Beyazıt'ta bir sohbet mekanımız olsa

Eridik. Ne o İstanbul'un üniversitesi kaldı, Dar’ulfünunu, ne Sahaflar Çarşısı, ne de civarında kalpten kalbe, dilden dile bir şeyler alacağımız, aktardığımız yerler. Eyüp Sami Yavaş 'İstanbul Üniversitesi'nden dostlarım' diyerek yazdı..

Beyazıt'ta bir sohbet mekanımız olsa

Uzun zamandır bir sitem ve duayı içimde barındıyordum ama bir de (affınıza sığınarak) denize olta sallamaya karar verdim, belki bunun için benden başka da sıkıntı çekenleri buluruz.

İstanbul Üniversitesi'nden dostlarım! Arkadaşlar, kardeşlerim, dostlarım ve sevgililerim. Eridik. Ne o İstanbul'un üniversitesi kaldı, Dar’ulfünunu, ne Sahaflar Çarşısı, ne de civarında kalpten kalbe, dilden dile bir şeyler alacağımız, aktardığımız yerler. Beyazıt’taki Küllük de yok... Ancak Dursun Gürlek hocanın Çınaraltı Kitap Sohbetleri adlı kitabından buraya dair bilgi edinebiliyoruz. (Eski Beyazıt'ı, Küllük'ü, sohbet mekanlarını merak edenler, Dursun Gürlek'le 2002 yılında yapılan linkteki röportaja bakabilir.)

Sahaflar şeyhi Muzaffer Ozak çok daha önceden rahmetli olmuş, dükkanında muhabbeti yok, yalnız ondan geriye kalan fotoğrafları var. Oysa merhumun sağlığında nice üniversiteli öğrencinin gidip de kulaklarını ilimle, edebiyatla doldurdukları, nice güzel insanlarla tanıştıkları bir yermiş. Şimdiki hali içler acısı malum. Beyaz Saray’dan taşınıp Yümni İş Merkezi’ne geçen Enderun Sahhaf da geçtiğimiz aylarda kapandı, ondan evvel de sahibi İsmail Özdoğan amca ben üniversiteyi kazandığım vakitlerde rahmetli olmuştu. Zaten hep böyledir, Ahmed Yüksel Özemre’yi okuyup tanışma aşkına düştüğümde de kendisi yakın bir geçmişte vefat etmişti.

Neyse, bu durumda dahi Enderun’a devam ediyordum. Tabi kimler gelip geçmişti eskiden oradan, İsmail amcadan sonra durağanlaşmıştı ama oraya dair duyduklarımın hatrına dahi olsa, orada kalmak istiyordum. Yine kimi zamanlar bu istediğim halkalar kurulmuş oluyor, müsaade ile oturup dinliyordum, kimi zamansa kısa olmak koşuluyla bir iki kelam etme edepsizliğinde bulunuyordum. Ta ki dükkâna “devren kiralık” kâğıdı asılana dek... Şimdi korkuyorum buranın o pasajın içindeki diğer kitapçılara dönüşüp de sıradanlaşmasından.

Bir hayalimiz var

Fakülteninüniversitenin çevresinde bir halka kurup sohbet edilecek yer yok. Ya basit ideolojiler yuvalanmış varolan yerlere, ya kapitalist cafe sahipleri. Üniversite öğrencilerinin kahir ekseriyetini oluşturan camiaya açık her yer ama dertli, öğrenci değil talebeyiz diyenler için bir çay ocağı dahi yok. Fatih ve Üsküdar’da böyle yerlerim var, kimseyle haberleşmeden giderim de ille bir tanıdığa denk gelirim. Gerçi eskiden çok daha fazla oluyordu, şimdilerde buralar da azaldı ya neyse. Velhasıl, bu durum bizi güzel insanlarla tanışmamızdan da alıkoyuyor, oysa güzel insandan daha güzel bir şey var mı ki şu dünyada?

