Bir kitap size başka kitapları tavsiye eder

'Keyfekader Kahvesi' hikâyelerinden tanıdığımız Aykut Ertuğrul bu sefer de Cafcaf Mizah Dergisi’ndeki köşesinde 'Babaanne Güzellemesi' yapmış. Namaz âşığı güzel babaannemizden bahsetmiş. Yasemin Kapusuz yazdı.

Bir kitap size başka kitapları tavsiye eder

 

 

Ey benim, içinde cevher olan mücevherlerim!...

Kitapkonuşurlar kervanına hoş geldiniz…

Şimdiye kadar kitapbilir, kitaptanırdınız. Şimdiden sonra kitapkonuşur, kitapyaşar olacaksınız. Kimbilir, belki de kitapyazar. Beni de alır mısınız aranıza sevgili kitapkonuşurlar, evindeki tencereyi açsan, içinden kitap çıkacak denli kitapyerler? Tıpkı çocuklar gibi yabancı kavramı olmaksızın, masumca…

Babam misafirliğe gideceği ev sahibini arar, “Bulduğumu yiyeceksem evimde de yerim, umduğumu yemeye geliyorum ha…” derdi. Acaba bizim öğrencilerimize okuma yazma serüvenlerinde sunduklarımız da, onların umduklarına karşılık geliyor mudur ki?    

Biz kitap bitirirler, kitapkonuşurlar, bir sohbet ortamın

da, “Kitapseverler ne okumalı?” diye sorduğumuzda, değerli öykücü Aykut Ertuğrul, “Beni yönlendiren bir insan, bir öğretmen olmadı. Ben bir kitabı okurken, okuduğum kitap ve kitaplar bana diğer okuyacaklarımı söylemiştir hep. Zaten yatılı okulda olduğum için ne bulduysam hemen okuyup bitiriyordum. Bir kitap size başka kitapları tavsiye eder.” demişti. Sıkı arkadaştır bu kitaplar.

Babaanne Güzellemesi

Keyfekader Kahvesi” hikâyelerinden tanıdığımız Aykut Ertuğrul bu sefer de Cafcaf Mizah Dergisi’ndeki köşesinde “Babaanne Güzellemesi” yapmış. Namaz aşığı güzel babaannemizden bahsetmiş.

Babaanneden, namazdan bahseden yazılar güzel olur hani.

İlk gençlik yıllarımda babaannem, elimde ne zaman kalem-kâğıt görse, “Katip mi olacan kız! Ne yazıp duruyon?” derdi. Rahmetli babaanneme, “ Sen anlat ben dinlerim,” derdim ve bıkmadan usanmadan dinlerdim O’nu. Anlattıklarını yazardım… O, anlatmayı sever, özlü konuşur, kelime israf etmez, eski toprak. Toprak tabiatlı, toprağa yakınlığımızı, sırata yakınlığımızı hatırlatır babaanneler. Sırattayız; herkes gibi sırası geldiğinde emeklemeyi, yürümeyi, sünnet olmayı, asker olmayı, gelin olmayı, anne olmayı, ille de herkes gibi ölmeyi, sıramızı savmayı, dünya üzerinden geçip gitmeyi bekliyoruz. Sırat-ı müstakim üzre geçmeyi başarırsak ne ala! Asında bu dünyada da sırattan geçiyoruz, çoğu zaman babaannelerimizi görmeden, fark etmeden.

Babaannen ders çalışıyor zannetsin diye defterlerinin arasına kitap 

Aykut Ertuğrul Cafcaf

koyarsın, okursun. Ders çalışıyor sanırdı da dokunmazdı garibim. Öyle ya, defter okunmazdı ki. Dersin çoktur,y oktur! Azığın da, katığın da kitaptır! Böyle böyle kitapyaşar olursun. Kitapyaşar ol! Seni başkaları pişirmesin. Domates gibi kendi kendine kızararak, armut gibi sarararak ol. Kızarman edebinden, sararman tevazuundandır bilinsin. Cümle geçmiş karilerin kâtibelerin ruhları fısıldasın: Yaz kâtibe! Yaz. Su üstüne yazılar yaz. Yazdıkça yenisini yazacaksın. Sen yazdıkça içinde krizantemler, papatyalar, yaseminler açsın. Gül olsun yazdıkların, misk koksun. Pembe pembe, mavi mavi bebek koksun. Sen de yaşa, sen de yaz!

Aynalar, aynalar…

Cafcaf Mizah Dergisi’nde namazı merkeze alınarak 

babaanne rol modeli ile bir yazı yazmış ya Aykut Ertuğrul. Derler ki, yazarın yazdıklarını 

okurken ya iç dünyanda, kalbinde, beyninde ruhunda yankısını bularak okursun ya da kendini tümden yazılanlarda bularak okursun. Kimisi bu ikincisine “ayna metaforu” der. Yazarlar ayna tutarlar okuyucularına kimi zaman. Bu ayna, hep olanı göstermez; kimi zaman geçmişi, kimi zaman geleceği, kimi zaman güzeli, kimi zaman da gazeli… Kitapbitiren, kitapkonuşan olduğun gibi, şiirsever, dizeyaşar da olmuşsundur. Yaşayacağın kitaplar ararken, artık seni çarpan dizeler de belirir aynalarda.      

Okurken aynaya bakarsın, mir’attı, gözgüydü derken:

Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen

Merdum ı dide i ekvan olan âdemsin sen

Ben yaşarken koptu tufan,

ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat

Yaşamak: Adı için yaşamak

ve düşmek sevdasıyla toprağa

Daha ne dizeler, ne kitaplar düşer aklına…   Dizelerle konuş! Kitaplarla yaşa!

Aykut Ertuğrul kitap tavsiye etmiyor, anlatarak kitap yaşıyor. O konuşurken biz tüm hassalarımızla Borges’i okuyor, İsmet Özel’in Üç Mesele’sine mim koyuyor, Üstad Sezai Karakoç’un dizelerinde yaşıyoruz. Ha, Aykut Bey bir de su içiyor, hoşca sohbet ediyor. Yaşayarak konuşuyor, yazıyor. Okudukça sizinle de konuşacak Aykut Ertuğrul öyküleri. Siz de onlarda yaşayacaksınız…

Hep Aynı Bank”,“Açlık”, “On Emir”, “Gazete” gibi öyküleri fantastik, hayattan. Hele hele “Okunası Babaanneler”. Beyaz namazlıklarıyla yaşamayı, Kur’an’ı, namazı, sıratı, toprağı, Rabbi hatırlatan babaanneler… “Babaanne ve Namaz”, “Babaanne ve Kur’an”… Ve Kur’an, Rabb’in kuluyla konuşmasıdır. O ne güzel yaşanılası kitaptır…

Ve bütün kitaplar O’nu yaşamak içindir elbet…

Aykut Ertuğrul’dan dinledik. “Kahve keder midir, neşe ve keder bir midir?” diye düşünüyorken kaderli, keyifli Keyfekader Kahvesi’ni okuduk, babaannemizi yaşadık.

Ben, zamanın neresindeyim?

Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında

Sahi, siz zamanın neresindesiniz?

 

Yasemin Kapusuz; okuduğunu sevdi, yaşadı ve katibelik etti

Güncelleme Tarihi: 05 Şubat 2014, 02:25
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13