kitaplarının sistemsiz, eksik, düzensiz ve öğretmeye isteksiz oluşu yüzünden birçok öğrencinin tek gayesi başta sistemde yer edinmek olup öğretmenlerini, ailesini ve arkadaşlarını tatmin etmektir. Öğrenciler, ne öğrendiklerini umursamıyor ve en ufak bir bilgi edindikleri kişileri âlim yerine koyuyorlar. Aldıkları ders notları hiçbir işlerine yaramayacakken sordukları "Matematik gerçek hayatta ne işimize yarayacak ki?" sorusu ile kendilerini avutma çabasına düşerler. Ülkenin gençleri, ülkeyi, önde gelen isimleri ve âlimleri tanımamaktadır. Gençlerin örnek aldığı kişiler sanılanın aksine bu ülke için canını bile feda edenler değil, Türk ve yabancı televizyon kanallarında gördükleri birbirinden saçma ve alakasız kişilerdir. Okullarda çeteciliğe özenmek hiç de nadir bir vaka değildir. İdare ve disiplin düzgün işlememekte, bir kez olsun doğru bir üst-baş araması bile yapılmamaktadır. Eğer ki işlerinde bir kez olsun gereğini yapsalardı okullardaki öğrencilerin ceplerinden ve çantalarından çıkan bıçakları, alkolü, uyuşturucuyu ve hatta tam dolu şarjör tabancayı bile görürlerdi. "Sizin sınıf beni katil yapacak!" diyen, "Bu okul benim okulum, siz hayırdır?" diyen öğrencileri, okul tanımamakta ve aralarından ders notları düzgün olan varsa da yaptıklarını ve söylediklerini alttan alarak iki yüzlü bir disiplin içerisinde bulunmaktadırlar.

Sınav sistemindeki iki yüzlülük ise tamamen apayrı bir sorun teşkil eder. Formalite icabı sınıflara zorla seçtirilen dersler hiçbir zaman işlenmemekle birlikte yerlerine matematik, fizik ve edebiyat gibi dersler konmaktadır. Astronomi dersiyle kimya dersinin aynı öğretmen tarafından işlenmesinin sebebi de budur. Öğrenciler sanılanın aksine resmî kayıtlarda geçen sürelerce dersler işlememekte, öğrencilerin değerli vakitleri sistem tarafından çalınmaktadır. Okullar, birbirinden alakasız ders ve sınav tarihleri düzenlemeleriyle sadece göz boyamaktadırlar. Sınavlarda işlenmeyen derslerin cevapları verilmekte ve öğrencilerin hiçbir sorusuna sözel bir cevap veremeyeceği derslerden tam not ile geçilmesi sağlanmaktadır.

Sınavsız eğitim sistemi günümüz şartlarında kulağa mantıklı gelen bir çözüm değildir. Notsuz, sınav sistemi ise en büyük başlangıç olacaktır. Okullar, dersler ve öğrencinin üzerine yüklenen onlarca amaçsız ve faydasız laf kalabalığı olan ödevler, öğrencinin en büyük yükü olmaktadır. Bütün günü alan eğitim sistemi, öğrenciye haramdır, israftır. Öğrenci, kitap okumak isterse vakti yoktur, spor yapmak isterse vakti yoktur, araştırma yapmak isterse vakti yoktur, tez hazırlamak isterse vakti yoktur, eğlenmek isterse vakti yoktur, bir saat olsun fazla uyumak isterse vakti yoktur. Çünkü günün 24 saatini öyle bir titizlikle hazırlamalıdır ki önce sınavları, sonra dersleri, sonra ödevleri, sonra okulu, sonra yeme-içme ve uykusu yetişsin. Çoğu zaman öğrenciler bunları zamanında yetiştirmek için en önemli ve en büyük hakları olan yeme-içme ve uyku gibi insanî ihtiyaçlarından vazgeçmektedir. Öğrencinin sabah saatlerinde okula geç kalması en büyük utancı olması gerekirken hâli hazırda en fazla 8 saat uyuyabilen bir öğrenci için bu durum söz konusu değildir.

