banner17

Bir adam var putlarımızı kıran!

Asla ve Daima belgeseli Zeki Bulduk'un en unutkan anında geldi karşısına ve utanarak yazdı Nuri Pakdil'i özlediğini.

Bir adam var putlarımızı kıran!

Yalnızlık ve yürümenin en devrimcisi!

Harbiye’ye doğru yürürken, sadece, bir adam için gittim Radyo binasına. Sanırım gelenlerin de gelmeyenlerin de sebebi “o adamdı”. Gelenler, yanında durmak için, gelmeyenler ise yanında durdukları için gelmediler.

Mesela N. Ahmet Özalp o adamın yanında durduğu için Radyo binasına gelmişti. Mesela Mürsel Sönmez o adamın yanında olduğu için gelmemişti.

Bizi daha bir adam kılan, oyuncaklarımızdan arındıran, dünyaya bulaştığımızda ayıplayan, nefsimize yürümeyi ve oyalanmamayı öğreten Sükût Sûretinde bomba yalımı sözler patlatan bir adam tanımış olmanın vebali verildi. Ve biz bu veballe dolaşıyoruz dünya denen cenabetin üzerinde. Yürüye yürüye, yaza yaza, kavga ede ede bulacağız Tanrımızı.

Evet bayım, sık sık unuttuğumuz Tanrımızı!

Asla ve Daima, Nuri Pakdil belgeseli

Mevlana İdris’in kelimelerle tavsif ettiği “asla ve daima” diye cem ettiği bir hikâye vardı perdede. Bu hikâye yalnız kalmayı göze alanların ve yürümekten asla vazgeçmeyenlerin hikayesiydi. Kitaba köküne kadar inanan köklü bir adamın hikâyesiydi. Adam olmanın Adem’i hissetmekle, Kudüs’ü bilmekle, İstanbul gibi dimdik ayakta durmakla mümkün olduğunu söylüyordu belgeseldeki tüm sesler.

Asla ve Daima, Nuri Pakdil belgeseli

Utandım

Sevdiğimi unuttuğum için utandım.

Dayanamayıp çürüyenler arasında olduğum için utandım./ Hiçbir zaman az sevmemiş bir adam. Portakal aldığında bir-iki değil de; kasayla alıp, dayanamayanların çürüdüğünü gören bir adam/ Sonra, birden; oyuncaksız zamanlarımı, o adımı okuduğum zamanları özledim. Yalın bir şekilde özlemek nedir bir daha hatırladım. Yusuf’un babasını özlemesine râm oldum.

Uzun uzun konuşan kurum yöneticisinin devlete bulaşmış dilinden; bir dervişe dokunmanın erdemindeki bakanın konuşmasıyla ayıldım. Ne diyordu Gökhan Özcan; Ankara’da yürürken birden Nuri Pakdil’in sessiz sedasız yanınızdan geçmesini hissedersiniz! Evet, bir derviş kapkara bir şehri aydınlatabilir. Bunu da öğretmişti o adam.

Tanrı’ya yürüyen adam

Birden Anadolu, birden dünyaya bırakılan Adem’in yalnızlığı, birdenbire kıyamet vardı Nuri Pakdil yürürken gözlerimizin önünde. Kudüs’e doğru yürüyen adam sabırla yürüyen insanın eninde sonunda Tanrı’ya ulaşacağını öyle sakin anlatıyordu ki; dışarıdaki kıyamet kılımıza bile dokunamıyordu.

Gönenmek, kelimelerin verdiği bir devrimdi. Eylemi yazmak olan bir adam mı vardı karşımızda; yoksa baştan ayağa eylem kesilmiş bir adam mı… Durdum kaldım. Tüm unuttuklarıyla insan insandır, deyip, unutkanlığıma kırıldım.

