Benim desenlerimden biri karıncaaslanıdır, kimse görmese de

Bir de memur çocukları vardır. Çocuklukları başka başka kentlere pay edilmiştir. Çocukluk arkadaşları memleketin dört bir yanındadır ama eksiktir. Muhammed Emin Avcı yazdı.

Benim desenlerimden biri karıncaaslanıdır, kimse görmese de

“Çocukluğum, çocukluğum...

Uzakta kalan bahçeler

O sabahlar, o geceler,

Gelmez günler çocukluğum.

(Ziya Osman Saba, Çocukluğum)

Çocukluk bir kozadır. İnsan desenlerini o kozada kazanır. Bu sebepledir, ilk tanıştığımız insana memleketini sorarız. Çünkü çocukluğunu geçirdiği topraklar, desenlerine de muhakkak işlemiştir. Aynı mahallenin çocuğu olmakla, karşı mahalleli olmak arasında bile doku farklılıkları illa ki bulunacaktır. İklimin, suyun, görgünün farklı olduğu yerler arasında açılacak uçurumu varın siz hayal edin. Bir de tayinci memur çocukları vardır. Çocuklukları başka başka kentlere pay edilmiştir. Çocukluk arkadaşları memleketin dört bir yanındadır ama eksiktir. Çünkü o arkadaşlar için memur çocuğu bir aralığın hatıralarına sıkışmıştır. Dostlukta bile bir gedik açılmıştır. İlkokula başladığın arkadaş öbeği ile bitirdiğin başka, ortaokul ve lise günleri bambaşka şehirlerde cereyan etmiş olabilir. Mahalle maçlarında ait olduğun takımı bile bilmezsin. Ezberden beş isim söyle deseler söyleyemezsin. Misaki-San[1] gibi yetenekli de değiliz ki forvete çaksınlar bizi. Allah’ını seveni defansa çağırmakla görevliyiz. Sığınılacak en muhkem kalemiz olan çocukluğumuz paramparça dağılmış bir vaziyette.

İnsan, insanı yarasından tanır.  İsmet Özel’i sevme sebeplerimden biri onun da memur çocuğu oluşundandır. Onun çocukluğu da şehirlerarasında pay edilmiş. Bir hatırasını şöyle aktarıyor: "İlk mektebe başladığımın daha ilk ayında zil çalar çalmaz sınıftan koşarak çıktığım için pusudaki kadın öğretmenden bir tokat yedim. O günden beri gücünü üzerimde denemeye yeltenen resmi veya gayr-i resmi her türden otorite açıktan düşmanım oldu. Bu düşmana haddini bildirmek bahse konu olunca en büyük desteği bana şiir verdi."[2]

Yığınla gülümseten hatıra

Babamın memuriyeti nedeniyle ilkokula Gümüşhane Kelkit’te başladım. İsa’nın doğumunun 1992. senesinin Eylül ayında, öncesinde oturduğumuz lojmanın okula uzak olması sebebiyle anaokulu da okumamış olarak. Özel gibi okulun ilk haftasıydı, sınıf arkadaşlarım kalemlerini tıraş etmek üzere kapı dibi duvar köşesindeki çöp tenekesinin başında kümeleniyor, biraz da kaynatıyorlardı. Altı yaşın hevesiyle kalemimi açacağımı kapıp bu cümbüşe katıldım. Ama tabii daha evvel ne kreş ne anaokulu görmemiş bir çocuk olarak öğretmeni nelerin sinirlendirebileceğinden habersizdim. Bir de üzerine öğretmen masası tarafında çöp kovası başında aldığım konumda acemiliğimin bir göstergesi olduğunu daha sonraları fark ettim. Öğretmen hanımın hışımla yerinden kalktığını arkamın ona dönük olmasından göremedim. Ve tüm bu hata zinciri uyluk etlerimde patlayan bir cetvel darbesi ile sonuçlandı. O öğretmenin ismini hatırlamıyorum. Hiç anımsamaya da çalışmadım. Ama cetvelin acısını ömrüm boyunca hatırlayacağım. O acının içimde bıraktığı izin ilk etkisi okuma yazmayı öğrenmeyi reddedişim olmuştu. Altı yaşında da olsam o öğretmen hanımdan öğrenecek başka bir şeyim yoktu. O olaydan yaklaşık iki ay sonra babamın tayini nedeniyle Diyarbakır’a taşındık. Ve okula sıfırdan tekrar başlamış oldum.

