Beni de Türk imamlarına emanet edin

Siyasi erkin Müslümanların boğazına yapıştığı, ümüğünü sıktığı ve her fırsatta çelme takıp, tekme atmaya çalıştığı bir dönemi ironik ve hikâyeli bir şekilde aktarmış Ahmet Kekeç 'Beni Türk İmamlarına Emanet Ediniz' kitabında.. Yavuz Ertürk yazdı.

Beni de Türk imamlarına emanet edin

 

 

Tarihe birer kara leke olarak düşen, bize gerçekmiş, doğruymuş, iyiymiş, güzelmiş gibi yutturulan yalanlar ve bu yalanların üzerine bina edilen safsatalar ve daha neler neler.

1990 yılında, siyasi erkin Müslümanların boğazına yapıştığı, ümüğünü sıktığı ve her fırsatta çelme takıp, tekme atmaya çalıştığı bir dönemi ironik ve hikâyeli bir şekilde aktarmış Ahmet Kekeç "Beni Türk İmamlarına Emanet Ediniz" kitabında....

Kekeç hep aynı Kekeç…

O gün kullandığı dil ile bugün kullandığı dil arasında pek bir fark yok. Bildiğimiz bir Ahmet Kekeç kitabı. Zekice, edebi ve edepli bir yumruk vuruyor masaya. Ama haberdar olmadığımız bir kitap. Kim bilir, belki yayınlandıktan sonra toplatılmıştır?...

O dönemin “İslamcı-mukaddesatçı” geçinen zevatına, sağlam kroşeler indiriyor Ahmet Kekeç. Sadece bunlara mı, elbette hayır! Bir de her fırsatta Müslümanlara vurmaya çalışan, aydın geçinen, ileri görüşlü, okumuş görünen ve fakat bir kitabın kapağını açmadan atıp tutan “dangalaklara” kendisinin tabiriyle.

“Şimdi hüzünle değilse de, iğrenerek anımsadığım şeyler kaldı geriye. Hüviyetini taşıdığım, askerliğini yaptığım, vergisini ödediğim, hatta nezaretlerinde yatıp günde üç posta dayağını yediğim bu memlekette hayatıma kasteden, bana yaşama hakkı tanımayan, sırtımdan urbamı, başımdan örtümü sıyırıp alan ‘kafa’dan hesap sormak istiyorum. Hoş, istiyorum da ne oluyor? Bakalım başkaları da istiyor mu? Asıl Pentagon’daki eşeklerin istemesi önemli değil mi?”

Sahi, bu memleket kimindi yahu?

Bu cümleleri bir yazarın çilesini özetlemeye yeter de artar bile. Ve sorular… Kendisinin tabiriyle bir yanda küçük Ahmet’in hızlı yaşamı, öte yanda büyümüş, akl-ı selim hareket eden, olgunlaşmış Ahmet’in bu yaşanmışlıklardan edindiği tecrübeler sıralanıyor kitabın sayfaları arasında. Darbeler, devrimler, 1789 yutturmacaları, felsefi sallamalar, İnönü’ler, kır atlar, arılar ve petekler ve tabi ki oklar, nefis bir dille resmedilmiş. Türkiye tarihi ne çok ezber yapmış meğer… Aynı zırvaları allayıp pullayıp, yeniden ve defalarca makyajlayıp nasıl da yutturmuşlar. İslam ve Müslümanlar hiç mi dost olmazmış bir coğrafyaya? Yüzde doksan küsuru Müslüman olarak kayda geçmiş Türkiye’de, burası neresi ve kimin memleketi dedirtiyor yazarın yaşadıkları.

“Dünya gündemini aylarca ‘Çavuşeskuların görkemli hayatı’yla işgal eden köpekler, görünmeyen plandaki icraatlarına bir yenisini daha eklediler: Azerbaycan Katliamı… Bir yenisini daha ekleyecekler: Kafkasya’daki işleri bitince, Kuzey Afrika’ya yönelip, bu kez de Muammer Kaddafi’nin defterini dürecekler. İşte buraya yazıyorum.”

Defterler dürüldü. İyisiyle kötüsüyle başı alındı Kaddafi’nin ve İslam coğrafyası sadece Kuzey Afrika’da değil, yeryüzünün her metre karesinde birbirine düşürüldü, düşürülmeye devam ediliyor. Allah basiretimizi açsın, Ahmet Kekeç’i de yeni kitaplarla aramıza döndürsün en yakın zamanda.

 

Yavuz Ertürk yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2016, 17:08
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13