Bir akım olarak Hümanizm ve Türk tarihine yansımaları

"İnsanı hiçbir zaman doğru konumlandıramayan Avrupa, bağrında yaşadığı karanlık baskıcı sisteminden doğan zorunlu bir ihtiyaç olarak “hümanizm” çatısı altında sevgi eksikliğini gidermeye çalışmıştır." Zeynep Sultan Sınırlı yazdı.

Bir akım olarak Hümanizm ve Türk tarihine yansımaları

Google’a “Hümanizm Nedir?” sorusunu sorduğumuzda sevimli bir cevap olarak insancılık tabiri karşımıza çıkmaktadır. İnsanı merkeze koyan bu ideolojinin ortaya çıkışı 14. yüzyıla tekabül etmektedir.

Avrupa’da Orta Çağ’ın skolastik düşünüşüne göre hayatın akışında, merkezde dinin olduğu bir  sistem hâkimdi. Bu akımın öncüleri, Antik Yunan kültürünü en yüksek kültür örneği olarak kabul etmişlerdir. Daha çok insan zekâsının değerlendirilmesi üzerine çalışmalar ve eserler üretmeyi hedeflemişlerdir diyebiliriz. Örnek aldıkları bu kültüre ait filozoflardan Protogoras’ın bu konudaki şu sözünden etkilenmiş olmaları da muhtemel kabul edilmiştir: “İnsan her şeyde tek ölçüdür.” İşte hümanizm, etkilendiği bu felsefeyi kaynak edinmiş sanatçılar tarafından ortaya çıkmış bir akımdır.1 Hümanizm, ortaya çıktığı ilk dönemden günümüze varıncaya kadar değişimlere uğramıştır. Bir sistemleşme sürecinden geçmiş ve ilk planda dönemin edebiyatçıları ve düşünürleri tarafından onların deyimiyle revize edilerek yeniden topluma sunulmuştur. Varoluştan gelen insan sevgisinin aniden türeyen yeni bir akım olarak ortaya çıkması kabul edilir bir durum değildir. İnsanı hiçbir zaman doğru konumlandıramayan Avrupa, bağrında yaşadığı karanlık baskıcı sisteminden doğan zorunlu bir ihtiyaç olarak “hümanizm” çatısı altında sevgi eksikliğini gidermeye çalışmıştır.

Hümanizmin ortaya çıkışı

Birçok tarihçinin fikir birliğine göre 19. yüzyıldan itibaren Avrupa’nın düşünce ve sanat alanında yenilikçi küçük çocuğu olarak kabul gören hümanizm, bundan daha erken bir dönemde 14. yüzyıl İtalya’sında etki etmeye başlamıştı. Bunun sebebi olarak da İtalya’nın siyasî durumunun insan zihninin açık ve değişken olmasına mahal vermesi gösteriliyordu. Yani hümanizm için bir bakıma Rönesans’la beraber başladığı tespitinde bulunabiliriz. Hakikaten bu “yeniden doğuş” klasik edebiyatın ve sanatın geri dönüşünü ihtiva ediyordu. İtalyan din adamı Barlaam filoloji ve ilahiyat alanında yaptığı çalışmalarda; Dante, Boccaccio ve Petrarca edebî eserlerinde bu fikriyatı yansıtarak Antik Yunan ve İslâm düşüncesinde mevcut bazı üslupları kendilerine göre canlandırmayı amaç edinmişlerdi. Ressamlar ve mimarlar da usta fırça darbeleri ve göz kamaştırıcı taş işçiliğiyle hümanizm yolunu tuttular. Bu düşünür ve sanatkarlara göre insanın doğadaki varlığı birinci sırada gelmekteydi ve her şeyi kanunlarla açıklamaya çalışan skolastik fikre karşın, insan aklını merkeze alıyorlardı. Hümanizmin temelinde, insanı geliştirmek ve bu gelişimin tamamlanması neticesinde insanı yüceltmeyi amaç edinmek yatıyordu. Hümanistlere göre insan sanatın ve edebiyatın asıl konusudur ve genel anlamda insanı konu alıyor olmaları sebebiyle de yaşadıkları çağa, topluma, yerel ve ulusal değerlere uzak kalarak evrenselliği gaye edinmişlerdir.

