Bir ihtiyarın hayır duasını al!

Estetikle ilişkimizi farklı bir açıdan sorguluyor Lütfi Bergen: 'Batıda tekebbürün örtüsüdür estetik…'

Bir ihtiyarın hayır duasını al!

“Batı'da cinnet bile estetik.” Cemil Meriç’in bu sözünü işiten bir dimağın (kulak işitmez, dimağCemil Meriç işitir) iki türlü yorum yapmasına izin vardır: 1) Batı o denli tekamül etmiş ki, cinnette dahi bir estetik peşinde. Aslında bu bir itiraftır da; "Batıda cinnet vardır"; 2) Diğer düşünce/idrak, birinciden doğuyor: İslam, cinneti engelleyip mecnûna yöneldiğine göre, batının estetik kurgusu ve estetize edilmiş hayat ısrarı bir cinnettir. Bizim mecnunumuz bir aşk delisidir ve katl değildir. Oysa batıda estetik bir örtme biçimidir. Değil miydi; yıkanmamaktan dolayı kokan bir millet olan Paris halkı estetik çıtasını korumak için parfümü keşfetmişti.

Estetik ve adalet nasıl bozulur?

Estetik kelimesini duyunca -ilintisi var mı araştırmadım ama- “statik” kelimesi çağrışım yaptı. Belki etimolojik anlamda hiçbir bağlantı yok iki kavram arasında. Ne var ki estetiğin “tanrısal olanı taklit” duygusundan geliştiğini biliyorum. Eflatun, adalet ile estetik arasında bir irtibatlandırma yapmıştı. Ona göre ideal devlet (şehir devleti: civil) adil ve estet olandır. Şöyle der: “Şehrin değişmesini durdurmak ya da Eflatun’un kendi ifadesiyle “Şehrin Tanrısal Formu”nu korumak; şehirde görevleri belirlenmiş herkesin, sadece kendi işleriyle meşgul olmasına bağlıdır. Alt sınıftan üst sınıfa geçiş ve değişim şehrin çökmesi demek olur. Kişi işçi sınıfındansa işçi olarak kalmaya mahkumdur. Aksi takdirde estetik ve adalet bozulur ve toplumda adaletsiz bir yapılanma zuhur eder!”

Bu cümleler Karl Popper’in Eflatun yorumundan. Popper’e göre, Platoncu bu yaklaşım estetik ile ilgilidir ve öyle bir toplum inşâ edilsin ki, o toplum her yönüyle mükemmel olsun. O toplumda saygısızlık, zulüm, pislik, sefalet, olmasın. Ama Eflatun, bu söylemiyle kölelere özgürlük amacında da değildir. Aristo ne demişti: “Köle insanın öküzüdür.” Demek bütün uğraşı “civil” (yurttaş-aristokrat) içindir. Köleler estetiğin hamalıdır. Estetiği savunmak, insanı ezmeyi hatta harcamayı icbar ediyor demek ki!

Turgut CanseverTurgut Cansever ne demişti?

Bozulmayan “mutlak güzel” anlayışı ile kurgulanmış bir dünyadır batı. Ama biz “vel asr” muhatapları değil miydik? Bizde mutlak ve mükemmel olan Allah (cc)’dır, geri kalan da “hüsr” ehlidir. Öyle inanırız. Doğal olarak bizde estetik olan mükemmeli yakalamak değil, güzel bir amel yapmaktır. Ölçü ile. Evvel iman ile. Dolayısıyla bizde beledî eserler statik bir form içinde tasavvur edilmemiştir, sürekli oluş ve bozuluşu temsil eder şekilde her gelen nesilce yeniden yapılır olmaya müsaade verecek miktarda tecessüm edilmiştir. Bilge mimar Turgut Cansever’den gelen tefekkür bunu işaret etmemiş miydi? “Niçin yaşam alanlarımız yangınlara rağmen ahşaptır” sorusuna verdiği cevabın özü bizim estetiğimizi de yansıtacak kudrettedir: “Osmanlı şehrine biraz daha dikkatli gözle baktığınızda camilerin taştan, evlerin ekserisinin ise ahşaptan yapıldığını görürüz. Niçin? Çünkü mabedler Allah’a yöneldiğimiz kutsî mekânlardır, bu mekânlar Allah’ın bekâsını vurgulamak için taş gibi dayanıklı malzemeden inşâ edilmişlerdir. Biz fânîlerin mekânları olan evler, insanın ölümlü, Bâki’nin de Allah olduğuna işaret edecek şekilde, çürüyecek ahşap -kerpiç gibi dayanıksız malzemeden yapılmışlardır. Osmanlı insanı dünyaya ev sahibi gibi değil bir kiracı gibi yerleşmeyi yeğlemiştir. Sadece orta hallilerin değil, devletin en yüksek kademelerinde bulunanların evleri de tekebbür gösterisinden uzaktır. Batılı kral ve derebeylerin saray ve şatolarının yanında, Osmanlı erkânının saray ve köşkleri son derece mütevazı binalardır. Batılı estetik karşısında Osmanlı, insanlık tarihinin en müstesna varoluşlarından bir tanesi olarak duruyor. Bu kültür diğer yerleşimlerde bulunan ama Firavun’da zirveleşen, insanın; beşeri nefsinin hükmedici iradesinin, ebediyen kalıcı olmak gibi temel yanılgısını kesin olarak yaşamayan bir kültürdür.”

