banner17

Bir bayram böyle dolu dolu geçti!

Bir bayram günlüğünde kültür dünyamızın bunca seçkin ismi yer almış.

Bir bayram böyle dolu dolu geçti!

1 Ocak 2007, Pazartesi, Saat: 11.48, Eskiçınar Sokak No. 49 / 3, Beylerbeyi.Hüsrev Hatemi

Kurban bayramının ikinci günü... Evdeyim. Bayramlaşmak için Hüsrev Hatemi Beyi aradım. Özlemişim hocanın sesini. Demesin mi hoca, “e-mail ile olmuyor. Seda duyulmuyor. Mektuplarda da duyulmuyordu ama mektup bir başkaydı.” Ve muhabbetle hoş bir gülüşle şöyle dedi: “Web sayfasında seda izlerini beyin algılayamıyor da ama el yazısından sadaya çevirme oluyor.” İyi mi, nasıl alışacağız bu mesaj ve e-mail işlerine?.. Hele bizim gibi yaşı altmışı geçenler! Sesin yerini, cep telefonlarıyla çekilen mesajlar veya internet aracılığıyla gönderilen e-mailler tutmuyor. Karşılıklı konuşularak yapılan muhabbet başka oluyor tabii... “Nasıl gidiyor şiir” diye soruyor hoca. “Eh işte, yazıyorum hocam” diyorum. Bu vesileyle, “hocam Birnokta dergisi var, Mürsel Sönmez arkadaşımız çıkarıyor, oraya bir şiir alayım sizden” dedim. “Yazamıyorum” diyor, “eski şiirlerimden seçme yapıp alabilirler, alsınlar” diyor Hüsrev Hoca...

Şiir yazamıyormuş 2002 yılından bu yana. “İnşallah hocam bu konuşmamızdan sonra yazarsınız” diyorum, gülüşüyoruz. “Zihninize bereketler yağsın.” “Daha önce de olmuştu, 6 sene kadar şiir yazamamıştım” diyor, “ama gene ümitsiz değilim” diye de ekliyor, gülüşüyoruz... Hoş, samimi bir muhabbete koyuluyoruz. Ne zamandır Hüsrev Hocayı Beylerbeyi taraflarına davet edip birkaç şair arkadaşla birlikte sohbet edelim diye düşünüyorum ama bir türlü bunu uygulama safhasına getiremiyorum. Bu da benim yavaşlığım demek ki. Tembelliğim mi desem acaba!.. Bazen de tabii olarak para devreye giriyor. Yeterince param olmuyor, o da engelliyor beni... Özlediğimi söylüyorum, “inşallah bir vesileyle görüşür elinizi öperim” diyorum, “estağfurullah” diyor hoca. Tekrar dua ve bayramlaşıp telefonun ahizesini yerine bırakıyoruz. Kısa bir zaman diliminde Hüsrev Hocayla sohbet etmenin tadına doyum olmuyor.

Camide yine rastlaşamadık İsmet Özel’le

Önce ev sahibimizi aradım; kendileri Ankara’da ikamet ediyorlar. Çok sevindi, hanımı ve kendisiyle bayramlaştım, memnun oldular. Ben de memnun oldum tabii. Rahatladım en azından. İsmail Kazdal Beyi aradım yaşça en büyüğümüz olur diye, lakin ev telefonu cevap vermedi. Daha sonra cepten arayayım bari dedim, aklıma geldi de meğer Çengelköy’de oğlunun evinde imişler. İsmail Kazdal Beyi evde bulamayınca İsmet Özel Beyi aradım hemen. İsmet Özelİsmet Bey dört beş yıldır bayram namazlarını Beylerbeyi Hamid-i Evvel Camii’nde oğulları Hasan ve Oruç ile eda ediyor. Bizim camiyi tercih etmiş oluyor yıllar sonra. Ben de camide göreyim de bayramlaşayım diye niyetleniyorum her seferinde ama ne yazık ki şimdiye kadar yanılmıyorsam ancak bir defa görebildim. Her defasında ben çıktığımda onlar gitmiş oluyorlar ve ne hikmetse rastlaşmıyoruz cemaatin içinde. Gene öyle oldu, meğer gitmişler. Ben öyle gözetlemeye durmuşken sokağın başındaki manavın önünde ve de geçenlerle bir taraftan da bayramlaşırken sevgili dostum Yaşar Bostan önümde beliriverince bir an şaşırır gibi oldum. Meğer Paşalimanına Mahmut Hocaya gitmişler. Cami henüz açılmamış ve o da oğlu Mehmet’e, “beni Beylerbeyi’ne bırak, orada Nurettin Durman’ı görürüm belki” diyerek bizim camiye gelmiş. Tevafuk işte, ben de camiye giderken yolda içimden geçirmiştim ki “yahu bu Yaşar Bostan bey epeydir bana gelemiyor, işleri de yoğunmuş diyorlar, bari ben bir gün karşıya geçeyim de dükkânında ziyaret edeyim” diye niyetlenmiştim. Kucaklaştık, bayramlaştık, reklamcı – yazar Kemal Sezer Beyle birlikte kahvenin önünde çay içip sohbet ettikten sonra caddeden geçerken bizi görüp yanımıza gelen sevgili dostum Ahmet Şahin ve oğlu ile de bayramlaşıp onları yolcu ettim. Ahmet kardeşimiz Yaşar Beyi evine bırakacak arabasıyla...