15. yüzyıla gelindiğinde artık İtalya’da ayrıca akademik anlamda hümanist; “studia humanitas” olarak anılan ve dilbilgisi, belagat, şiir, tarih ve ahlâk felsefesinden oluşan belirli bir müfredatı öğreten âlime verilen bir addır. Hümanizmin önemli temsilcileri bu dönemde Fransa’da da boy göstermeye başlamışlardır. Bu noktada deneme türünün babası kabul edilen Montaigne hümanizmin yükselmesini sağlamış bir sanatçıdır. Ayrıca batıda türünün ilk örneği sayılan Don Kişot romanıyla ünlü İspanyol yazar Cervantes ve İngiliz edebiyatının kurucusu Shakespeare en bilindik hümanist yazarlardandır.2

Farklı bölgelerde gelişen hümanizm farklı dünya görüşlerinden temsilciler kazanmaya devam ediyordu. Siyasî anlamda bazı hümanistler saltanat sistemini bazıları cumhuriyet yönetimlerini beğenmekteydiler. Kimi Protestanlığa geçerken, kimi de Katolikliğe sıkı sıkıya bağlıydı. Kimisi insanın coşkuyla hayata karışmasından yanayken, kimisi çileciliği övüyordu. Yani hümanistler artık belli bir dünya görüşünün ağız birliğini yapmıyorlardı.

Türk tarihinde Hümanizmin yansımaları

17. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına kadar ortaya çıkmış ve etkisi sürmüş diğer akımlara kıyasla hümanizm, Türk tarihinde ancak Cumhuriyet sonrası etkisini göstermiştir. Bunun bir sebebi, İslâm düşüncesinde insanın eşref-i mahlukat olarak adlandırılması hasebiyle insan kıymetine dikkat çekmesidir. Osmanlı Devleti’nin insana insan olduğu için değer verme politikasını başarılı bir şekilde yürütmesi hümanizmi, uzun süre İslâm topraklarında fuzuli kılmıştır. Nitekim bu akımla ilgisi olmasa da Yunus Emre’den zaman zaman ilk Türk Hümanist olarak bahsedilmiştir. Esasen tasavvuftan kaynaklanan insan sevgisinin hümanizmle bağdaştırılıp bağdaştırılmayacağı ise ayrı bir tartışma konusudur. Türk tarihindeki hümanizm yansımalarını anlamak için öncelikle Batı’dan örmekler aldığımız Tanzimat dönemine bakmak gerekir. Osmanlı sultanlarının Tanzimat’la başlattıkları köklü değişikler Atatürk inkılapları ile devam etmiş, Cumhuriyetin ileri dönemlerinde zirveye ulaşmıştır. Yenileşme-devrim-savaş gibi değişiklikleri yaşayan sanatçılar, geri kalmışlık psikolojisinin oluşturduğu taklit etme duygusunu özgün eserlerinde sentezlediler. Bulundukları bu hâl neticesinde edebiyatımızda eski Yunan’ı ve Latin’i öne çıkarmaya çalışan bir anlayış olarak “Nev-Yunanilik” ortaya çıkmıştır. Doğal olarak bununla beraber hümanist anlayış da taklit edilmiştir. Antik Yunan’a duyulan ilgi, düşünceye ve toplumsal sorunlara yönelik olmuştur. Öncelikle üniversitelerimizde Yunanca ve Latince dersler okutulmaya başlanan bu dönemde yazarlarımız Anadolu’da ve Akdeniz’de antik dönemden beri var olan Yunan uygarlığına ait izlere ışık tutmayı ideal olarak benimsemişlerdir. Benimsenen bu gayenin dikkat çekici bir örneği olarak, Ahmet Mithat Efendi’nin “Yunan’ı Kadim Zenanı” adlı yazısı, kadın ve aile hayatını anlatır. Bu dönemde Batı tarzı eğitimin hâkimiyet kurmaya başlandığı düşünüldüğünde ortaya çıkan eserler alınan eğitimin gözle görülür meyveleridir. Nitekim edebiyatın dinî, siyasî, bilimsel gidişattan soyutlanarak ilerlemesi zaten mümkün değildir.