Tek isteğim, rahatça muhabbet edebileceğimiz, dostlarla tanışacağımız, yeri geldiğinde Yunus’tan mısralar seslendireceğimiz, yeni bitirdiğimiz kitapların altı çizili yerlerini göstereceğimiz bir yer olması. Böylesi yerlerin yokluğunda ne olduğunu görüyoruz, 4.00 not ortalamalı, 5 yabancı dile hakim gafiller yetişiyor, pahalı zevklerin ve ucuz cesaretlerin insanı yetişiyor.

Güzel insanları bilmeden, görmeden olmaz mı? Maalesef. Gözden uzak olan gönülden de uzak olur. Hem görmek önemli, o kadar önemli ki Üveys El Karanî hazretleri sırf görmediği için peygamberi, sahabe olamıyor onca zorluğa rağmen de; belki sadece ganimet için Müslüman olan bir bedevi elçiyi görüp de sahabeliğe ulaşıyor. Ben, bu denli büyük bir kampüste onlarca güzel adamın olduğunu bilip de tanışmamış olmanın sıkıntısını çekmekteyim âcizane.

Çözüm sürecinde de bir hayal kurduk iki üç arkadaş. Yahu şu güzel Vefa’da bir han odası kiralasak da, çevremiz zamanla gelmeye başlasa, resmi olmayan bir silsileyle çay demlenecek, ortadaki kumbaraya da parası olan para atacak ki kirasını verebilelim, çayını çorbasını alalım. Parası olmayan/vermeyecek olan baş göz üstüne, sohbeti güzel olsun kâfi. Fitne etmesin tamam. Bilmiyorum, ütopya mı?

Ne demiş Niyazi Mısri hazretleri:

Sağ u solum gözler idim dost yüzünü görsem deyü,
Ben taşrada arar idim ol cân içinde cân imiş.
Öyle sanırdım ayriyem dost gayrıdır ben gayriyem,
Benden görüp işiteni bildim ki ol cânân imiş.”



Eyüp Sami Yavaş yazdı

([email protected])

Güncelleme Tarihi: 17 Mayıs 2014, 13:19

Eslem Nilay Bozdemir

banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Muhammet Hamdullah Doğan
Muhammet Hamdullah Doğan - 6 yıl Önce

Özlemi duyulan çay ocağı, kıraathane yada kitap cafe, artık adı ne olursa, lise yıllarımdan beri hayalim. Bir bardak çayın deminde kitapla, muhabbetle, ilimle demlenen güzel insanlar. Böyle bir mekan hayaliyle çıktım geldim İstanbul'a. Gelin görün ki nasip olmayınca olmuyor. Gayret bizden, takdir Allah'tan, inşaallah Allah bir gün böyle güzel bir mekan nasip eder bana, bize..

Süleyman Emre Aktaş
Süleyman Emre Aktaş - 6 yıl Önce

Bir İstanbul Üniversiteli olarak böyle yerlere açız. Ben ve birkaç arkadaşım böyle bir oluşumda yer almaktan çok mutlu oluruz

Mustafa Bey
Mustafa Bey - 6 yıl Önce

Bunu gerçekleştirebiliriz. Lakin bir şeye ihtiyacımız var. Oda "fedâkarlık"...

Eyüp Sami Yavaş
Eyüp Sami Yavaş - 6 yıl Önce

Mustafa Bey, ne yapmak gerekli sizce, fikriniz var mıdır? Yani öğrenci ekonomisiyle böyle bir yer oluşturmak pek zor. Öte yandan, bir arifin kolundan tutup da bize babalık et de denmez..Süleyman Emre Aktaş, bizim ve sizin gibi bir sürü öğrenci var, açlık ve boşluk hisseden. Zaten bu yazıyı da bu kitle adına yazdım bir nevi.Not: Yukarıda mail adresimi verdim, lütfen bir şeyler yapmak isteyen ya da öneride bulunacaklar bana oradan ulaşsın.

banner19

banner13

banner26