Okul saat ve vakitleri tekrardan düzenlenip okullardaki denetimlerin artırılmasına daha fazla özen gösterip öğrencinin insanî hak ve özgürlüklerinin hatırlanması en önemli adımdır. Öğrencilere öğrenmeyi teşvik etme amaçlı yapılan "Liseler Arası Bilgi Yarışması" ve yahut 'Liseler Arası Şiir Yarışması." v.b. düzenlenen bütün etkinlikler sadece ve sadece boş bir hülyadır. Bu tür yarışmalar düzenleyip sonuç beklemek, odunsuz sobadan ateş beklemek demektir. Öğrencilere baskı uygulamadan sorumluluk almayı öğretmeniz en büyük ders olacaktır. Ülkenin gençleri bırakın tarih kitaplarından ülkeyi tanımayı, öğretmenleri bile bu hususta çoğu zaman yardımcı olamıyor. Şehirler arası düzenlenen okul gezileri eğer öğrenciler maddi yardım sağlamazsa doğru düzgün düzenlenemiyor. Durum bu hâldeyken nasıl olur da öğrencinin Çanakkale Savaşı’nı eksiksiz ve kusursuz anlatması beklenebilir? Hayatı boyunca bu vatanın toprağını görememiş birisi nasıl olur da bu toprağa karşı sorumluluk duyabilir? Öğrencilere ve okullara maddi yatırımlar yapılmalı, bu hususta ise çok ama çok titiz ve dikkatli davranılmalıdır.

Eğitim sistemi sürekli kendini yenileyen ve değişime açık olması gereken bir düzendir. Çünkü eğitim sisteminin vazifesi, ülkenin temel ihtiyaçlarını karşılamak için ülkeye faydalı olacak kişileri yetiştirmektir. Ancak günümüzdeki eğitim sistemi bu konuda çok büyük hatalar yapmakta ve kendini yıpratan bir düzen takip etmektedir. Günümüzdeki öğrencilerin yurtdışı hayallerini süsleyen eğitim sisteminin ta kendisidir. Her ders için konu ve başlıklar yeniden hazırlanmalı, sınıflardaki ders ve konu sistemi yeniden düzenlenmelidir. Geçici çözümler sunmak, vebaya yakalanmış bir hastanın yarasına sıcak su dökmekle aynı etkiyi taşır. Birçok yerinden çatlamış ve kırılmış olan kale benzeri bu sistem, yıkılıp en baştan yeniden inşa edilmelidir. Büyük değişiklikler ve reformlar yapılmalı, tekrara, ezbere ve özete dayalı bu sistemden tez vakitte vazgeçilmelidir.

"Eğitim sistemi, öğrencilerin hayatlarını tek bir sınava mahkûm etti, zindanda kendi hayatı için mücadele eden öğrencilerden nasıl olur da yanlarında olmayan ve tanımadıkları dışarıdaki hayat hakkında endişelenmemeleri beklenir?"

Not: Bu dediklerim pandemi sürecindeki uzaktan eğitimi kapsamamaktadır. Bu yazı, 10 yıllık örgün eğitim tecrübe ve gözlemlerim sonucu yaptığım küçük bir derlemedir. 14 Mart 2020 tarihinden itibaren açıköğretime geçme kararım sebebiyle uzaktan eğitim hakkında bir görüş ve fikrim yoktur. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Saygılarımla.

Muhammed Umut Demir

17 yaşında, açık lise öğrencisi

Yayın Tarihi: 20 Ağustos 2021 Cuma 11:00
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
yuuksel@hotmail.com
yuuksel@hotmail.com - 4 hafta Önce

Eğitimde bir sistem yok
İdeolojik bir döngü var
İnançsızlık öğretileri kök salmış durumda

banner26