Türk tarihi açısından bakıldığında tarihin en önemli kaynağı olarak sözlü tarihin temeli olan edebiyatımıza değinmeden geçemeyiz. Türk edebiyatının kıymetli şair ve yazarlarından Yahya Kemal dokuz yıl Paris’te kaldıktan sonra kendisiyle aynı fikirde olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu’yla birlikte “Havza” adlı bir dergi çıkarmayı düşünürler. Yayın amaçları Anadolu’da yaşayan Müslüman halkın Akdeniz havzasında var olan bir uygarlığa aidiyetini kanıtlama arzusudur. Herkes modern Fransız edebiyatına yönelmeye başlamışken Yahya Kemal, köklerinin bizde mevcut olduğunu düşünerek Yunan edebiyatını örnek almak gerektiğini savunmuştur, hümanist düşünceye bağlı olarak 1940’larda liselerde Latince dersleri okutulmaya başlandığında Yakup Kadri “Hakikat” gazetesinde durumdan ne denli memnun olduğunu dillendirmiştir. Eski Yunan’dan tercümeler yapılırken öte yandan hümanizmi savunan bir dergi olarak “Yücel” dergisi bu yılların önemli yayınlarındandı.

Cemil Meriç, Yahya Kemal’den ve Yakup Kadri’den şöyle söz eder: “İran’dan Yunan’a geçen iki dost, bu yolculuktan altın meyvelerle dönerler. Ama anlarlar ki gurbet tehlikelerle dolu. Bakileri, Galipleri, Hamidleri yetiştiren bir şiiri Yunan-ı Kadim’e bağlamak, ummanı ırmağa bağlamaktır.”3 Cemil Meriç’in de dediği gibi iyi kalemlerin başlatıp sürdürdüğü bu yolculuk belli bir süre sonra istenilen şekilde ilerleyememiştir. Edebî serüveninin aksine düşünce dünyamızda, felsefede ve insanımızın toplumsal yaşantısında seküler bir anlayışın yer edinmesine fayda sağlamıştır. Hümanizm akımı, ortaya çıkışından 20. yüzyıla varıncaya dek yaşadığı değişimleri, Türk edebiyatında görülmeye başlandığı andan itibaren deyim yerindeyse Türk yazarların elinde yeniden yaşamıştır. Ne var ki insan tam merkeze konumlandırıldığında yine insan tarafından zarar görebilecek durumdadır. Bundan dolayı insanı yine insana bırakmak, salt insanı öne çıkarmak sonuç vermeyebilir. Hümanizm, kökleri çok derin olan Türk edebiyat, tarih ve düşünce dünyasında yeni dallar yeşertmiş olsa da topyekûn bir etkiden söz edilememektedir.

Zeynep Sultan Sınırlı

Kaynakça:

1 Çev. Nesrin Kaya, “HÜMANİZM”, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, C. 25, Sayı: 2, 1992

2 T. Ahmet Ertek, “Avrupa”, TDV İslâm Ansiklopedisi

3 Cemil Meriç, “Bu Ülke”

Yayın Tarihi: 25 Temmuz 2022 Pazartesi 12:00 Güncelleme Tarihi: 25 Temmuz 2022, 17:19
YORUM EKLE
YORUMLAR
İshak Aydın
İshak Aydın - 5 ay Önce

Düşünce tarihimizde hümanizmanın etkisini özetleyen harika bir yazı olmuş.Kaleminize sağlık.

Bayram Ali Ersoy
Bayram Ali Ersoy - 5 ay Önce

MaşaAllah güzel yazı sanki devamı gelecek gibi tadı damağımızda kaldı yarım kalmış yazı devamını hararetle bekliyoruz

Zeynep Sultan Sınırlı
Zeynep Sultan Sınırlı @Bayram Ali Ersoy - 5 ay Önce

Çok çok teşekkür ederim Bayram Ali Hocam, desteğiniz çok kıymetli

Halil Şengün
Halil Şengün - 5 ay Önce

İdraklerimize giydirilmiş deli gömlekleri der izmler için Rahmetli Cemil Meriç,o gözle okudum yazınızı ve Bir kez daha hak verdim rahmetliye. Bilgilendirici yazınız için teşekkür ederim.

Zeynep Sultan Sınırlı
Zeynep Sultan Sınırlı @Halil Şengün - 5 ay Önce

Sağ olun çok teşekkür ederim Halil Hocam, rica ederim

Faruk Zeki Elgün
Faruk Zeki Elgün - 5 ay Önce

Güzel bir yazı olmuş.Emeğinize sağlık . Teşekkür ederiz.

banner19

banner36