banner17

Baş üstünde yerin var Kentel!

6 sene olmuş. Ferhat Kentel'in dehşet doğruları yazdığı o makalesinden cesaret alarak neler söylenebilir?

Baş üstünde yerin var Kentel!
Gerçek Hayat
(+)

Kasım 2004 - Mart 2010

Ferhat Kentel’in aşağıda alınlatıdığımız yazısından anlaşılan; özetle / mealen: Direniş dilinin kayırmacı, öncelemeci, öteleyici tehlikeleri vardır. Bu zaaf büyürse bazı dünyalara, insanlara, şehirlere bigâne kalma tehlikesi ortaya çıkabilir.

Kentel, sosyalist/devrimci dili içerden eleştirdiği yazısında İspanyol İç Savaşının Uluslar arası Tugaylarını efsaneleştirenlerin tabloyu eksik bırakmamalarını ve resimde hak ettiği yere Irak’ı, Felluce’yi ve ordaki Yemenliyi de koymaları gerektiğini söylemişti.

6 sene sonra bugünlerde de benzer bir anlama gelecek ve aynı rikkate işaret edecek sözler  gazeteci Adem Özköse’den geliyor. Adem her ırktan her mezhepten her dinden insana hakkını teslim eden bir haberci.

Adem Özköse çocuklarlaİşte Gerçek Hayat'taki son haber/röportajında İrlandalı Cueeva var. Cueeva, Irak’ta, Lübnan’da, Filistin’de yıllardır ceht eden 78 doğumlu İrlandalı bir savaş karşıtı.

Rachel’in arkadaşı Cueeva  (Caoimhe Butterly)

2003’de Gazze’de İsrail buldozeriyle öldürülen Rachel Corrie’nin arkadaşı da olan Cueeva’ya hakkını teslim eden Özköse bir hatırlatmada bulunmayı da ihmal etmiyor. Dünya Vicdan Günü ismiyle ikincisi düzenlenen ve haberi bu sitede de çıkan toplantıda Adem “Rachel’i unutmayalım ama kendi şehitlerimizi de unutmayalım”  demişti. Adem’e katılmamak elde değil. Sadece insanlar üzerinden değil ülkeler üzerinden de böyle olmalı.  

Caoimhe Butterly

Caoimhe Butterly

Caoimhe Butterly

Caoimhe Butterly

Caoimhe Butterly

Resimleri büyütmek için üzerini tıklayın

Edebiyatında, müziğinde, akademisinde, hatıratında, romanında, siyasetinde, şiirinde Balkan/Bosna tarafına hak ettiğini –bazen romantizme kaçarak- veren dil,  Irak’ı da unutmasın mesela. Afganistan’ı işgal eden komünist Sovyetler olunca 80’lerde yükselen bilinç ve edebiyat, işgalci güç bugün Amerika olunca da sesini kesmesin, aynen devam etsin mesela.


Ferhat Kentel

Felluce, yeni dialektik ve

Bazı konular var ki, insanın içi öfkeden (ya da başka yoğun bir duygudan) dolup taşsa da yazamıyor. Felluce’de Amerikan ordusunun yaptığı vahşet karşısında yazamamak gibi. Felluce’nin gelişi önceden belliydi. ABD’de başkanlık seçimlerini Bush’un kazanmasıyla daha da emin olduk ve biz hiçbir şey yapamadık… Şimdi dört sene daha yeni muhafazakarlığın “özgürlük”, “serbest piyasa” falan satan, “demokrasi” ihraç eden irrasyonalitesine maruz kalmaya devam edeceğiz. Kendi siyah ırkının, gene kendi hemcinslerinin sorunlarına karşı bile bir empati duymayan bir Condoleezza Rice’ın uzaklardaki insanlara karşı kalbinin hiçbir şekilde titremeyeceğini biliyoruz. Ve şu anda daha başka Felluce’lerin geleceğini de biliyoruz. Biz gene bir şey yapamamaya devam edeceğiz… Bu yeni muhafazakarlığın dayanılmaz küstahlığı karşısında öylesine çaresiz durumda kafamızı önümüze eğmeye devam edeceğiz.

Amerikan askeri, hayatı ekranın önünde, Holywood’tan, play station’dan öğrendi. Şimdi aynı insan müsveddesi, bu sefer kameraların önünde, yerde kıvranan Iraklının “ölü taklidi yaptığına” kanaat getirdikten sonra kafasına bir kurşun daha sıkıyor ve “tamam şimdi öldü” diyerek “scoreboard”una bir çentik atıyor. Biz bilgisayarlarımızın başında yazamadıkça, önce öfkeden dolup taşıp, sonra öfkemizin bizi yaşayamaz hale getirmesine engel olmak için hiçbir şey yokmuş gibi yaparken, başka bir takım insanlar hayatlarıyla yazıyor ve içlerinde yaşadıkları duyguları olduğu gibi bütün şeffaflığıyla ortaya döküyorlar…

