banner17

Bandırmalı Ali Efendinin dükkanına sahip çıkılmalı

Bandırma’nın medâr-ı iftihârı Tatlıcı Ali Efendi’nin (Ali Öztaylan) kurduğu, çok önemli isimleri misafir ettiği, acısıyla tatlısıyla çok değerli bir dönemin tanıklığını yapan Öztaylan Sütevi kapandı. Cihat Demirci bunun üzerine yazdı.

Bandırmalı Ali Efendinin dükkanına sahip çıkılmalı

Üzücü bir haber düştü geçtiğimiz günlerde Bandırma’nın yerel gazetelerine: “Asırlık Öztaylan Sütevi kapandı.” Bandırma’nın medâr-ı iftihârı Tatlıcı Ali Efendi’nin (Ali Öztaylan) kurduğu, yaşattığı ve hatıralarının geçtiği, çok önemli isimleri misafir ettiği, acısıyla tatlısıyla çok değerli bir dönemin tanıklığını yapan ve bir dönemin hatırat kitaplarında sıklıkla bahsi geçen Bandırma Haydarçavuş Camii karşısındaki Tatlıcı Ali Efendi’nin dükkânı kapandı.

İnanmak istemeyerek dükkâna gittim ve Öztaylan Sütevi tabelasının kaldırıldığını müteessir bir vaziyette müşahede ettim. Ardından Ali amcanın kabrini ziyaret ettim ve af dileyerek ruhuna bir Fatiha hediye gönderdim.

Biz biliyoruz ki Osmanlı Müellifleri yazarı Bursalı Mehmed Tahir Efendi’nin ifadesiyle “Kadir bilen milletler içinde kadri bilinecek insanlar yetişir.” Biz bu büyük insanların, bu büyük mekânların kadrini bilmeden bu müesseseler kadar kıymetli mekânlarımız olmayacak ve böyle büyük insanlar yetiştiremeyeceğiz. Değil mi ki din vefadır!

Birçok gencin okutulmasına vesile oldu

Mezkûr tatlıcı dükkânının hikâyesi şöyle:

Arnavut Ahmet Efendi tarafından 1915 senesinde Bursa-Bandırma’nın en merkezî yerinde, Cumhuriyet meydanının kenarında, Haydarçavuş Camii'nin karşısında kurulan Sütevi’ni, Ali Öztaylan Efendi, kardeşi Muzaffer Öztaylan ile birlikte 1918 senesinde satın alırlar. Bundan sonra Ali Efendi’nin şehrin simgelerinden biri haline getirdiği bir işletme olan Sütevi sadece bir tatlıcı değil, bölge insanı için her türlü sorunun halledildiği, görüşmelerin yapıldığı, önemli misafirlerin ağırlandığı bir yer olmuştur.

Bandırma civarında birçok kimseden, “Ben de üniversiteyi Ali amca sayesinde okudum. Felanca amca beni bir gün Tatlıcı dükkânına götürdü, Ali Efendi ile tanıştırdı ve onun verdiği/vesile olduğu burslar ile okuyabildim.” cümlelerini duyarsınız. Ali amca ekonomik yönden sıkıntılı ailelerin çocuklarının okumasını çok arzu eder ve onlara çok destek olur. Ona güvenen bölgenin zenginleri ve iş adamları ile ihtiyaç duyan öğrencileri buluşturmaktır onun yaptığı. Darda kalan, sıkıntıya düşen, gönlüne bir nebze ferahlık isteyen birçok kimsenin yolu bu dükkândan geçmiştir. Özellikle dini tahsil yapan, ilahiyat fakültesi okuyan gençler Ali amca için fevkalade önemlidir. “Elini öpmeye gittiğimizde o elini öptürmez, bizim elimizi kendi öperdi.” diye anlatılıyor.

Ayrıca İstanbul ve Bursa başta olmak üzere civar illerden Ali amcayı ziyaret edenlerin ilk durağı da tatlıcı dükkânı olur. Genelde gemiden inen misafirler ilk olarak bu dükkânda misafir edilir, orada Ali amca ile görüşür ve Ali amca özel misafirlerini daha sonra evinde ağırlar. Bu mekânı kendi zevkine göre ve kendi güzelliğinin yansıması olacak şekilde tanzim eden Ali Efendi, harf inkılabı zamanlarında, zorlu teftişler ve baskılar dönemlerinde bile astığı hat levhalarını indirmemiş ve bunun neticesinde bazı takibatlara da maruz kalmıştır. Sultan Fatih portresini kaldırmadığı için “Osmanlı muhibbanı mısın?” sorgusuna maruz kaldığını kendisi hatıralarında anlatmaktadır.

Bir tatlıcı dükkânının bu kadar zevkle dokunduğu, bu kadar huzur verdiği başka mekân var mıdır

Dükkâna asılan hüsn-i hat levhaları bizzat Ali Efendi’ye hediye edilen yahut satın aldığı orijinal levhalardır. Kamil Akdik hattı ile nesih bir levha, Uğur Derman hattı ile “Yâ Hafîz” levhası, Necmeddin Okyay’a, Macid Ayral’a, Hulusi Efendi’ye ait hüsn-i hat levhaları bunlardandır. Bunun yanısıra Ali Efendi’nin yağlıboya tabloları ve porselen ürünler de duvarlarda yer bulmuştur. Elbette duvarlara asılan her bir eser birçok hatıra ihtivâ etmektedir. Bir tatlıcı dükkânının bu kadar zevkle dokunduğu, bu kadar huzur verdiği başka mekân var mıdır, bilinmez.

Bu dükkândan bazı sabahlar bir miktar tatlı alarak gemiye binen Ali amca, Süheyl Ünver’lere, Mahir İz’lere, Neyzen Tevfik’lere, Selçuk Eraydın’lara ve nicelerine tatlı ikram etmiştir.

İnsan istiyor ki bir vefakâr meydana atılsa da bu mekâna sahip çıksa; burası Bizzat Ali amcanın astığı her biri tarihî eser hüviyetindeki hat yazıları, resimler ve levhaların muhafazası ve sergilenmesi ile bir müze olsa. Büyüklere vefamızı göstermiş olsak. Bir tarihe biz sahip çıkıyoruz diyebilsek. Genç nesillerimiz ile bu müze vesilesi ile Ali Efendi’yi tanıştırabilsek. Büyükleri, örnek şahsiyetler olarak onların önlerine koyabilsek...

 

Cihat Demirci yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Aralık 2015, 12:20
YORUM EKLE
YORUMLAR
Bahri TEKİN
Bahri TEKİN - 3 yıl Önce

Okudukça içerisine aldı duygularımı. Hiçbir husus aslı gibi olmasa da, dile kolay 97 yıl. Bir vefa olarak bir müze ve buluşma yeri olarak muhafaza edilebilir.Bahri TEKİN

Ramazan Toprak
Ramazan Toprak - 3 yıl Önce

'değil miki din vefadır' unutulmaya yüz tutan erdemlerimizden vefayı,unutulmaması gereken bir değerli kurum ile hüzünle dokuyarak hatırlattığınız için teşekkür ederiz efendim..

kitapçı
kitapçı - 3 yıl Önce

cihat bey kardeşimizden allah razı olsun. tatlıcı ali efendi ile ilgili ikinci yazısını da okuduk böylece. kendisinden gerek bandırma gerek tatlıcı ali efendi hakkında daha nice haberler bildiren yazılar okumak istiyoruz. allah kalemine kuvvet versin...

banner19

banner13

banner20