Faşizmin eseri bu!15322

Cansever’in Osmanlı sanatı üzerinden verdiği bu tesbit W. Benjamin’in “Estetize Edilmiş Yaşam” tezinde bir şekilde ifadelendirilmişti. Bir faşizm eleştirisi olarak. Modern zamanlarda da estetik hayatımıza hükmediyor. Benjamin’e göre emperyalist savaş, en korkunç çizgileriyle, dev üretim araçlarıyla, bunların üretim süreci içersindeki işsizlik ve sürüm pazarlarının eksikliğiyle belirlenmektedir. Emperyalist savaş, toplumun doğal malzemesinden yoksun kıldığı istemleri, “insan malzemesi”nin yardımıyla karşılayan tekniğin başkaldırısıdır. Egemen sınıfın kâr hırsı, tekniği iradesi altına almaya niyet ettiğinden, teknik de insanlığa ihanet etmiş, zifaf yatağını kan gölüne çevirmiştir. Tabiata egemen olmak, emperyalist öğretisinde, tekniğin bütün anlamıdır. Halbuki teknik, “tabiat egemenliği değildir: tabiat ile insanlık arasındaki ilişki üzerine egemenliktir”; 'Sanat olsun-isterse dünya batsın' diyen faşizm, tekniğin değişime uğrattığı algılamanın sanat düzleminde doyuma ulaştırılmasıyla, insanlığın kendine yabancılaşmasına sebep olmaktadır. Ona kendi yıkımımızı birinci sınıf bir estetik haz kaynağı niteliğiyle yaşatacak boyutlar vermiştir. Faşizmin politikayı estetize etme çabalarının vardığı nokta işte budur. Komünizm, buna sanatın politize edilmesiyle yanıt verir” der.

15316

Yani W. Benjamin şu modern zamanın biçare adamına söylemiş olur ki, “ey küçük adam (insan bir gökdelenin tepe noktasını görmek için başını kaldırdığı oranda küçülmüş değil midir?), seni toprağında ‘elif’ durmaktan men ettik, bir yüksek binanın yanında ‘mim’, bir makina üretiminde civata eyledik. Batıda insanı eşyaya hizmet ettiren şeylerdir “estetik”. Bunu aldık, öptük, başımıza koyduk; Taht-ı revan üzere ayran, ekmek arası gofret.

Asıl bunları önemsemeli

Sizi bilmem ama ben üzerinde yürüyeceğim uçsuz bucaksız toprak istiyorum. Kanımı emen at sineğine şamar atmak. Soğanın böğrüne bir fiske indirip yufka ekmeğine sarmak. Ezan çağırınca meydandaki uzun minareli camide fena bulmak. Bir ihtiyarın hayır duasını almak. Bütün bunlar estetik değil belki. Ama insanî… Bu ülkede...

15320

 

Lütfi Bergen bir ‘yorum’dan hareketle değindi

Güncelleme Tarihi: 28 Mayıs 2010, 18:56
YORUM EKLE
YORUMLAR
serdar
serdar - 9 yıl Önce

lütfi bergen gayet üretken bir yazar. kuru sıkı ya da fasın üretim değil, dolu gerçekten dolu bir fikir adamı ve yazar. tebrik ediyoruz, yine önemli bir noktaya işaret etmiş...

Kardaş
Kardaş - 9 yıl Önce

Bir hocam derdi ki, sanatın zirvesinde sadelik vardır. Bizim sanatımızın. Bu anlamda sade bir yazı. Sitede daha çok görmek isteriz, bu minvalde değinileri.
Ellerinize sağlık hasılı.

Zahid Arhavili
Zahid Arhavili - 9 yıl Önce

'Bir şey yap, güzel olsun.' (İbrahim Tenekeci)

Zahid Arhavili
Zahid Arhavili - 9 yıl Önce

Bu da hoşuma giden cümlelerden biri:

'Taht-ı revan üzere ayran, ekmek arası gofret.'

mehmethd
mehmethd - 9 yıl Önce

dil oyunlarıyla, esatir gibi yerliliği romantize ederek bir yere varamayız değerli hocam, öyle değil mi? yani bakın hala paris halkı parfümü niçin buldu gibi imalarda bulunuyoruz. bu sizce de bizi garip ve belki de ucuz bir yarış(tır)manın içine itmiyor mu? yani lütfen bize/gençlere kızmayın. herkes yok efendim farabi, gazali, ibni sina'ları öve öve bitiremiyor. fakat biz modern bir dünyaya doğduk, ve bu dünyayı yorumlamak için, anlamak için örneğin habermas okusak, bu bizden ne götürür.

mehmethd
mehmethd - 9 yıl Önce

bir medeniyet söylemi yaratıldı ki, her şeye deva. yani illa her şeye gusül aldırmak zorunda mıyız? illa islami sosyoloji islami felsefe diye bir şey olmak zorunda mı? yani salt müslüman oluşumuz ve öylece felsefe veya herhangi bir sosyal bilimde bir şeylerle üretmemiz yetmez mi? bu gün yaşadığımız dünyayı örneğin, en anlamlı/derinlikli foucault analiz ediyorsa biz ne yapalım şimdi söyler misiniz? bu görüşü önemsemek bizden ne götürecek? neden islamlığımıza güvenmiyoruz.

mehmethd
mehmethd - 9 yıl Önce

lütfen efendim; medeniyet, yerlilik, gelenek, islamlılığımızı vs. daha bir çok konuyu gözden geçirin. veya beraber geçirelim. ama lütfen elimizde 'bu gün için' balonlar varken, ciddi bilgi birikimlerine ve kendi içinde tutarlılığını yakalayan insanlara/toplumlara haksızlık etmeyelim.

banner19

banner13