Bir 'Erguvan Faslı Cemiyeti' vardı hayatımızda

Bursa’da, son zamanlara kadar, bundan yüz sene öncesine kadar kutlanılan bir bayram vardı, güzel bir bayram, adını bir çiçekten alan bir bayram: Erguvan Bayramı. Ahmet Serin yazdı.

Bir 'Erguvan Faslı Cemiyeti' vardı hayatımızda

İbadet etmek için bedenini arındıracağı suyun temiz olması gereğinden yola çıkarak bir su medeniyeti kuran İslam medeniyetinin evlatları, özellikle dini mahiyet taşıyan her şeyi kısa bir zamanda ve harika bir zevkle bir sanata dönüştürüvermiştir.

Müslümanlar da diğer birçok inanç mensubu gibi, o şeyleri olduğu gibi bırakabilir, sadece saygı duymakla yetinebilirdi. Ama bu, değer vermenin somutlaşması anlamına gelmezdi. Oysa insan, verdiği değerin tezahürlerine şahit olmak ister bir yandan da. İnsanda, değer verdiğini yüceltip her türlü kusurdan arındırma isteği var fıtraten. İşte yaradılıştaki fıtrata en yakın hayatı yaşayan Müslümanlar da, bu fıtratın gereğince kusursuz Yaratıcıya ait olan her şeyi kusursuz kılma çabası içine girmiş, bu çaba da İslam sanatının doğmasına yol açmıştır zamanla.

Buna örnek vermek gerekirse, öncelikle ve özellikle kutlu sözlerin yazılacağı kâğıdı, o kâğıda yazacak olan kalemi, kalemin ucundaki mürekkebi, o sözlerin okunacağı mekânları söylemek gerekir. Sadece kâğıttan yola çıkılarak birçok sanatı ya ihya etmiş ya da ilk kez ortaya çıkarmıştır geleneğimiz. O nesneleri de, anlattıkları ve hatırlattığı şey hatırına kusursuz kılmak istemiştir.

Buna, bayramlar da dâhildir. Şimdi unutulan Erguvan Bayramı da bunlardan biridir.

Hayata ve inanca dair ne varsa

Kısacası, hayatın ve inancın içinde olması gereken her ne varsa, İslam medeniyeti o konuya el atmış, o konuyla ilgili her nesneyi büyük bir incelikle işleyip en kısa zamanda bir sanata dönüştürmüştür. Böylelikle o güne değin tüm insan soyu için sıradan olan o nesneler birdenbire erişilmez bir güzelliğe bürünüvermişlerdir. Su öyle, kâğıt öyle, mum öyle, boya öyle, mürekkep öyle, kumaş öyle, mumdaki is bile öyledir. Hepsi aynı güzel ve mahrem macerayı yaşamıştır Müslümanların elinde.

Sadece cansız varlıklar mı öyle? Diğer varlıklar için de aynı şey geçerli hiç kuşkusuz.

Mesela gül, remz-i Muhammedi’dir. Bu remzin hatırına çiçekler dikilmiş, bahçeler yapılmış. Her yer gül bahçesine çevrilmiştir, her şey gülle tartılsın istenmiştir. Güllerden gül bahçeleri, gül şerbetleri, gül lokumları yapılmış, herkes güle bürünsün istenmiştir.

Gülün komşusu olan çiçekler de nasiplenmiştir bundan. Erguvan, kırmızıya çalan pembe rengiyle bir bayram olarak girmiştir hayatımıza.

Bursa’da kutlanan bir bayram

Bursa’da, son zamanlara kadar, bundan yüz sene öncesine kadar kutlanılan bir bayram vardı, güzel bir bayram, adını bir çiçekten alan bir bayram: Erguvan Bayramı.

Yıllar ve yıllar boyu Osmanlıyı rahminde büyüten bu şehirde uzun süre kutlanan bu bayram, Osmanlının ikinci kuruluşunda manevi önderlik yapan Emir Sultan yârânının kutladığı bir bayramdır. Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi’nin kayıtlara “Erguvan Faslı Cemiyeti” olarak not düştüğü bu bayram, Bursa’ya özgüdür ve Bursa’dadır.

Bayramın inşacısı, Emir Sultan’dır. Her sene nevruz başlarında Bursa’ya gelen yârân, Emir Sultan dergâhında sabaha kadar zikir meclisinde zikreder, bir hafta boyunca birbirleriyle halleşirler.

Hayır, şehrin sakinleri kızıp yadırgamazlar bu meclisi! Tam tersine, ruhaniyetli şehirlerine bolluk ve bereket getirecek diye sevinip dört gözle beklerlermiş.

Bir bayrama ad olan bu bitki, yazık ki artık Bursa’nın simgelerinden biri değil. Bırakın simge olmayı, Bursa meraklısı bir gezginin Bursa’nın ara sokaklarında bir bahçede tesadüfen karşılaşması dışında erguvan görme ihtimali nerede ise yok gibidir şimdilerde. O kadar çekilmiştir Erguvan Bursa’nın ve Bursalının hayatından.

Kim bilir, gözden akan yaşa benzeyen erguvan, bizim de kalbimizden akan bir yaş olacaktır belki de.

Bursa’da uykuya dalan bir kandil

Erguvan Bayramının inşacısı olan Emir Sultan, bilindiği gibi aslen Buharalı'dır. Rivayet odur ki, daha küçük yaşında iken gördüğü rüyada aldığı emir üzerine gurbete çıkar. Uğrakları arasında Irak, Mekke ve Medine de vardır. Ama o, buralarda uzun süre durmaz ve kandilin uykuya dalacağı yeri aramaya devam eder. Çünkü ona, kandilin uykuya daldığı mekanda kalması emredilmiştir.

Kandilin uykuya daldığı (Eskiler, bir cansız şey için bile “Söndü, kapandı” gibi şeyler söylemeyi edebe aykırı buldukları için ‘uyudu’ derlermiş. Bu da Osmanlı inceliği olarak not düşülmeli) yer, Bursa’dır. Bursa, Osmanlının imar ettiği yeşil şehirdir. Emir Buhari, emre uyar ve buraya yerleşir.

Emir Buhari, kısa zamanda bilinip tanınır bu şehirde. Yıldırım Bayezid’e damat olur, kızı Hundi Hatun'la evlenir.

Bir hikmet

Yıllar sonra anlaşılır Emir Buhari’nin Bursa’ya gelmesinin hikmeti. Emir Sultan’ın hemşerisi Timur, koca Osmanlıyı tarih sahnesinden siler bin dört yüz yılının başında. Cihana hükümdar olan Timur, hürmet ettiği Emir Sultan’a da, yarı emir yarı ricayla memleketi Buhara’ya dönüp hizmetlerine orada devam etmesini söyler. Emir Sultan, o an itibarıyla dünyanın en güçlü kişisi olan Timur’un davetini reddeder ve Bursa’da kalır. Bursa’da kalmasının sebebi anlaşılır bir süre sonra. Osmanlı yeniden kurulacaktır ve bu kuruluşta Emir Buhari bir manevi usta olacaktır.

İşte böyle bir devlet mimarının bize bıraktığı mirastır Erguvan Bayramı. İşte böyle naif ataların çocuklarıyız ve işte böyle de unutkanız bizler!

 

Ahmet Serin yazdı

Güncelleme Tarihi: 07 Ağustos 2015, 15:08
banner12
YORUM EKLE

banner19