İsmet Beyle telefonda bayramlaşırken, “gene kaçırdın” dedi. “Gene camide görüşemedik...” “Ya abi, ben yaramaz adamın, beceriksiz adamın tekiyim, bir türlü olmuyor. Halbuki o kadar da bakındım sağa sola, hatta çıktım dışarıda da bekledim, olmadı göremedim sizi. Demek ki bende bir kabahat var” dedim, “Ondan oluyor bunlar.” Yüksel Kanar cami çıkışı görüşmüş İsmet Beyle, hatta Hasan Kaçan bile Beylerbeyi Camii’ne gelmiş görüşmüş de; ben beceriksiz adam İsmet Beyi görmeyi başaramamışım gene. Ne yapalım kısmet değilmiş. “Ahmet Demirel’i de görmemişsindir” dedi. Evet, ne yazık ki onları da beklediğim halde, kahvenin önünde de bir hayli oturduğum halde göremedim, görüşemedik. Cemaat dağılmış, zaten herkes evinin yolunu tutmuştu.

Çengelköy Çınaraltı mektebinin muallimi

Bir kaç yıldır bayramlarda yaşça benden ilerde olan değerli yazarlarımızı, dostlarımızı telefonla arıyor ve öylece bayramlaşıyorum. Atasoy Müftüoğlu kardeşimize yıllardır telefonla ulaşamadığım için iki bayramdır aramıyorum doğrusu. Kalbimden bir selam gönderebiliyorum ancak. Tabii bayramlarda beni de arayan; telefon, mesaj ve e-mail ile bayramımı tebrik eden yaşça küçük kardeşlerime de kalbî bir muhabbetle sağ olsunlar, var olsunlar diyorum. Böyle Rasim Özdenörendüşünceler içindeyken, kalbî bir yakınlıkla hemen Rasim Özdenören Beyi aradım. Kendisi çıktı telefona. “Abi bayramınız mübarek olsun, yenge hanıma hürmetlerimi iletin lütfen.” Karşılıklı sevgi saygı muhabbeti… “Abi maşallah iyi yazılar çıkıyor bu ara...” “Sizlerin teşvikiyle” deyip buna benzer hoş bir sözle cevap veriyor. Kendisinin ve yenge hanımın bayramlarını tebrik ediyorum. “İstanbul’a geldiğinizde sizi görmeyi arzu ediyorum” diyorum, “Geldiğinizde haberim olursa eğer.” “İnşallah görüşürüz” diyor Rasim Bey... Bir vesileyle görüşürüz inşallah... Rasim Özdenören Beyin önemli bir yazarımız, hikâyecimiz olarak aramızda bulunmasından mutluyuz elbet... Bereketli bir yazı hayatı diliyorum kendisine. Karşılıklı dua ediyoruz birbirimize; sevgiyle, muhabbetle kapatıyoruz telefonu...

Bu konuşmanın sonrasında yazıya başladım ki ‘80 kuşağı şairlerimizden Âdem Turan arıyor beni. “Abi dışarıda bir çay içsek, bayramlaşsak, çıkar mısın” diyor, “hem de Bursa’dan getirdiğim Metin Önal Mengüşoğlu kitabını vereyim?..” “Olur” diyorum. Aralık ayının sonlarına doğru Türkiye Yazarlar Birliği Bursa Şubesi tarafından Metin Beyin yazarlık hayatının 40. yılını kutlamışlardı. Konuşmacı olarak Âdem Turan da katılmış ve o etkinlik vesilesiyle Metin Bey hakkında yazılan yazılardan oluşan bir kitapçık hazırlanmıştı.

İsmail KazdalAklıma geldi de İsmail Kazdal Ağabeyi cep telefonundan aradım. Çengelköy’de oğlunun evindeymiş. Bir sürü özür beyan ettim. Çünkü çoktandır ne onu ziyaret etmiş ne de telefonla falan hal hatır sormuştum. Çok ayıp olmuştu tabii. Bu Çengelköy Çınaraltı mektebinin muallimi değerli zatı aramamak olur muydu yani!.. Bize yakışmıyor ama böyle densizlikler oluyor işte. Bayramlaşıyoruz. İnsan dostlarını özlüyor canım. Bazen dostun yüzünü görmek, iki çift laf etmek dahi büyük bir rahatlama getiriyor insanın kalbine. Kalbî bir yakınlık oldu mu böyle oluyor demek!..

Not: 10 Eylül 2010, Bayram ve Cumadan önce Atasoy Müftüoğlu’na nihayet ulaştım. Karşılıklı dualaştık. Ömrü uzun ve bereketli olur inşallah.

 

Nurettin Durman günlüğünden hatırlattı

Güncelleme Tarihi: 14 Eylül 2010, 16:59
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20