Bazı çocuklar için bayram, hiç gelmeyendir

Ramazan ve oruç, dünya yolculuğumuza farklı bir anlam katıyor. Dönüp baktığımızda oruçlu zamanlarımız daha görkemli. Turgut Akça yazdı.

Bazı çocuklar için bayram, hiç gelmeyendir

Ramazan ve oruç, dünya yolculuğumuza farklı bir anlam katıyor. Dönüp baktığımızda oruçlu zamanlarımız daha görkemli.

Otuz gün oruçla yolculuğumuz devam etti, daha doğrusu oruç; otuz gün boyunca yol arkadaşımızdı, yoldaşlık etti bize. İnsanın dünya yolculuğunda ayağına dolaşan dünyalık meşgaleleriyle, ihtiraslarıyla tutkularıyla nasıl başa çıkacağını öğretiyor oruç. Bu tecrübelerle biz bayramdan sonra Ramazansız yolumuza devam edeceğiz. Bu bir aylık tecrübe bizim yolumuzu aydınlatacak. Ömrümüz olursa seneye on gün daha erken gelerek, gücümüzün takatimizin bittiği yerde bize yine güç ve kuvvet olacak oruç.

Bir aylık farklı bir yolculuğun sonunda bayramla kendini uğurluyor, ramazan bize bir bayram armağan bırakarak ayrılıyor aramızdan. Biz bayram sevincini yaşarken oruç aramızdan ayrılıp gidecek biz ancak bayramdan sonra anlayacağız orucun aramızdan ayrılıp gittiğini.

Gece boyu örsle çekiç arasında dövülmüş güneş, kızgın demirin suya batırılması gibi denizden çeliklenmiş olarak çıkacak, çiğ damlalarının üzerinde kristal renk cümbüşü ışıklar saçacak. Çocuklar yataklarının altına koydukları bayramlıklarını yine giyecekler. Ama babalar o minik ellerden tutup camilere gidemeyecek bu bayram. Cami avlularında çocuk sesleri kuşların sesine karışamayacak, kuşlar çocuklarsız söyleyecekler şarkılarını.

"Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede

Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye’de

Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,

Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi

Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,

Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.

Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,

Duyulan gökte kanat, yerde ayak sesleridir.”

Yahya Kemal devamında “Bir geliş var! Ne mübarek, ne garip âlem bu!” sözleriyle sokaklardaki canlılığı huşuu dile getirmekte. Süleymaniye de mahrum kalacak bu bayram, Hacı Bayram da… İstanbul, Bursa, Konya, Erzurum, Diyarbekir, Semerkant, Buhara, Bağdat, Şam, Kahire ve Kudüs… Kâbe’nin hüznünü yaşayacak bu bayram.

Dedeler-nineler gönül rahatlığıyla sarılamayacaklar torunlarına. Eller öpülemeyecek ama o eller yine harçlık bırakacak minik avuçlara. “Bir çocuk için bayram, ansızın kapısını çalan oyundur. Kendisini fark eden hayat, sorularına yanıt veren evrendir bayram, bir çocuk için. Bir çocuk için bayram, gelse her şey; ama bir türlü gelmeyendir gecelerce.” diyor İsmet Emre Sular ve İnsanlar kitabında. Bu bayram tıpkı ramazan gibi biraz buruk geçecek. Çocuklar bayramlıklarını evlerinde giyebilecek ancak. Ramazan gibi bayram da farklı bu yıl. Gözle görülmeyen bir mikrop insanlığı esir aldı. O halde bu bayramda biz dünyadaki çocukların bir kısmının zaten bayramlıklarını giyemediklerini, minik parmaklarıyla babalarının ellerinden tutup camilere gidemediklerini düşüneceğiz. Zaten onların giyecekleri bayramlıklarının, ellerinden tutacakları babalarının olmadığını düşüneceğiz çocuklarımızla.

Bayramlar kederi bir tarafa bırakıp sevinçle dolma günleri, paylaşma günleri, o halde keder de paylaşılmalı sevinçler gibi. Dünyayı çocuklara dar edenler kendi dertlerine düştüler, şimdi de kendi dertlerini gündemin merkezine aldılar. Zaten göz ardı edilen evsiz yurtsuz çocuklar gündemimizde hiç yer almıyor artık. Hayat eve sığar dedik evlerimize sığındık. Ama hayat çamura kurulan çadırlara sığar mı, konteynırlara sığar mı? Çocuğuna bayramlık alamayan babanın yüreği bedenine sığar mı?

Abdurrahim Karakoç’un şiiriyle bitirelim:

Güneş yükselmeden kuşluk yerine

Bir adam camiden döndü evine

Oturdu sessizce yer minderine.

Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı

Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı…

Eli öpüldükçe içi burkuldu

Konuşmak istedi, dili tutuldu

Güç belâ ağzından bir “off!” kurtuldu

Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı

Adam “he ya” dedi, gözü kapalı…

Düşündü kış yakın, evde odun yok

Tenekede yağ yok, çuvalda un yok

Yok yoka karışmış; tuz yok, sabun yok

Avrat “Bayram” dedi, eğdi başını

Adam “evet” dedi, sıktı dişini…

Çalışsa ne iş var, ne cepte para

Dağ oldu içinde büyüyen yara

Dikti gözlerini karşı duvara

Takvim “Bayram” dedi, silindi yazı

Adam “öyle” dedi, bağrında sızı…

Döndürse yönünü herhangi dosta

Yaralı, gariban, dul, yetim, hasta

Yıllar, aylar, günler erirken yasta

Yer-gök “Bayram” dedi, ağzını açtı

Adam “Bayram” dedi, evinden kaçtı!..

*

Gönlünüz bayram yerine dönsün…

Turgut Akça

Güncelleme Tarihi: 25 Mayıs 2020, 09:39
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26