Aynı, 6 senedir ilâhiyat okuyan, beş çocuğu ve hamile eşine bakmak için minibüs sürücülüğü yapan Yemenli bir öğrencinin yaptığı gibi. O Yemenli, her şeyini bırakıp Felluce’ye gidiyor. Bu çok bildik bir durum aslında. Tarihte çeşitli örnekleri var. Ancak bildiğimiz şeyler, bilmeyi tercih ettiğimiz şeyler genellikle bizim çevremizle, tarihle kurduğumuz anlam ilişkisinden bağımsız değil. Onun için bazılarımız İspanya iç savaşında “uluslararası tugayların” oynadığı gerçek ve mitik rolü çok iyi biliriz. Bu bizim “bilme” ve “algılama” kalıplarımızda çok rahat yer alır. Ama Yemenlinin ya da başkalarının Felluce’de direnişçilerin yanına katılmasında benzer bir “uluslararası tugay” efsanesi göremeyiz. Çünkü İspanya’daki dil ve Felluce’deki dil farklıdır. Biz bir dili duyarız; diğer dile kalbimiz kapalıdır, duyamayız; duysak bile anlamayız…

İspanya’da Faşist Franko’ya karşı konuşan sosyalizm dilinden farklı olarak, Felluce’deki dil Müslümanların dilidir.  Biz bu dili duymayız; duysak da anlamayız.  Yemenlinin dilinde “zalime karşı savaş”, “cennete gitmek” üzere girilen yol vardır. Yemenliyle birlikte bir araya gelen insanların barındıkları evlerin duvarlarında kızıl bayraklar falan yoktur; o evlerin pencerelerinden “enternasyonal” marşının melodisi yükselmez… O evlerin duvarlarında Mekke ve Kabe’nin resmi vardır; duyulan ses Kur’an okuyan, ellerini yükseklere kaldırarak dua eden bir sestir: “Allahım, Sen Peygamberini kâfirlere karşı savaşta zaferle onurlandırdın. Bizi de Amerika'ya karşı savaşta muvaffak eyle. Allahım...! Amerika’yı ve onunla birlikte olanları her yerde mahveyle...! Allahım bizi dinimizin değerini bilenlerden eyle...!”

Bu dil bilgisayar başında yazı yazamamanın ya da yazılabilenin anlamsızlığı karşısında tek anlam taşıyan dil… İspanya’daki uluslararası tugayların bir zamanlar oluşturdukları gibi bir anlam… Şimdi Felluce’deki dil çok daha da basit ama bir o kadar anlam taşıyan bir dil… Çünkü bu dile göre Felluce’de olmak “İslâm için çarpışmaya gelmek; Allah’a ibadetin en üstünü şehadetle karşı karşıya gelmek” demek.

Bu dil bizim Batı’ya açılan pencerelerimizden çok kolay anlaşılabilecek bir dil değil; bu dil “çağdaş dünyayla konuşan” bizim kültürel sermayemize pek uyumlu bir dil değil. Diplomasi, müzakere, kınama dillerimiz karşısında oldukça burun kıvırdığımız bir dil… Ama biz beğensek de beğenmesek de; anlasak da anlamasak da, yakın zamanda neo-con’ların dili karşısında ortalığı kasıp kavuracak tek dil…

Çünkü bugün bu dil, küstah ve faşist neo-conlar karşısında diyalektik bir kutbu oluşturacak tek alternatif olarak konuşuyor. Bugün modern, konforlu ve konformist hayatlarımız, tahayyüllerimiz ve dillerimizle biz Felluce’ye gitmeyeceğiz; gidemeyeceğiz. Ama o dil orada konuşuyor ve bizim burada oturduğumuz yerden, bilgisayarımızın başında, evlerimizde, sokaklarımızda, okullarımızda yapacağımız bir şeyler var: Önce, Felluce’deki Yemenlinin dilini “devrimci” bir dil olarak kabul etmek… Sonra “direniş” literatüründe ona ve oradaki tugaylardaki diğer gönüllülere yer açmak… Orada savaşan insanların dilinin önünde saygıyla eğilmek ve ona itibar vermek… Duvarlarımıza Che’nin yanına isimsiz Yemenli’nin posterlerini asmak… Çünkü onlar gerçekten bunu çok hak ettiler; çünkü onlar sadece kendi onurlarını değil, bizimkini de kurtarıyorlar…

(gazetem.net’den Ferhat Kentel’in 18 Kasım 2004 tarihli makalesi. Kaynak: link)


Yasin Şafak derledi, dikkat çekti

Güncelleme Tarihi: 30 Mart 2010, 16:47
YORUM EKLE
YORUMLAR
Zülfü Yıldırım
Zülfü Yıldırım - 9 yıl Önce

“Rachel’i unutmayalım ama kendi şehitlerimizi de unutmayalım”. Yukarıdaki yazıdan alıntıladım. Binlerce kilometre ötedeki evinden kalkıp gelen, Filistinli kardeşlerimize yapılan zulme karşı çıkan Rachel bizim değil de kimin şehididir. Cümleden incindim doğrusu.

nurcan
nurcan - 9 yıl Önce

Çok güzel bir haber olmuş. Hem konusu itibariyle hem de bizi düşünmeye sevk eden bir yazı dizisi olması sebebiyle.

Ayrıca Adem Özköse Konya'ya geldiğinde PATANİ Konferansı vermişti. Oda kayda değerdi; bunu da belirteyim istedim :) ...

banner8

banner19

banner20