“Sen ısırıp cennetten dökülen sırçaları

Kütür kütür kırarken çocukları dişinde

Bakmazsın yaşın yaşın göğün ağlamasına

Aşk yazmaz kitabının eşşek kadar cildinde”[3]

Dicle Üniversitesi ismini aldığı nehrin şehre göre doğu tarafında oldukça bereketli topraklar üzerinde yerleşmiştir. Tüm fakülteleri, lojmanı, rektörlüğü ile geniş bir arazi üzerinde gerçek bir kampüs. Çocukluğumuzun masallarının önemli bir kısmı bu kampüsün lojmanlarında geçti. Babamın memuriyeti bırakıp üniversiteye geçmesi ile üç sene Urfayolu’nda oturduk. Sonra bizim için lojman macerası başladı. Benim hikayem arada yatılı okuduğum seneleri düşünecek olursak iki parça halinde beş sene sürdü. Ailem için bu zaman on iki yıla yakın bir süreydi. Lojman arkadaşlarım, “mahalleden arkadaşlar” tamlamasına en yakın arkadaş grubum oldu bu sebeple. Yerleştiği arazi, çıktığımız keşifler, kurduğumuz karton ve ağaçlardan evler ve kozalak savaşlarımızla çocukluğuma dair yığınla gülümseten hatıra hep orada cereyan etti.

Meraktan dolayı avlanan tek canlı insan

Babam çocukluğu Adana’nın Kozan’a doğru kuzeyinde, Seyhan boyundaki Sayca köyünde 60’lı yılların son yarısında geçmiş. İpin ucuna mum eritir, onu akrep deliklerinden olta olarak sarkıtır, akrebi yuvasından çekerlermiş. Zavallı akrebin iğnesini koparıp oyuncak niyetine onunla oynarlarmış. Bizde lojmanın çevresindeki tarlalarda yaz aylarında karıncaaslanı tuzakları bulurduk.  Bizde kah tuzaklarına karınca atar karıncayı avlamasını seyrederdik. Kah zavallının tuzağını bozar içinden çıkarır, incelerdik. Tekrar ve tekrar…

Sadece meraktan dolayı avlanan, başka bir canlının hayat düzenini bozan tek yaratık insan.  Çocuklarımız hangi hayvanın keyfini kaçıracak peki? Yazık! Böyle bir lüksleri olacakmış gibi durmuyor.

“Çocukta, uçurtmayla göğe çıkmaya gayret;

Karıncaya göz atsa "niçin, nasıl?" ve hayret...” [4]

Lojmanın kuzeyinde merkezi ısıtma sistemi için yer altına yapılmış bir tünel vardı. İhale edilmiş, vazgeçilmiş atıl kalmış bir tünel. Karanlık ve pis… Biz çocuklar için korkunç güzel. Adını korku tüneli koyup keşiflerimize onu da ortak ettik. Küçüklerimizi orada sınadık. Üzerinden uzun atlama yarışları yaptık. Gözümüzün gördüğü ne varsa oyuncağımızdı. Çocuktuk. Kozamıza desenler katıyorduk.

“Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda” [5]

Çocukluk tükenmez bir hazinedir her insanın içinde. Son nefese kadar içimizde taşırız onu. Orada kazandığımız yaralarla yaşarız. O yara izinin iyi ya da kötü bir hatıradan kalmış olması bir şeyi değiştirmez. Freudyen yaklaşıma göre de insanın latens dönemde (6-12 yaş arası) zamanı, uzayı, yeri tanıması olgunlaşır.

Hangi zamana, hangi mekâna, hangi duyguya ait olduğumuzu çocuklukta öğreniriz. Yazma serüveni çocuklukta başlar. Şairlerin imgelem dünyalarında ağır bir yer tutar çocuklukları. Şiirlerin yaslandığı temel dayanaklardan biridir.  Çocukluk bir kozadır.  Benim desenlerimden biri karıncaaslanı, kimse görmese de.

Muhammed Emin Avcı

 

[1]    Taro Misaki: Captain Tsubasa çizgi dizisinde ressam babasıyla şehir şehir gezen Nankatsu’ya geldikten sonra Tsubasa ile çift forvet oynayan Japon hayali futbol kahramanı.

[2]     İsmet Özel, “Desem Öldürürler Demesem Öldüm”.

[3] Süleyman Çobanoğlu, “Şair Meslek Lisesi” şiirinden.

[4] Necip Fazıl Kısakürek, “Çocuk” şiirinden.

[5] İsmet Özel,  “Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü” şiirinden

Güncelleme Tarihi: 28 Mayıs 2020, 15:59
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Elif Arpaci
Elif Arpaci - 5 ay Önce

Harika bir kalem. Devamını bekleriz.

Eda Şahin
Eda Şahin - 5 ay Önce

Çocukluğu lojmanda geçirmenin desenimize katkıları yadsınamaz. Keyifle okudum. Hatırlayamadığım bir çocukluk arkadaşımı okur gibi.

Emin Avcı
Emin Avcı @Eda Şahin - 5 ay Önce

Aslında ne kadar çok çocukluk arkadaşımız var değil mi ? Tanımasak bile ne çok ortak şey yaşamışız.

banner19

banner13

banner26