Asla ve Daima, Nuri Pakdil belgeseli

Asla ve Daima’yı izlemek; Güneş Kasaplarını hatırlamaktı. Ne demişti Usta: “Güneş Kasapları gün boyu insan etiyle karın doyuruyorlar. İnsanların yüzleri de kan sızan mezbahalardır.”

Bir Yazarın Notları’nın baskısının olmadığı zamanlarda, ne güzel bir eylem yapmıştı bir ağabeyimiz. O kitaptan sınırlı sayıda fotokopi kitap yapmıştı ya, biri de benim nasibime düşmüştü. Şimdi, anlıyorum ki yazma eylemini hırsızlama öğrenmişim. Nuri Pakdil’i okumak insanı yazmaya sevk eder; hırsızlama okunsa dahi insan ondan bir nasip kapabiliyormuş…

Ya o atlar öyle mahzun dururken

Cezayir’e doğru koşan atlar vardı… O atların ayaklarını kaç zamandır kırık bıraktığımı hatırladım. O atların yelelerini nicedir okşamadığımı hatırladım.  “Ali’nin hücum kurallarını” nice zamandır unuttuğumu görüp nefsimi kınadım.

Bana, beni hatırlatan bir yazar, yapmıştır yapacağını... Yazıyla dünyayı yeniden kuran az yazar vardır. Kelimeleriyle insanı depremin ortasına götürüp, “işte dünya! Kurtar kurtarabildiğini deyip, dert her ne ise, işte onu öğretebilen ve oyuncaklarla oyalananların eline kağıdı, kalemi ve kitabı verendir.

Asla ve Daima’yı izlerken ellerimdeki oyuncaklarıma baktım; dünya, iyi yaşamak, unutmak, oyun oynamak, ağlayayım diye yazı yazmaktan başka bir şey yoktu elimde. Oysa, yazının aydınlattığı bir dünyada tüm kara güçlere karşı güneşi parlatmak değil miydi görevim?!

Elime bir kalem alıp onarmalıyım kendimi yeniden! diye çıktım Radyo binasından.

Sahi, ne kadar da yalnızmışız; ne kadar güzel bir yalnızlık seninki be usta!

“Sımsıkı bir dayanışma içerisinde insanı düşünen” bir adam var Ankara’da.  Ve onun da yaşadığı bir dünyada yaşıyor olmaktan öte övüncüm yok: Utancım ve özlemim var; namuslu, dirençli, duyarlı ve köklü kelimelere dokunmadan geçirdiğim günlere dair.

Ne çok özlemişiz be Usta, yanı  başımızda dursan da!

(Programdan sonra, arkadaşlarla “eğer şimdi eylem yapabilecek hale gelmişsek belgesel amacına ulaşmıştır,” dedik. Evet, birçoğumuzda Nuri Pakdil eylemlerinden yapmak fikri vardı. Ama, eylemi birkaç kişi yaptı. En güzelini de Asla Ve Daima’nın afişlerini söküp yanına alarak İbrahim Paşalı yaptı. Kıskandım.)

Nuri Pakdil için biyografi denemesini izlemek için tıklayın.

 

 

Zeki Bulduk utanarak ve özlediğini hatırlayarak yazdı

fotoğraf: Halit Ömer Camcı

Güncelleme Tarihi: 27 Aralık 2010, 01:38
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
tolga korkmaz
tolga korkmaz - 8 yıl Önce

geçenlerde derse girdiğim sınıfta leyla ve mecnun hikâyesini anlattım. öğrenciler güzel güzel dinlediler. hikâyeyi bitirdim. tam o esnada birisi parmak kaldırdı ve şu soruyu yöneltti bana:"hocam iyi güzel anladık da, leyla burda erkek miydi kadın mıydı?" ;) ali beyin sorusu bana bu olayı anımsattı ne hikmetse...

ali bey
ali bey - 8 yıl Önce

sayın zeki bey o adam kim merak ettik. ipucu verseniz.

m. fatih kutan
m. fatih kutan - 8 yıl Önce

allahu ekber.

banner8

banner19

banner20